SELAM OLSUN ONURUYLA YAŞAYANLARA…

SELAM OLSUN ONURUYLA YAŞAYANLARA…

Dilimiz hayatımızın can damarıdır…

Dil, toplumsal yaşamımızın yeri geldiğinde yol açıcısı, ışık tutucusu, çoğaltıcısı olur, yeri geldiğindeyse kör kuyusu, çaresizliği, en adaletsiz duvarı olarak karşımıza çıkar…

Dil, hem yaşamla örtüşen, onu tanımlayan, adlandırarak somutlaştıran, hem soyutlaştırarak kültür ve bilinç alanındaki düşünsel etkinliğimizi kolaylaştıran canlı bir araçtır.

“Dil bir tabaka kâğıda benzetilebilir, düşünce ön yüzünü, ses arka yüzünü oluşturur.” (Jameson, Dil Hapishanesi s 15)

“Dil ile düşünce arasındaki bağlantıyı gösteren bilimsel bir saptama da, beynin evrimi ile dil kaslarının evrimi arasında kurulabilen koşutluktur.” (G. Childe, Kendini Yaratan İnsan, s 27)

Dil ile düşünce arasındaki yakın ilişkinin, dil soyutlaması ile düşünsel alandaki açılımların en somut, elle tutulan örneklerinden biri de kullandığımız kavramlardır… Bir kavram tek bir sözcükte düşünsel alanımızda çok geniş bir alanı kapsayabilme yetisine sahip olur.

Bu kavramlar içinde “Onur”a özel bir düşkünlüğüm vardır… Dilin yalan yanlış, istismarcı, çıkarcı kullanımlarının karşısında kaya gibi durur, “Onur” kavramı… Dürüstlüğün, mertliğin, özü sözü bir olmanın, adaletli olmanın dilimizdeki en saygın temsilcisi gibidir; iyinin, güzelin, doğrunun sahipliğini üstlenmiştir düşün dünyamızda ve belleğimizde…

İki ay kadar önce taşındığım kira evinde zaman zaman tahammül edilmesi zor boyutlara ulaşan bir banyo kokusu vardı. Önce dostların, ahbapların önerileriyle bazı girişimlerde bulundum. Yer süzgecini tamamen kapatıp iptal ettim; gider açıcılar, çamaşır suları vb kullandım. Hiçbir yararı olmadı.

Oturduğum oldukça büyük sitenin yönetimiyle temasa geçtim. Bana bir teknik eleman yönlendireceklerini söylediler. Gelen kişi yapacağı işlemin özel ve garantili bir iş olduğunu, belli bir para karşılığı kokuyu garantili bir biçimde tamamen yok edebileceğini söyledi… Çaresizdim; kabul ettim. Zaman zaman bir kabusa dönüşüyordu koku; yatak odama bile doluyor, uykularımı bölüyordu.

Beni banyodan kibarca çıkarıp, siz işinize bakın dedi, bir yerleri söküp dökmeye başladı. Bir süre sonra merak edip gittiğimde banyoyu alt üst edilmiş buldum. Ağzıyla siyah bantlar yırtıp gider deliklerinin, çamaşır makinesi boşatma borusunun çevresine sarıyordu. Duşakabinin altını sökmüş, yerine de iyice oturtamamıştı. Göbeği kendinden önce giden (şimdiye kadar hem koca göbekli, hem becerikli, işinin ehli birini görmedim), sık sık uyarmama karşın verdiğim maskeyi de takmadan konuşmaya çalışan kişi baştan kestiği, hiç de azımsanmayacak bir paramı aldı, koku tamamen gitmezse haber vermemi isteyerek gitti. O gittikten sonra koku azalmadığı gibi banyom da epeyce hasar görmüştü.

Yeniden aradım site yönetimini… O adamı bir daha evime sokmam dedim. Ortalık birbirine girmiş gibi oldu; kim yapar, nasıl olur, hemen araştıracağız havasına girdiler; merak etmeyin doktor bey, size YDA (yapıcı firmaymış) yetkilisini göndereceğiz dediler.

Elinde çantayla gelen yetkili kişi, sağa sola baktı biraz, her şey tamam, arada bir böyle şeyler olur dedi ve bana koku üzerine hiç de kısa olmayan bir söylev çekti… Bir önceki ustanın müdahale etmediği tek yer olan klozet için de firmanın kullandığı malzeme ve işçilik nedeniyle, oradan böyle bir kokunun gelmesinin imkansız olduğunu söylerken cehaletimi küçümseyen bilmiş bir gülümsemeyle yüzüme bakıyordu…

Site yönetiminden umudu kesince daha önce Ahlatlıbel’deki evimde iş yaptırdığım, koku nedeniyle de birkaç kez arayıp ulaşamadığım Onur’u ısrarla aramaya başladım ve sonunda getirmeyi başardım.

“Onur, duşakabinin yerine oturmamış altını bir düzelt hele,” dedim… Erişilmesi zor bir yerde olan, benim o göbekli ustanın zor ulaşmış olduğunu tahmin ettiğim gidere yönlendirdim. Onur orada uğraşırken birden başını kaldırdı, sağı solu kokladı, koku buradan geliyor diyerek klozete yöneldi. Yanındaki delikanlıyla birlikte çekiverdiler klozeti kenara, “gider borusu yerine oturmamış bunun,” diyerek bana da gösteriverdi sorunun kaynağını. İstediği kâğıt peçetelerle çevreyi temizledi, klozeti yerine oturttu, iki gün böyle kalsın koku kesilirse gerisini sonra yapacağım dedi.

Onur kapıdan çıkarken borcumu sordum, “bir şey yapmadım ki abi, önemli değil,” yanıtını verdi. Kuşkusuz, onu öylece, eli boş gönderemezdim…

Onur, kokuyu da kesti, beni de bu onur kavramına verdiğim önem nedeniyle bir kez daha mutlu etti.

Karabük SSK Hastanesi’nde çalıştığım yıllarda sakatlık kadrosundan alınacak bir memur personel için yetki bize, hastane yönetimine verilmişti. Sanıyorum çoğunluğu Karabük dışından olmak üzere 900 başvuru oldu ve yazılı sınavı stadyumda yapmak zorunda kaldık. Yazılı sınavda yüksek not alanlar arasında yaptığımız sözlü görüşme sırasında sorduğum, “Senin için hayatta en önemli olan şey nedir?” sorusuna “Onurdur” diyerek yanıt vereni seçmiş, onu işe başlatmıştık. Gerçekten de onuruyla, var gücüyle çalıştı hastanemizde, verdiğimiz her görevi hakkıyla yerine getirdi…

Onuruyla yaşayanlar olmasa, onuru yaşamlarının ana yörüngesi yapmış, sayıları çok da fazla olmayan birileri aramızda bulunmasa, hayat tahammül edilemez bir duruma gelirdi…

“Aman bu millet adam olmaz,”, “Aman ben artık gelecekten umudumu kestim,” diyenler için capcanlı, somut bir örnek olarak aramızda yaşıyor Onur…

Siz siz olun, onurlu olmaktan vaz geçmeyin sevgili dostlar.

Selam olsun onuruyla yaşayanlara…

KENT HAYAT MEDYA EKİBİ.