Dünyanın arsız ve pervasız sömürgenlerinin, emperyalistler ve utanmaz uzantılarının herkesin gözünün içine baka baka mazlum insanların yurtlarını bombaladığı, yaşam hakkını yok saydığı, bunun bir uzantısı olarak, ülkemizde de adaletin, hukukun, insan haklarının, hayata saygının esamesinin bile okunmadığı, tüm itiraz ve eleştiri hakkının ortadan kaldırılmaya çalışıldığı bu günlerde, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin bir büyük devrimcisini, Köy Enstitüleri kurucusu İsmail Hakkı Tonguç’u, kavruk Anadolu ve Urumeli çocuklarının “Tonguç Baba”sını ölümünün 66. yılında saygı, sevgi ve minnetle anıyoruz…
“Elimden gelse, dünyanın bütün okullarının programlarına insanın insanı sömürmemesi adlı bir ders koyardım” demişti Tonguç Baba.
Tonguç’un düşünce ve eylem babası olduğu Köy Enstitüleri, Çanakkale savaşında omuz omuza vermiş yurtsever devrimci subaylarla Osmanlı yozlaşmasına ve ihanetine karşı konargöçer kandaş toplum geleneklerini kendi içinde yaşatmayı başarmış Anadolu ve Urumeli köylülüğünün bir sentezi olarak çıktı. Çanakkale Savaşı’nda Binbaşı rütbesi takmış, aynı savaşta Miralay rütbesine yükselmiş silah arkadaşı Mustafa Kemal tarafından 1935 yılında Maarif Vekâletine atanmış Saffet Arıkan’ın, ülkenin bir türlü çözülememiş eğitim sorunları için göreve getirdiği bir köylü çocuğuydu İsmail Hakkı Tonguç.
Eğitmen kurslarının ilk adımından başlayarak köyün devrimci gücünü çağdaş eğitimin özgürleşmeci ilkeleriyle buluşturan, eğitimi üretim içinde perçinleyip üretici gücünü çoğaltan, kültürler arası bir köprü kuran İsmail Hakkı Tonguç, Bir Eğitim Devrimcisi olmanın yanında, bir Toplumsal Değişim, sömürüye karşı bir insanca duruş ve geleceğe ışık tutan bir derlenişin, bir uyanışın öncüsüydü.
İsmail Hakkı Tonguç’un Cumhuriyet kurucu felsefesinin tanıdığı olanaklarla doksan yıl önce yaşama geçirdiği o büyük devrimci hareketin ne büyük bir deha ürünü olduğunu anlatabilecek kuramsal kitaplar onun yaşamdan ayrılmasından da ancak onlarca yıl sonra Türkçe’ye kazandırılabildi. Mihail Bahtin’in Avrupa ve Batı Asya Hıristiyan kültürleri içinde, Octavio Paz’ın Lâtin coğrafyasında araştırdıkları Rönesanslar temeli oluşturmuş Karnavalcı ve Fiestacı değişim gücünü, Brezilyalı eğitimci Paulo Freire’nin “Ezilenlerin Pedagojisi” yapıtında ele aldığı “Diyalojik” esaslı, “Umut” içerikli devrimci eğitim modelini, bu adlarını andıklarımızdan onlarca yıl önce göçebe gelenekli bir İslam coğrafyasındaki halk kültürü öğelerinde bulduğu devrimci özle yaşama geçirmeyi başarmış bir devrimciydi Tonguç. Anadolu ve Urumeli’nin 21 yöresinde kurulmuş ocaklarda yoksul köylü çocukları, her sabah okul bahçelerinde el ele tuttukları horonlarda ‘Sis Dağı’nın başında borana bak borana / Tonguç Baba’yı da istiyoruz horona” diyerek onu aralarına çağırırlardı.
Görevde kaldığı on bir yıl içinde kırık dökük jiplerle on binlerce kilometre yol kat etti. Öğretmen ve öğrencileri ile gece gündüz mektuplaşarak yürüttü mücadelesini. Yeri geldi, akan okul damı için bakanlığa yazı yazıp okulun kapısını kapatmış okul müdürlerinin gözü önünde kendisi dama çıkıp dam aktardı…
Okulsuz yoksul Ardahan köylüsü Dursun’un, köyünden kalkıp on dört kilometre yollar teperek, ahırları temizleyerek ve geceleyerek barınmayla bitirebildiği 23 Şubat İlkokulu şehir okulu sayılıp Cılavuz Köy Enstitüsü’ne kabul edilmeyince Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel’e yazdığı mektubu “gözlerinden öpüp mücadelesini kutlayarak” yanıtlamış, Cılavuz’a kabulünü sağlamış bir yöneticiydi Tonguç. Onu en iyi anlayanlar, Dursun Akçamlar, çocuklarının adını “Işık”, “Sönmez”, Tonguç” koymuş Fakir Baykurtlar, Anadolu köyünün ilk işareti olmuş “Bizim Köycü” Makallar, Bolu Beylerinin kırmızı güllerden korkusunu yazmış Başaranlar, “Bu Yurdun Sesi”yle yücelmiş Garip Tatarlar, Kurtuluş Savaşı’nı destanlaştırmış Talip Apaydınlar olmuştu.
Anadolu Rönesansı adlı kitabımda Köy Enstitüleri mucizesinin ekonomik-politik arka planını ayrıntılarıyla açıklamaya çalıştım.
Tonguç’un öğrencileri Türkiye Öğretmenler Sendikası ile tüm çalışan kesimlere örnek bir mücadelenin önderi oldular, adlarını ansiklopedilere yazdırmış edebiyatçılar, sanat ve kültür insanları olarak tarihe geçtiler. UNESCO, onun kurduğu o devrimci ocakları bütün dünyaya “Örnek Eğitim Modeli” olarak önerdi. Bugün eğitimde başarılı olmuş tüm ülkelerin eğitim felsefelerinin temelinde Köy Enstitüleri’nde onlarca yıl önce yaşama geçmiş birçok ilke kullanılmaktadır. Köy Enstitüleri mucizesini gerçekleştirmiş Türkiye’de ise eğitimimiz bir ticaret malı olarak sömürü kaynağı olmuş, cemaat ve tarikatların bağnaz, belletmeci, genç kuşakların gözlerini bağlamaya çalışan anlayışına teslim edilmiş durumdadır.
Tonguç Baba da, öğrencileri de halk sevgilerinin, çalışkanlıklarının, yaratıcılıklarının bedelini yaşamları boyunca ödediler… Bugün de örneklerini gördüğümüz gibi, adaletsiz, vicdansız uygulamalarla ülkeyi Ortaçağ karanlığına götürmek isteyen mülk ve makam düşkünlerinin zalim, ikiyüzlü, çıkarcı politikacıların baskılarına uğradılar, yargılandılar, dışlanmaya çalışıldılar, zindanlara atıldılar, kurşunlandılar…
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu felsefesinden el ve esin almış Tonguç ve öğrencilerinin bu toprağa işledikleri özgürleşme ve örgütlenme gücü, bugün de emperyalist politikalara karşı, Türkiye’yi Orta Doğu bataklığına, Orta Çağ karanlığına sürüklemeye kalkan emperyalizme, ona kendi çıkarları için yardım ve yataklık yapanlara karşı verilen mücadelede de Anadolu ve Urumeli coğrafyasına ışık tutuyor. Her türlü haksızlığa, adaletsizliğe, her türlü zorbalığa karşı onurla, inatla direnişin bayraktarlığını yapıyor. “Kurtuluş Yok Tek Başına” diyor…
Selam olsun Tonguç Baba’nın, o büyük devrimcinin anısına, selam olsun baskıya, sömürüye ve zulme karşı direnenlere, selam olsun onuru, özgürlüğü ve insanlığı savunanlara…
Gününüz aydın olsun…
23 Haziran 2026

