1980 sonrası yeni liberal politikaların küresel düzeyde en belirgin iki özelliği; Devlet dışlandı, siyasette otokrasi tırmandı.
Devletin dışlanması nasıl oldu?
1- Kamu altyapı yatırımları ve Kitler özelleştirildi.
Kit’ler zarar ediyor denildi. Ama KİT’lerin gelir dağılımına ve insan refahına etkisi dikkate alınmadı. KİT’leri kar zarar esası değil sosyal fayda ve maliyet esasına göre değerlendirmek gerekir.
Türkiye’de de KİT’ler özelleştirildi. Ama bazılarının arsaları satılarak kapatıldı. Mal arzı daraldı. Et balık kurumu gibi bazı kurumlar kapatıldığı için, et pahalılaştı.
Dahası elektrik, su doğal gaz gibi stratejik malların üretimi ve dağıtımı özelleştirildi. Birim fiyatlar arttı.
2- Kamu özel işbirliği – yap işlet devret modeli ile kamu yatırımları daha pahalıya çıktı. Bütçeye ilave maliyet getirdi. Türkiye de elektrik, İngiltere’de su dağıtımının ve Şili’de emekliliğin özel fonlara devri, fiyatların artmasına ve halkın refah seviyesinin düşmesine neden oldu.
3- Devletin üretici, planlayıcı ve sosyal koruyucu rolü daraldı. Devletin düzenleme ve denetimi zayıfladı. Bunun içindir ki, Piyasada spekülasyon ve manipülasyon arttı. Türkiye de fon krizi bu dediğime örnektir.
4- Sektörel dengeler bozuldu.
Finans sektörünün ve sermaye piyasasının temel işlevi, tasarrufları üretken yatırımlara yönlendirmektir. Fakat kısa vadeli kazançların ödüllendirildiği, borçlanmanın büyüdüğü ve denetimin yetersiz kaldığı bir ortamda finans, kendi içinde kazanç üretmeye odaklandı. Varlık fiyatlarındaki artış yeni borçlanmayı, yeni borçlanma da fiyat artışını besledi. Üretim kapasitesi aynı ölçüde artmadan kağıt üstünde finansal servet büyümüş oldu.
Bütün bu sorunları aşmak için Piyasa – Devlet optimum dengesi yeniden kurulmalıdır.
Gerçekten bir ekonomide kalkınmanın temel şartı mevcut kaynakları en verimli şekilde kullanmak ve en yüksek toplam faydayı sağlamaktır. Bunun gerçekleşmesi için ülke kaynaklarının etkin kullanılması, özel faydayı hedefleyen özel sektör ile sosyal faydayı hedefleyen devlet faaliyetlerinin, optimum denge içinde olması gerekir. Başka bir ifade ile; bir ekonomide iktisat politikalarının başarısı ve kaynakların en verimli şekilde kullanılması için, her şeyden önce devlet – piyasa arasında optimal bir denge kurulmuş olması gerekir.
Demokraside düşüş ve yükseliş
Ekonomide devlet düzenlemesinin ve denetiminin azalması, otokrasinin yolunu açmıştır. Piyasada spekülasyon ve manipülasyon artmıştır.
Merkezi ABD’ de bulunan Freedom House dünya özgürlükler evi raporlarına göre son 25 yılda dünyada, siyasi haklar ve sivil özgürlükler olarak özgür olmayan ülke sayısı 47’den 49’a yükseldi.
Aynı kurumun 2026 raporuna göre Dünya nüfusunun çoğunluğu, Kısmen Özgür ve Özgür Olmayan ülkelerde yaşamaktadır. Bununla birlikte Bolivya, Fiji ve Malavi, 2025 yılında Kısmen Özgür kategorisinden Özgür kategorisine yükselmiş; böylece yaklaşık 35,5 milyon kişi Özgür kategorisine dahil olmuştur.
Dahası birçok ülkede otokratik rejimler yıkılmaya başlamıştır.
Bu sene, Trump dahil birçok otokratın yenilmesi, demokraside umut ışığını artırdı. Demokrasinin zaafları olsa da, zamanla kendi yanlışını düzeltir. Aslında otokrasi insanlar için bir tuzaktır. Düşünün 143,5 milyonluk Rusya’da Putin ben sizden iyi bilirim diye tek başına karar veriyor. Bu ülkede seçimlerin bir mizansen olduğunu bütün dünya biliyor.
Yayınlama 6 Kasım 2026
Yayın Köşe Yazıları, Son Köşe Yazıları, vitrin, vitrin2, Yeni Çağ

