Yarın akşam ailemin Ankara’da 1998 yılından bu yana mesken tuttuğu, 95 yaşındaki annem Perihan Akçam ve küçük kardeşim Cahit’in şu an yerleşik bulunduğu, benim de 2003 yılından sonra aralıklarla dört farklı adreste kiracı konukları olduğum Çiğdem Mahallesi’nde bir etkinlikte dostlarla buluşacağız, kitapları ve edebiyatı konuşacağız.
Hayata hakkını veren en güçlü ve en çoğul sanat, edebiyattır; öyküdür, romandır, eleştirel denemedir, tarih ve toplumbilim araştırmalarıdır. Bunu birçok kez dile getirdim. Nasıl ki Köy Enstitülü edebiyatçılar okunmadan köy ve temel halk kültürümüz yeterince anlaşılamazsa, Sabahattin Ali, Nazım Hikmet, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Ahmet Arif olmaksızın toplumsal yozlaşma ve bu yozlaşmaya karşı insan direnişi anlam çoğulluğunu bulmazsa, Dr. Hikmet Kıvılcımlı, Ahmet Hamdi Tanpınar, İsmail Hakkı Tonguç, Hasan Ali Yücel, Attila İlhan (romanları) olmaksızın Cumhuriyet sonrası kültürel değişim geniş bir yelpazede görünür kılınamazsa, Vüsat Bener, Bilge Karasu, Leyla Erbil, Oğuz Atay bilinmeden ve okunmadan modern çağa ve ironik dile ulaşmış o büyük edebiyatımızın ufukları yeterince açılamazsa, ben de yaşadığım çağa ve o çağın yazılı metinlerine bir ayna olmanın ötesinde, bu çağı dört boyutlu çoğulcu bir dil haritasında imgelem dünyamıza aktarma çabasındayım. Büyük bir iddia, tamamlanması çok güç bir sav gibi gelebilir bu… Ben amacımı, yolumu, kendimi adadığım düşün dünyamı insan kardeşlerime, yurttaşlarıma açmak, onlarla paylaşmak, farklı renk ve sesleri yan yana ve karşı karşıya koyarak bir karşılaştırma olanağı sunmak kaygısındayım.
Anadolu Rönesansı, Türk Romanında Karnaval, çok büyük oylumlu, büyük emeklerin ürünü olmuştu. O kitapları da, yakında raflarda Literatür Yayınları içinde II. Baskı olarak yer alacak Dilin Dört Atlısı gibi kitapları yeniden yazmam istense, asla yapamayacağımı açıkça söyleyeyim. Onlar bir ömürlük çabanın ürünleridir. “Dillerine Kurban / Orhan Kemal’de Diyalojik Perspektif”, “Romanlarımızda Kurtuluş Savaşı ve Kadınlarımız”, “Aynanın İçi Aynanın Dışına Karşı” (Attila İlhan İzinden Cumhuriyet Kültür Tarihi), “Amin Maalouf İle Geçmişten Günümüze / Edward Said’e Selam İle” de büyük oylumlu çalışmalardı. Yayınlanmış ve henüz yayınlanamamış onlarca öykü ve roman kitabı, dosyası da cabası diyelim.
Okurlarımın bilmedikleri bir yanım da, dünya çapında on milyonlarca araştırmacı ve öğretim görevlisinin izlediği www.academia.edu sayfasında sayıları yüz elliye yaklaşmış farklı bildiri ve makalelerimin “Top %1” de okunuyor olmasıdır. O sayfada da binin üzerinde izleyicim var ve sayısı yüzü aşkın bilimsel yayında benim yapıt ve makalem kaynak olarak gösterilmiş durumda.
Emperyalizmin ve çıkarcı ortaklarının bizi sürükleyip bir parçası yapmaya çalıştığı Orta Çağ’ın karanlık kültürüne, kula kulluk edenlerin birbiriyle kör bir savaş sürdürdüğü, insan özgürlüğünün ve çoğulcu yeteneklerinin yok edildiği o kuyuya bizi sürüklemeye çalışanlara karşı bu güzel yurdun coğrafyasına, doğasına ve kültürüne el birliği ile sarılarak karşı çıkacağız. Bilinçli bir direniş ve derlenişin yolu, tarihimizi, bugünümüzü iyi anlayabilmekten, güzel kültürümüzün bir parçası olabilmekten geçer.
Dilin Dört Atlısı on yıl kadar önce Tekin Yayınları tarafından basılmış ve kısa zamanda tükenmişti; yakın zamanlarda Nadir Kitap’ta 1500 TL’ye varan fiyatlara ulaşmış bir “Yok Satar” durumuna gelmişti. Literatür Yayınevi’nin, Kenan Kocatürk’ün olur demesiyle yeniden Dursun Akçam ve diğer Köy Enstitülü yazarların yapıtlarının yanında, Anadolu Rönesansı, Kiraz ve Kaçaklar’la birlikte o da raflarda yerini alacak.
Yakın zamanlara kadar bunca çabamın, hiçbir parasal karşılık beklemeksizin verdiğim geceli gündüzlü onlarca yıllık emeğin karşılığını yeterince alamadığım için çok üzülüyordum. Kitaplarım kapış kapış gitmediği için yayınevi sınırlarını aşabilmem çok zor oluyor. Dişle tırnakla ayakta durmaya çabalayan, benim kitaplarımın çoğunu basmış olan Abis Yayınevi’ne gönül dolusu teşekkürler; Suat Kaya ve İhsan Akdaş’ı kardeşlerim gibi seviyorum. Bir romanımı basan Perseus’u da anmam gerekir.
Sosyal medya sayfalarında benimle birlikte yürüyen, bir kısmı da Ardahan ve Dursun Akçam adıyla ilk kez karşılaşmış olsa da çevremde oluşmuş o güzel ve insani havanın etkisiyle Dursun Akçam Kültür Ve Sanat Vakfı’na üye olan, Ardahan’daki Kültürevi kapısının açık kalabilmesi, etkinliklerimizin sürebilmesi, kültür, sanat ve özgürlük ateşinin sönmemesi için dostluğunu ve katkısını esirgemeyen o bir avuç insan, ömre bedel bir insancıl çaba ve erdemlilik gösterdi, benim “emeklerim boşa gidiyor” mızıldanmalarımı da kesmiş oldular. Emeğimin karşılığı o güzel dostlar, dostluklardır.
Selam olsun hayata, selam olsun güzel dostluklara…
Selam olsun kitaplara…
Gününüz aydın olsun.

