KÖKLERİNE TUTUNMAK…

KÖKLERİNE TUTUNMAK…

Yalnız ağaç, ot, diken, çiçek değil, insan da kökleriyle beslenir. Belli ölçüde taşıdığı genlerin, içine doğup büyüdüğü toplumsal geleneklerin ürünüdür… Kuşkusuz, yaşadığı toplumsal koşulların, çevrelerin değişmesi onu da değiştirir, dönüştürür… Ama derinlerinde bir yerde içinden çıkıp geldiği bir tarihin nabzı atar hep içinde…
Günümüz toplumunun tüketimi kışkırtmak amacıyla saldıran gösterge sağanakları, politika cambazlarının savurduğu yalan ve inanç istismarı salvoları arasında bulanık sulara kapılıp gitmek istemiyorsak, bizleri karamsarlığa, kötümserliğe iten, kendilerine itaat isteyen kimi uyanıklara yem olmak istemiyorsak, köklerimize tutunmak, onlardan devraldığımız kimi emanetlere iyi sahip çıkmak zorundayız.
Bu fotoğraf çalışma odalarımdan birinin duvarında asılı. Kira evindeyim, duvarlarımı çok delik deşik etmek istemiyorum. Birkaç fotoğraf ve onurla taşıdığım bir takdir belgesi dışında duvarlarım boş, kütüphanelerle dolu. Bu fotoğrafın asılı durduğu odada sabahları bedenimi dinç tutmak için küçük spor hareketleri yapıyorum, son yıllarımın vazgeçilmez sporu, yoğun ve sert yüzmenin darbelerinden korumak için lastikle omuz kaslarımı çalıştırıyorum… Oradan bana babam, Selim Amcam, Kerim Amcam ve Adalet Bibim gülümseyerek bakıyorlar. Yalnız Adalet yaşıyor… Çok sevdiğim küçük amcam Kerim çıktı ilk sonsuzluk yolculuğuna. Onu babam Dursun ve en son Amcam Selim izledi… Adalet de ne güzel açıp savurmuş saçlarını…
Fotoğrafı bir söyleşi için gittiğim Darıca’daki Balıkçılar Köyü (eski adı Duduna, şimdi İstanbul’a yerleşik çok değerli hemşerilerimden birçok saygın isim o zaman öğretmenleri olmadığı için Ölçek köyünde okumuşlar, annemin, babamın öğrencileri olmuşlar; bazılarının okul önlüklerini annem Perihan kendi elleriyle dikmiş) Derneği yöneticileri armağan etmişlerdi. Yakacık’te yerleşik Bibim Adalet’e gitmiş, bende bulunmayacağını tahmin ettikleri bu fotoğrafı alıp büyütmüş, çerçevelettirmişlerdi. Çok değerli bir armağan oldu bana…
Birbirini çok seven kardeşlerden Dursun ile Selim arasında ta çocukluktan başlayarak bazı sorunlar da yaşanmış, hep gülerek anlatırlardı…
Selim Amcam gelmişti bize, Ardahan’daki evimize. Dört beş yaşlarında olmalıyız… Kardeşim Taner onun elinden tutmuş, üçümüz yürüyoruz. Yolumuzun yakınında kocaman bir köpek gördük. Taner sordu, “Amca, sen bu köpeği boğabilir misin?”
Selim Amca yanıtladı; “Ben boğamam ama, baban boğar!”
Dursun da Selim de, okudukları Cılavuz Köy Enstitüsü ve öğretmen okulu (amcam Selim 1954 mezunuydu Cılavuz’un; ilköğretmen okuluna dönüştürüldükten sonra mezun olmuş)  Muş Ovası’na tırpan çekmeye; ekmek parası ve cep harçlığı kazanmaya gitmişler. Üç gece, dört gün boyunca dağlardan yaptıkları bu uzun yürüyüş boyunca ve orada çalıştıkları bir aylık sürede her ikisinin de ekip başları Ölçekli Köt İso imiş (nur içinde yatsın; ikisi de onu çok severlerdi). İkisi de bu anıtsal yolculuklarını yazdılar. Dursun Akçam “Kafdağı’nın Ardı” adlı yapıtında bir bölüm olarak kullandı; Selim Akçam (Nüfusta adı Durmuş olarak geçer) Antep Tırpancıları adlı (Muş Ovası’nın adı bizim köyde Entep idi, yeni kuşaklar bilmez) bir küçük broşür olarak bastırmıştı. Benim Munise romanıma üç önemli kaynaktan biri olarak girdi… Daha çok Durmuş Akçam’ın yazdıkları bana esin kaynağı oldu…
Amcam Kerim, karıncayı bile incitmemek için adım atan dünya güzeli bir insandı.
Fotoğraf  benim nişan törenimde çekilmiş olmalı. Kerim Amcam o tarihte Ankara’da Tekel işçisi idi. Köyde bana tırpan çekmeyi, tütün tabakasından cigara bükmeyi, dağı, taşı sevmeyi, toprağa ter dökmeyi o öğretmişti.
Benim köklerimin bir kısmı orada… Her sabah onların gülümseyen yüzlerine bakıp onlardan aldığım güçle içinde yaşadığım topluma, üzerinde beslendiğim toprağa iyi şeyler katmaya çalışan bir insan olmaya çalışıyorum.
Köklerimden kopmamış oluyorum, karanlıklara, kötü fırtınalara onlara tutunarak karşı çıkıyorum. Keşke büyük amcam İsfendiyor (Ardahan’ın Zabıt Kâtibi Esbender Efendisi) ve dünya tatlısı güzel insan Sultan Bibim de girebilmiş olsaydılar bu fotoğrafa.
Onlara baktıkça ben diğer kardeşleri de anımsıyorum. Çalışma masalarımdan birinin üstünde geçen yıl Ölçek’te toprağa verdiğimiz Hafiz kardeşimin (Sultan Bibimin oğlu) Hafiz kardeşimin resmini dayadım. Onlarla birlikteyim…
Ben kökleriyim eseriyim. Onlarla tutunuyorum toprağıma, onlarla direniyorum hayatın kötülüklerine, onlarla ve benim yaptıklarımın değerini bilen sevdiklerimin gülümsemeleriyle besliyorum umutlarımı…
Ben inatçı bir emanetçiyim. İyiliklerin, güzelliklerin, adaletin, doğruluğun, bedelsiz ve beklentisiz sevmenin, masum çocukların döktüğü bütün gözyaşlarının hesabı benden sorulsun…
Gününüz aydın olsun ey güzel insanlar…

About Post Author

About Post Author