UNUTULMAYAN HAYATLAR VE KİTAPLAR…

UNUTULMAYAN HAYATLAR VE KİTAPLAR…

Hayatımız beklenmedik karşılaşmaların bizleri çoğaltması ile yürüyüp gider. Rastlantı, bir yere kadar nedensiz ve şaşırtıcı olabilir; sonrasında Gerçeküstücü şair Andre Breton’un o ünlü tanımı akla gelir: “Nesnel rastlantı!” Halkımız bir özdeyişle bu tanımı daha da anlaşılır kılmış: “Bir insanın neyse niyeti, odur âkibeti…”

1979 yılının Şubat ayında, adalet ve özgürlük kavgacısı, aynı zamanda çalışkan ve işine düşkün bir cerrahi asistanı olmanın bedelini sürgünlerle ödediğim bir serüvenden sonra daha önce adından başka hiçbir şeyini bilmediğim Karabük SSK Hastanesi’ne genel cerrahi uzmanı olarak atanmamla birlikte, farklı bir yaşam kulvarına girmiş gibi oldum. Karabük’te de çevre il ve ilçelerde de unutulmaz dostluklarla donanmış, hem yorucu, hem onurlandırıcı, hem de hiç unutamayacağım iki on yıla yakın bir zaman bulundum. Batı Karadeniz içlerinin CUMHURİYET armağanı demir çelik fabrikalarının Anadolu’nun hemen her yöresinden çekip getirdiği emekçi insanları yanında bölgenin yerlisi “kıvırcık” diye anılan bir halkla, Yenice’nin, Filyos’un, Kilimli’nin, Çatalağzı’nın Gökçebey’in yeraltı maden işçileriyle, ormanlarda, bostanlarda alın teriyle geçinip, en güzel insanlık ve dayanışma örneklerini sergileyen bir toplumu tanıdım orada. Yaralanmış parçalanmış bedenlerine de değdi ellerim, kanımla onları yaşama geri çağırmaya da çabaladım, birlikte futbol da oynadım, kahvehanelerinde Maça Kızı da… Türk Tabipleri Birliği bölge temsilcisi olarak Zonguldak’ta açtığımız bir “İş Sağlığı Kursu” için onlarca hekim arkadaşımla birlikte yüzlerce metre yer altındaki karanlık koridorlara, kömür emekçisi kardeşlerimin yanına indim. Karabük’te gece sabahlara kadar ekmek parası için sıcak çelikle cebelleşen emekçilerimin sağlığı için “İş Sağlığı ve İşyeri Hekimliği” uygulamalarını yaşama geçirmeye çalıştım.

Bu arada tanıdığım yerlerden birisi de Bartın oldu. Uzun yıllar kamuya ait çalışan bir cerrahi servisi bulunmayan Bartın ve komşu yerleşimlerin de hekimi oldum. Ulus’ta, karla, buzla, çamurla kaplı sahada futbol oynadım, Amasra’da, İnkumu’nda, Çakraz’da, Bozköy’de hırçın dalgaların kucağına da attım kendimi. İnkumu’nda yanımdaki, birisi Bartın Terkehaliller Köyü öğretmeni, beni bir söyleşi ve kitap imzasına çağırmış olan iki genç kadın öğretmen arkadaşımla bir rip akıntısına kapılıp uzaklara sürüklendiğimiz, yanımızda bizimle birlikte akıntıya kapılmış genç bir askerin boğulduğunu sonradan öğrendiğim, benim o iki kız kardeşi kurtarmak için verdiğim bir saati aşkın mücadelenin sonunda, ertesi gün oturduğumuz deniz kenarındaki bir kafede, “dün burada bir babayla iki kızı boğuldu” haberini aldığım zamanlar da yaşadım.

Karabük’teki yıllar “Şalter Kemal” ile, “Doktor Civanım” ile, “Aslan Asker Arslan” ile, “Eğer” ile “Sığıntı” ile öykülere, romanlara aktı. Cumhuriyet Gazetesi konuk yazarı olarak ülke ekonomi-politikasıyla ilgili yazılarıma orada başladım.

Yarın Bartın Kitap Fuarı için Cumhuriyet Kitapları ve Bartın Belediyesi’nin konuğuyum. Biliyorum ki, orada çok güzel insanlar beni bekliyor. Bartın VSD Doktoru İsmet Kavaklı, Devrek’teki konuşmacı olduğum bir toplantıda yıllar önce tanıştığımız ve Dursun Akçam Kültür Ve Sanat Vakfı’nın da üyesi olmuş Mehmet Naci Kocabıyık, Köksal Toptan Lisesi Türkçe öğretmeni Keramettin Çetin, Karabük Demirspor kalecisi, trafik polisliğinden emekli olup oraya yerleşmiş Sadık Yeşilova kardeşim de büyük olasılıkla orada olacaklar. Karabük’ten Bartın’a geçip oğullarıyla birlikte büyük bir demir çeliş işletmesi kurmuş, bir ara önemli bir rahatsızlık geçirip şimdi sağlığına kavuştuğunu bildiğim güzel insan Sabri Mescier’i de anmalıyım; bir süre önce toprağa verilmiş, orada yönetici olduğum yılar boyunca SSK Hastanesi’ne yakıt taşıtmış eniştesi Safranbolulu Mustafa Bakkal’ı da…

Unutulmaz insanlar anılarla da yaşamalı, kitaplarla da…

Bantın’a giderken hangi yolu kullanacağımız bilemem ama Türkiye’nin en güzel sonbahar manzarasının Safranbolu ile Bartın arasındaki o yol çevresinde yaşanabileceğini söylemek istiyorum. Görmeyen varsa o yolu, o bin çeşit rengin birlikte sergilendiği ormanları, su kenarlarını, hiç kaçırmasın… Cemal Süreyya’nın neden “Sonbahar sanattır” dediğini orada anlayacaksınız.

Günlerdir Bartın’a gidecek olmanın heyecanı sardı içimi. Kuşkusuz, anıları anlatmayacağım orada; “Çağımızın Karanlığı ve Cumhuriyet Rönesansı” olmasını istemiştim konuşma başlığının. Özellikle de günümüzün aydın sorununa değinmek istiyorum. Sabahattin Ali, Orhan Kemal, Yaşar Kemal’den Orhan Pamuk’a, Attilâ İlhan’dan Amin Maalouf, kitabı matbaa aşamasına gelmek üzere olan Umberto Eco’ya aydınlarımız ve yazarlarımız için bir iki söz de etmeliyim. Ayıracım olacak İsmail Hakkı Tonguç, Hürrem Arman gibi büyük eğitim devrimcilerini, Fin toplumu kültür kurucusu Snellman’ı da unutmamalıyım.

Konuşacak, anlatacak o kadar çok şey var ki… Yazacak da…

Okuyarak, yazarak, kötülüğe karşı dayanışarak, el ele, kol kola durarak varalım güzel yarınlara…

Gününüz aydın olsun sevgili dostlar…

06 Kasım 2026

About Post Author

About Post Author