BAYRAKLARI İNMEYECEK; ACILARI DİNMEYECEK…

BAYRAKLARI İNMEYECEK; ACILARI DİNMEYECEK…

Emperyalizmin kirli Türkiye oyunlarının karşısında aslan gibi durdukları için öldürüldüler… İki gerçek yurtsever; iki gerçek insansever…

Bakmayın tetiği çekenin, tuzağı kuranın, bombayı koyanın kim olduğuna. Kirli ilişkiler ağında en tepede yeraltı ve yerüstü kaynaklarımızı yağmaya çıkmış, aramızdan kendisine yüzsüz ve vicdansız işbirlikçileri bulmuş, inançlarımızı, kültür farklılıklarımızı kullanarak kendisine beyinsiz tetikçiler yaratmış bir sistem var… Kurtuluş Savaşı’nda dişle tırnakla yurdumuzdan attığımız emperyalizm şimdi şirketleriyle, ortaklıklarıyla, beyaz yakalı uşaklarıyla, şan ve şatafat düşkünü, mal ve mülk şapşalı uşaklarıyla aramızda…

Uğur Mumcu, emperyalizmin Şark ve ülkemiz üzerindeki din istismarcısı çirkin politikaların derinliğine farkına varan ve tüm varlığıyla ona karşı çıkan sosyalist bir aydındı… Almanya’nın Türk din adamlarına verdiği maaşı ve bunun arkasındaki oyunları “Rabıta” olayı ile o duyurdu kamuoyuna. Türkiye’ye ABD emperyalizminin darbe, suikast, karışıklık, bombalama örgütü CIA’in kimi görevlerini devralmak için 1983 sonrası ABD Kongresi kararıyla kurulmuş NED (National Endowment for Democracy) örgütü aracılığıyla tüm dünyaya “demokrasi ihracı” işlemi çerçevesinde Türkiye’deki Türk-İslam sentezcisi örgüt ve yığınlara aktarılan, aralarında İlim Yayma Cemiyeti ile Aydınlar Ocağı üyelerinin ve CIA Türkiye İstasyon Şefi Paul Henze’nin ve kimi “liberal” aydınların da yazı yazdığı, Prof. Dr. Aydın Yalçın tarafından yönetilen “Yeni Forum” dergisine gelen 50.000 ABD Doları’nın izi de Uğur Mumcu tarafından bulunmuştu… Babam Dursun Akçam’ın Almanya on bir yıllık sığınmacılığı sonrası 1991 yılında döndüğü Ankara’da günler sürmüş gözaltıların arkasından evimize ziyarete gelmişti Uğur Mumcu; uzun uzun konuşma olanağı bulmuştuk. Terörün, silahlı şiddet eylemlerinin her türlüsüne karşıydı. PKK eylemlerini de açıkça eleştiren, arkasındaki kirli ilişkileri araştıran namuslu bir gazeteciydi… “Kürtler sömürgeciliğe karşı bağımsızlık savaşı yapıyorlarsa ne işi var CIA ve MOSSAD’ın Kürtler’in arasında? Yoksa CIA ve MOSSAD, antiemperyalist savaş veriyorlar da dünya bu savaşın farkında değil mi?” demişti…

24 Ocak 1993 günü otomobiline konulan bir bomla ile bedeni ortadan kaldırıldı… “Vurulduk ey halkın unutma bizi!” demişti; öldürülen, işbirlikçiler tarafından katledilen tüm aydınlar adına… Unutmayacağız, unutturmayacağız!

Gaffar Okkan, daha önce Kars’ta da emniyet müdürü olarak bulunmuş ve çok farklı bir ad bırakmış, çok sevilmiş bir emniyet görevlisi, yoğun çalıştığı dönemlerde bile dışarıdan üniversite bitirmeyi başarmış bir hümanist aydındı. Onun emniyet müdürlüğü yaptığı dönemde Diyarbakır’da renkli boyanmış sivil polis araçları kaybolan çocuklara ve zor durumdaki yaşlılara yardım için sokaklarda dolaşıyordu. Kadın trafik polisleri ilk kez onun zamanında trafik yönetmeye çıktılar. Asıl önemlisi onlarca kişinin katili, boğma ipleriyle kadınları bile boğazlayan Hizbullah adlı silahlı terör örgütünü İstanbul’a kadar uzanan operasyonlarla o çökertmişti…

24 Ocak 2001 günü görevine giderken otomatik silahlı kalabalık bir grubun rol aldığı bir tuzakla, yanındaki polis memurlarıyla birlikte kurşun yağmuruna tutuldu… Bugün, ona ve polislere tuzak kuranlardan hiçbirisi cezaevinde değil artık. Tümü de haktan adaletten söz ederken tozu dumana katan bugünkü yargı sisteminin failleri, son katili de “yeniden yargılama” vb gibi uyduruk gerekçelerle üç yıl önce serbest bıraktılar… Hiç utanmadılar bu işleri yaparken de…

24 Ocak aynı zamanda, emperyalizmin Turgut Özal gibi (dolaylı yoldan 12 Eylül sonrası ABD’nin Türkiye üzerindeki ekonomik ve kültürel oyunlarını yaşama geçiren ekibin bir parçası, önemli adlarından) politikacılar tarafından Türkiye üzerindeki “serbest piyasa” işlerinin gerçekleştirildiği, kamu fabrika ve işletmelerinin kapatıldığı ya da özel sektöre satılarak yok edildiği bir gidişe ait ünlü “24 Ocak Kararları” kararlarla ile de anılır. O kararlardan sonra tarım alanındaki desteklemeler azaltılmış, dış ticaret serbestleştirilmiş, yabancı sermaye yatırımları teşvik edilmiş, kâr transferlerine kolaylık sağlanmıştı…

Yurtsever, insansever aydınlarımıza, kamu görevlilerine yönelik suikastlerin, Ergenekon, Balyoz gibi kumpas davalarının arkasında işte bu ekonomik gerçekler de vardır… Ve işin en acısı, bugün sosyal demokrat geçinen birileri tarafından da “hayır” ile anılıyor o işbirlikçi politikacılar, kültür merkezlerine, bulvarlara adları konuluyor… Nereye konulursa konulsun o adlar; bir utanç belgesi olarak kalacak…

Uğur Mumcular, Gaffar Okkanlar ise hep onurla yaşayacak aramızda… Bayrakları inmeyecek, acıları dinmeyecek o güzel insanların…

Bu ülke hep “köpeksiz köy” olmayacak emperyalizme, yerli ortaklarına ve beyinsiz tetikçilerine…

Çığ gibi büyüyecek yurt ve insan sevgisiyle yola çıkanlar… Ülkemizin dağlarında yine çiçekler açacak, özgürce, kardeşçe, adaletle aydınlatacak güneşler doğacak yurdumuzun üzerinde…

Gününüz aydın olsun değerli dostlar…

 

About Post Author