Nevzuhur tüylü’nün ağalık heykeli, ağalık ve yağlı güreşin ayıpları

Çok yoksuldular Nevzuhur’lar, acınacak haldeydiler. Kopmuş gelmişler Anadolu’nun yoksul bir köyünden. Bir bakkal dükkânı, yirmi nüfus, geçinilir mi? Kadınlar el işi oyalar ve dokumalar yapıp satmaya uğraşıyorlar mahalleye; çocuklar, su, kâğıt mendil gibi şeyler.

 

Nevzuhur, işte bu ahval ve şerait altında, kimi görse etekliyor, şaklabanlıklar ederek, sempatik görünmeye çalışıyor. Soyadı Tüylü’dür Nevzuhur’un. Tüylü’dür ya, çok dertlidir bu soyadından. Ne zaman soyadından söz açılsa, “Soyadımız Tüylü’dür ya, bir türlü tüylenememişizdir, felek yolmuştur ezelinden bütün tüylerimizi.” diyerek yakınır.

“Derdin ‘Tüylenmek’ olsun, sana izin, ya kulum” dedi bir gün Tanrı galiba, Nevzuhur’un işleri açıldı birdenbire. Açılmak saçılmaya götürdü. Nevzuhur bakkaliyeyi bir köylüsüne devredip il merkezinde göçtü. Sarraflık ve kuyumculuğa başlayıp, büyük bir dükkân açtı. Hem de ne dükkân, bütün raflar çil çil, sarı sarı altınlarla dolu.

Elin ağzı torba değil ki büzesin, konuşur dururlar, ne demiş atalarımız ‘Zenginin malı, züğürdün çenesini yorar”. Efendim güya Nevzuhur define bulmuş. Bulmuşsa bulmuş size ne. Tüylendi adam işte, hem de ne tüylenme.

Nevzuhur, Ağa diye anılıyordu artık, kazandıkça yeni yatırımlara girişiyordu. İl protokoluyla, bakanlarla yan yana oturuyordu bu yatırımları sayesinde. Nevzuhur Ağa’nın ağzına bakıyorlardı hepsi. Ağa’nın cahilce sözleri, kırdığı inanılmaz potları bile, ya hoş görülüyor ya da bir hikmet aranıyordu. Hemşehrileri, kurdukları yardımlaşma ve dayanışma vakfının başına da onu getirmişlerdi. Bütün etkinliklerde, konuşması çılgınca ve dakikalarca alkışlanıyordu. “Memleketin medar-ı iftiharı”ydı bugüne bugün.

Nevzuhur memnundu bütün bunlardan, gelgelelim kesmiyordu bu kadarı onu. Gözü daha yükseklerdeydi. Yeni kurulmuş ve iktidara geleceği yüzde yüz görünen Aldatma ve Kandırma Partisi’ne girdi ve milletvekili seçimi için aday adayı oldu. Bütün işyerlerine büyük posterlerini astırdı. Yerel TV’lere bastırıp parayı kendisi ile ilgili haberler, beş altı saat süren söyleşiler yaptırttı.

Ama olmadı, koymadılar Nevzuhur’u listeye. Olsun, yılar mı Nevzuhur? O yıl vardı Kırkpınar’a, girdi güreş ağalığı açık arttırmasına, bütün rakiplerinden fazla vererek Ağa oldu. Artık ulusal televizyonlara çıkma olanağını da elde etmişti. İline döndüğünde uzun bir konvoy karşıladı Nevzuhur Ağa’yı. Mersedes’inin plakasında kırmızı yazıyla “Kırkpınar Ağası Nevzuhur Tüylü” yazıyordu.

Nevzuhur Ağa, birkaç yıl, kimseye kaptırmadı ağalığı, sürdü keyfini. Sonra –kim aklına soktuysa- Sarayiçi Mevkii’ne yakın bir yere kendi heykelini diktirtti. Heykeli o yıl güreşler öncesinde törenle açtırtmayı planlıyordu. Ama birden o kötü haberi verdiler Ağa’ya. Belediye heykeli yıktırmak için ekiplerini yolluyordu. Hemen koştu oraya, basına da haber verdi. Yıktırmayacaktı, direnecekti zabıtalara. Heykelin önünde kahramanca durdu. Gelgelelim, kararlıydı Belediye, ittiler Nevzuhur’u bir yana, dayadılar kepçeyi, kırıldı Nevzuhur’un tunçtan gövdesi. Yüklediler bir arabaya, doğru Belediye çöplüğüne. Nevzuhur’un büyütüp beslediği birkaç muhabir hemen koştular Belediye Başkanı’nın yanına “Ne hakla yıktın heykeli” diye soracak oldular. “Yasal hakla” dedi Başkan ve ekledi:“Gidin deyin ol Nevzuhur’a, mahkemeye versin beni!”

Ağalığı da yitirdi Nevzuhur o yıl. Arabasındaki ağalık ibaresini sildirip döndü oturduğu İl’e. Ne yapıp etmeli, kendini gündemde tutacak, devlet katında itibarını sürdürecek bir şeyler bulmalıydı mutlaka. Buldu. Maddi sıkıntı içinde bulunan bir yerel televizyonu satın aldı. Ulusal ölçekte yayın yapan bir medya ağasını da ortak etti bu işe. “Karizmayı iyice yükseltecek”ti. Karizması iyidir şimdi Nevzuhur Ağa’nın. Arada bir maliyeciler gelir, birkaç tüyünü devlet için, bir tüyünü de kendileri için yolar giderler. Hiç etkilenmez Nevzuhur Ağa, halkın sırtından yolduklarıyla on tüy ekler onların yerine.

“Gelin Bizi Ayırt Edin Ulan” adlı gülmece öykü kitabımda adını değiştirerek işte böyle anlatmışımdır o Ağayı.

Peki ya sonra? Ağa sonra ne oldu?

Birkaç yıl sonra bir duyduk Ağa intihar etmiş. Meğer değerlendirsin, daha yüksek getiriler alıp bunlara versin diye pek çok kimse paralarını, altınlarını bu ağa ve kardeşlerine vermişler. Onlar da ipin ucunu kaçırmışlar, kardeşleri kaçmış, ağa da canına kıymış.

Bendeniz oldum bittim, şu ağa işine de sinir olurum, yağlı güreşe de…

Bir bakıyorsunuz, Ağa seçilmiş, boynunda altın kemer şeref turu atıyor… Peki onca parayı oraya neden veriyorlar, bir getirisi olmasa bitlerini kıymaz bunlar kimseye…

Ve yağlı güreş… Yahu bir başka sporda sporcu rakibinin kıçına elini soksa (kazık vurma diyorlar), ahlak, namus feryatları kopardı, tık yok pehlivan kısmından ve de dinbaz tarifeden. Yağlı güreş Karakucak olarak tutulmalıdır, yağ da kurtulur, kıçlar da…

About Post Author

About Post Author