KURTULUŞTAN KURULUŞA!

17 Nisan 1940 günü, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki ilk büyük pasif direnişe karşın yasası çıkarılan Köy Enstitüleri’ni anlatmak için seçilebilecek en güzel yerlerden biri de Kurtuluş Savaşı ateşinin ilk yandığı Samsun olabilirdi…

17 Nisan 2026 tarihinde, Köy Enstitüleri’nin kuruluşunun 86. Kuruluş gününde, ÇYDD Şubesi ve başkanı Yaşar Sezen dostumun çağrılısı olarak Samsun’da olacağım.

Köy Enstitüleri üzerine çok şey söylendi, konuşuldu, yazıldı… Kanımca, Köy Enstitüleri’ni en güzel anlatacak kavram veya sözcük “Anadolu Rönesansı” olabilir. “Rönesans” sözcük karşılığı, “Yeniden buluş ya da bulgulayış”tır. Batı dünyasını tüm dünya üzerinde egemenlik kurmak üzere yeni bir sıçrama aşamasına getirmiş “Batı Rönesansı”nda yeniden bulunarak Ortaçağ’ın tek dilli metafizik zorbalıklarına karşı diyalektik maddeciliğin, insan özgürlüğünün önünü açan temel dinamik “Antik Helen Kültürü” olmuştu. Anadolu ve Urumeli’nde, Cumhuriyet kurucu önderlerinin açtığı yolda yürüyen İsmail Hakkı Tonguç ve bir avuç mücadele arkadaşının yeniden bulup gün yüzüne çıkardığı da Anadolu-Urumeli Halk Kültürü ya da Kültürleri olmuştur.

Yozlaşmış, yüzlerce yıl halkına, diline, kültürüne sırtını dönüp devşirmeler ve cariyeler safahatında evlat ve kardeş katilliğiyle saltanatını sürdürmüş Osmanlı sarayı, 20. Yüzyıl başındaki emperyalist saldırganlık karşısında iyice halkının karşısında yer almış “İngiliz Muhipleri Cemiyeti” üyeliklerine sığınarak, takma sakal, cüppe ve sarık giydirdiği İngiliz İstihbarat Binbaşısı Rahip Frew’un yanına Devlet Şurası üyesi Sait Molla’yı katarak Samsun’dan Anadolu’ya çıkmış Mustafa Kemal Paşa’ya karşı “din elden gidiyor” propagandası yaparak halkı kışkırtmaya kalkışmıştı.

Türkiye Kurtuluş Savaşı, süren şanlı bir direniş oldu… O savaşı, Çanakkale’den başlayarak Mustafa Kemal Paşa ve yurtsever- devrimci subayların yanında canları pahasına yürüten Anadolu köylüsünün Cumhuriyet aydınlığıyla buluşması ise ancak Köy Eğitmenleri ve Köy Enstitüleri çabasıyla gerçekleşebildi. Köy Enstitüleri’nin kurucusu, 21 ocakta çeliğe su vererek özgürleşme eylemine katılan kavruk Anadolu çocuklarının “Baba” diye andığı İsmail Hakkı Tonguç, “Elimden gelse, dünyanın tüm okullarına ‘insanın insanı sömürmemesi’ adlı bir ders koyardım” demişti. Kuşkusuz yalnızca eğitim yoluyla bir ülkenin tepeden tırnağa ekonomik kurtuluşu, insanın insanı sömürmesinin sona ermesi mümkün değildi. Ekonomik-politik arka planda gelişen bazı dinamikler nedeniyle emperyalist-kapitalist sisteme eklemlenerek soygun ağına katılan, Anadolu köylüsünün ve üreticisinin baş sömürgeni tefeci bezirgân zümre ve toprak ağalığının da saldırılarıyla Köy Enstitüleri bir süre sonra kapatıldı.

Ancak UNESCO’nun tüm dünyaya örnek eğitim modeli olarak önerdiği o okullardan ve o okullar çevresinde dönen tartışmalardan bize büyük bir deneyim, hiç sönmeyecek bir ışık kaldı.

Köy Enstitüleri, “komünistlik”ten kapatılmıştı, emperyalizme ve onun yerli ortağı cemaat-tarikatlara gönüllü yol arkadaşı yazılmış “liberal” geçinen kimi aydınlarımız, 20. Yüzyıl sonunda hazırlanan kampanyalarla ona “faşist” yaftasını yapıştırmak dangalaklığına kadar gitti…

Günümüzde, emperyalizm ve onun Orta Doğu’daki cinayet örgütü İsrail çevremizdeki coğrafyalara acımasızca saldırırken, ülkemizde gencecik öğrencilerimiz ellerine silah alıp okul basmaya, öğretmen, öğrenci kardeşlerini kurşuna dizmeye giderken Kurtuluş Savaşı ve Köy Enstitüleri üzerine bir kere daha, tüm boyutlarıyla konuşmak zorundayız. Köy Enstitülerini anmak, kuru “Ah-vah!” gevelemelerinin ötesinde, bugünümüze ve geleceğimize ışık tutacak ilkeler, yöntemler bulup çıkarabilmek amacı taşımalıdır.

Selam olsun kurtuluş ateşinin yandığı Samsun’a…

Selam olsun kuruluş özgürleşmesinin ve halk kültürü sıçramasının yaşandığı Köy Enstitüleri’ne…

Gününüz aydın olsun değerli dostlar…

16 Nisan 2026

About Post Author

About Post Author