“TOZ DUMAN İÇİNDE…”

“TOZ DUMAN İÇİNDE…”

“On altı yıl askerlik yapan, Birinci Dünya Savaşı’nın, Kurtuluş Savaşı’nın tüm cephelerinde tetik çeken ve yaralı olarak köye dönünce topraksız, işsiz, ekmeksiz kalan bir köylünün oğluyum. Çocukluğum onu dinleyerek geçti. 1938’de Köy Öğretmen Okulu (sonradan Köy Enstitüsü) öğrencisi olduğum gün, ‘bu devlet seni okutuyor ya, tüm çektiklerim, tüm akıttığım kan ve ter helal olsun’ dediğini unutmam.” Talip Apaydın, Kurtuluş Savaşı’nı, o savaşı veren ülkenin çoğunluğunu oluşturan, kanını ülke topraklarına döken köylü bir kahramanla birlikte yürüyerek anlattığı romanlarının girişinde kendisini böyle tanıtır…
“Toz Duman İçinde”, “Vatan Dediler”, ve “Köylüler” onun yıllar arayla yazdığı Kurtuluş Savaşı roman serisidir. Eğer bunları okumadıysanız, Kurtuluş Savaşı’nın toplumsal arka planını iyi bilmiyorsunuz, ayrıntıları görmeyi başaramayacaksınız demektir…
Talip Apaydın önce Köy Öğretmen Okulu, sonra Köy Enstitüsü olmuş, Anadolu’nun kıraç topraklarına yapılarından elektrik santrallarına kendi elleriyle kurdukları Çifteler Köy Enstitüsü’nü bitirdikten sonra Yüksek Köy Enstitüsü’ne geçmiş, orada tanıştığı, annem Perihan Akçam’ın Cılavuz Köy Enstitüsü’nden ablası ve uygulama okulundaki ilk öğretmeni Halise ile evlenmiş, onlarca yıl eğitim kademelerinde öğretmen ve yönetici olarak görev yapmış yoksul bir köylü çocuğuydu. Babamın arkadaşları arasında, edebiyat dünyasına geçişimden sonra kitapları hakkında yazdığım yazılar üzerine kendisiyle konuşma olanağı bulduğum amcam idi (Diğeri Mahmut Makal’dır). Benim değerlendirmelerim ve getirdiğim tez karşısında kendisi de şaşırmış, yapıtlarıyla ilgili olarak yaptığım yorumların daha önce hiç karşılaşmadığı bir biçimde kendi iç dünyasına ayna tuttuğunu söylemişti.
Yalnızca o üç romanı değil, “Batı Rönesansı’nda Rabelais, Türk Edebiyatı’nda Köy Enstitülü Yazarlar” özgün tezimde ele aldığım, kendisinin de “en çok beğendiğim romanım” dediği “Yoz Davar”, edebiyatımıza yeni bir çığır açmış “Tütün Yorgunu” da, diğer kitapları da kültürümüzün temel taşları olarak yazın dünyamızın seçkin yapıtları arasındaki yerlerini almıştır.
Talip Apaydın amcam Kurtuluş Savaşı üçlemesine ait kitapları yazarken babasının anlattığı savaş anılarından, onun cephe arkadaşlarıyla yaptığı konuşmalardan hareket ettiğini, aylarca o bölgelerde kalıp araştırmalar yaptığını söylemişti bana… Adının kaynağı da babasının çok sevdiği, babasının yaşamını kurtarırken can vermiş teğmeni Galip’in anısına Talip olarak konmuştur… Romanlarında nesnel ve hak yemez olmaya çalışan bir anlatıcı, kahraman ve karakterlerine de en az kendisi kadar söz hakkı vererek kurar metni. Savaş koşullarının duygusallığı gerçeğin üstüne bir perde gibi inmez. İşgalci Yunan ordusu roman kahramanları tarafından belli bir düşmanlık duygusu ile tanımlanıyor olsa da, zaman zaman işgalci Yunan subaylar ve askerleri arasındaki tartışmalar aktarılır; işgali doğru bulmayan bazı Yunan subayların düşüncelerine de yer verilir. Düşman güçleriyle işbirliği yapan, onları evine davet edip yedirip içiren, hatta karşılarında yoksul bir kadını dansöz diye oynatan Hacı Nuri, çok daha itici bir karakter olarak canlanır.
Talip Apaydın üçlemesinde belirli bir milli kimliğe, inanca, meslek grubuna karşı tümevarımcı bir gözle bakılmaz. Romanda, düşmanla işbirliği yapan, padişah yanlısı köyün hocası Ziver, Kökezli Hacı Nuri, Uşak istasyonunda işgal kuvvetlerini halka şirin gösterebilmek için konuşan sarıklı hocalar gibi hacı hoca takımı yanında, Kuvvacılar’a erzak veren Afyonlu Hacı Hasan Ağa da yer almıştır.
Osmanlı çöküş ve Anadolu işgal yıllarında padişahın tutumuna karşı olan, Yunan işgaline direnişten yana tavır takının köyün varlıklısı İbrahim bey, kendisi gibi düşünen Molla Mahmut’a ve köylü arkadaşlarına yardımcı olmaya çalışır. Silah alabilmeleri için borç para verir. Kendisi savaşa ve çarpışmalara, hatta tartışmalara katılmaz. Cepheden uzak durur, köyden uzaklaşarak izini kaybettirir. Savaş bitiminde de İzmir’de Rumlara ait bir dükkânı ele geçirerek şirket kurar… Türkiye yerli burjuvazisinin ve Finans Kapital’in oluşmasında yer alan bir tip olarak işlev görür…
Kurtuluş Savaşı sonrası göreve gelmiş kaymakamla mal müdürü düşmanla işbirliği yapmış, Yunan komutanları evinde ağırlayıp karşılarında kadın bile oynatmış Hacı Nuri ile ortak iş çevirirler. Hacı Nuri’yi aracı yaparak Rumların çiftliklerini mülkiyetlerine geçirirler.
Savaş bittikten yıllar sonra, Cumhuriyet kuruluş yıldönümünde yoksul köylüler kasabaya çağrılır. Yeniden asker giysileri verilir, kendilerine, ellerine birer tüfek tutuşturularak yürüyüş yaptırılır. Kutlama için kasabaya çağrılmış bu köylüler, kutlama için düzenlenmiş, süslü püslü kadın ve erkeklerin girip çıktığı balo yerine yaklaşamazlar bile. Kurtuluş Savaşı kahramanları, beş liraları olmadığı için yol vergisini ödeyememişler, bunun karşılığında kavurucu güneşin altında kilometre uzaktan ellerini parçalayarak günlerce taş taşımış, taşları dizerek yol yapmak zorunda kalmışlardır.
Savaş yıllarından sonra Atatürk’ün kurduğu partinin köydeki temsilciliği için Molla Mahmut’a görev verilmiştir. Molla Mahmut, köylülere iyi davranmayan, haksız yere onları azarlayan kimi kamu görevlilerinden yakınan bir yazı hazırlar ve ilgili yerlere gönderir. Aradan uzun bir zaman geçtikten sonra başvurusunun sonucunu öğrenmek isteyen Molla Mahmut, kasabadaki parti yetkilisinin yazıyı yırtıp attığını öğrenir. Böyle yazıların onun işi olmadığı, başını belaya sokabileceği söylenir…
Romanın sonuna doğru Hacı Nuri yeni aldığı traktörle tozu dumana katarak köyün ortasından geçer. Kaymakam ve mal müdürü ile işbirliği yapmış, Rumlar’dan kalan büyük bir araziye el koymuşlardır. Hacı Nuri, daha sonra da pancar ekerek büyük paralar kazanmıştır.  Kendi işini gördükten sonra, çevre köylere de parayla iş yapacaktır bu traktörle.
Talip amcamı yedi yıl önce bugün, 27 Eylül günü sonsuzluğa uğurlamıştık. Onu kendi ellerimle yatırdım ona kucağını açan kıraç Anadolu toprağına…
O güzel insanlardan aldığım emanet var şimdi omuzlarımda…
Bu ülkenin, tüm insanlığın aydınlık geleceği için, iyilik, güzellik, doğruluk için inatla ve ısrarla yürüdüğüm yolları onlar aydınlattı bana…
Gününüz aydın olsun sevgili dostlar…

About Post Author

About Post Author