OLTAYA GELENLER…

Olayları sorgulamadan, neden sonuç ilişkileri içinde ele almadan tavır belirleyenler, kaba çizgilerin üstünde yürüyenler, temelsiz duygularla hareket edenler sık sık oltaya gelirler… Yaptıkları yanlışın bedelini de çoğunlukla önce başkaları, sonra kendileri öderler…

Gaziantep’te bir tarikat mensubu kalabalık bir grup topluca “itikaf” (camiye ve dini havaya kapanıp dünya işlerinden uzak kalma) amacıyla bir araya gelince pandemi koşullarını da düşünen cami görevlileri kendilerini dışarıya çıkarmak istemiş, grubun itiraz etmesi üzerine camiye çağrılan güvenlik güçleri de grup kendilerini dinlemeyince biber gazı sıkarak grubu dışarı çıkarmak ve dağıtmaya kalkışmış. Ülkede hemen her televizyon kanalına haber oldu bu olay… Anlı şanlı muhalefet temsilcileri de dörtnala koştular olayın üstüne üst üste açıklamalar yapıp iktidarı ve polisin, bekçilerin davranışlarını kınadılar…

Camide biber gazı sıkan emniyet mensupları derhal açığa alındı… Tartışmaları sürüyor.

Dini inancın ve o inanç çerçevesinde olayların günlük politikanın bir parçası durumuna getirilmesi, başka bir deyişle dinin istismar edilmesi bu ülkenin bir türlü hakkından gelemediği, üzerinde yol belirleyemediği en büyük zaafıdır… Toplumsal olaylarda bırakın biber gazı sıkanları, genç kızları yerlere yatırıp ters kelepçe vuranlara, pandemiyle hiç ilgisi olmayan Kaz Dağları’da doğayı ve ormanı korumak için nöbet tutanlara, derelerine, yeşillerine sahip çıkmak için yola çıkan köylü kadınlara şiddet uygulayan görevlilere en küçük bir soruşturma açılmazken, camideki devlet görevlisi imamın çağrısıyla olay yerine gelip yasaların kendilerine verdiği hakkı uygulamaya çalışan güvenlik mensuplarının açığa alınmış olması çok anlamlı…

Konu hassa, ama aynı zamanda üzerinde duyarlılık ve soğukkanlılıkla konuşulması gereken bir konu.

Bu ülkede, 6. Filo’ya karşı gösteri yapan masum üniversite gençlerinin ve işçilerinin üstüne sopalarla, bıçaklarla saldırıp onları öldürenler, yaralayanlar da camilerde toplanmıştı. Maraş’ta Alevi yurttaş katliamı için elde balta yollara çıkanlara, Sivas’ta aydınları otelde yakmak için toplananlara da camilerde “din elden gidiyor” yollu kışkırtmalar yapılmıştı…

Amerikan emperyalizminin FETÖ ihanet örgütünden, halkın merhamet duygularını sömüren birçok vakfa kadar halkın dini sadakatini kötüye kullanan birçok örgütlenmenin yol açtığı tahribat gözler önünde iken düşünmeden hareket edenler, karanlıkta gölgelere tetik çekenler kendi kendilerini vuruyor belki de…

Gezi Olayları sırasında iktidar baskısına karşın camiye sığınan göstericilerin içki içmediğini söylemeye devam eden dürüst ve gerçek din adamlarını, bir pandemi ortamında camilerde toplanılmasına karşı çıkan din görevlilerini korumayı başaramazsak daha çok oltaya geliriz biz…

Gençlimizde görmediğimiz birçok uyduruk kutlama katıldı günlük dilimize, günleri birbirinden ayırıp kimini hayırlı, kimini hayırsız sayanlar mı istersiniz, Atatürk resimlerini bu tür kutlamalarda kullanarak Atatürkçülük yaptığını sananlar mı… Zamanında okullara din dersi koyma, İmam Hatip okulu açma yarışına katılan Cumhuriyet kurucusu parti mi?

Hele de bugün dahi, anlı şanlı, kalıbı pek yerinde muhalefet sözcülerinin ekranlara çıkıp olayın iç yüzünü düşünmeden işe balıklama koşması yok mu; insan ne diyeceğini bilemiyor…

Yeter artık… Dini inançları bir örgütlenme aracı olarak kullananlar, o inançlar üzerinden günlük yaşamımıza, dilimize kendilerine göre yeni adetler sokanların oyunlarına gelmekten vaz geçelim. Din, çıkar, örgütlenme ve iktidar amacıyla kullanılmamalıdır; inancını yalnızca yalın ve gösterişsizce yerine getiren insanlarımıza biraz saygı duyulmalıdır…

Bunu başaramadığımız sürece karalıkları aşmamız zor olacaktır…

Gününüz aydın olsun…

 

About Post Author

About Post Author