Kutsal Kurtuluş Savaşı, hem Anadolu-Urumeli insanının, hem de özellikle bu coğrafyada yaşayan ve yüzlerce yıldın yozlaşmış Osmanlı sarayı tarafından cariye olarak tanımlanmış ve üçer beşer alınıp satılmış kadınların kurtuluş savaşıdır.
5 Aralık 1934 günü, Kurtuluş Savaşı’nın mavi gözlü sarı saçlı önderinin yol göstericiliğinde Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olan kadınlara seçme ve seçilme hakkı verildi. O tarihte dünyada kadınların bu hakka sahip olduğu ülke sayısı 28, bu hakkın kullanıldığı ülke sayısı ise yalnızca 17 idi.
Dünyada kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olmak yolundaki mücadelenin başlangıcı 8 Mart 1857 yılında Amerika’nın New York kentinde tekstil sektöründe çalışan yüzlerce kadının düşük ücretleri, uzun çalışma saatlerini ve insanlık dışı çalışma koşullarını protesto etmek için can pahasına direniş ve grevler yapmasına kadar gider. Birleşmiş Milletler 1975 yılını, “Uluslararası Kadınlar Yılı” olarak kutlarken bu yıl etkinlikleri içerisinde 8 Mart günü de Dünya Kadın Günü olarak kabul edildi. Şu an ülkemizde hem 5 Aralık’ta hem de 8 Mart’ta kadınlarımızı, ülke ve insanlık tarihinde kadınların yerini bir kez daha öncelikle anlamaya çalışmaktayız. Kuşkusuz yalnız takvimin belli günleri değil, yaşamın her ânı onların kutsal çaba ve emeklerinin baş üstünde tutulduğu bir zaman olarak yaşanmalıdır.
Ülkemizde, Cumhuriyet’in ilk hedeflerinden biri olan “kadına yasal bazı hakların tanınması” ne yazıktır ki Kurtuluş Savaşı yıllarında da emperyalizmin takma sakallı, sarık ve takke giydirilmiş Rahip Frew gibi İngiliz ajanlarıyla (aslında bir binbaşıdır) kol kola girerek “din elden gidiyor” yaygarasıyla Kuvayımilliye’ye karşı halkı kışkırtmaya çıkmış din istismarcıları tarafından hazmedilememiş ve aynı siyasetin sürdürümcüsü gerici güçler adım adım kadını kendilerini bir parçası saydıkları Orta Çağ derebeyliğinin bir “haz ve hizmet nesnesi”ne dönüştürmeye çalışmışlardır. Onların kitabında kadının adı bile “kadın” değil, ikinci planda yaşayan, kapatılıp gözlerden uzak tutulması, esirgenmesi gereken “hanım”dır.
Kadın hakları mücadelesi karmakarışık bir anlamlar ve kavram karışıklığı sayfasıdır… Cumhuriyet’in çoğu zaman halktan kopuk kalmış ve yeterince anlatılamamış, kimi zaman da zor ve baskı ile kabul ettirilmeye çalışılmış kimi girişimleri adım adım yıpratılmış, yok edilmiştir. Bu süreç içinde ABD emperyalizminin türlü çeşitli oyunlarıyla da kirletilmiş bir “başörtü” sorunu kadınlarımız tarafından da bir özgürlük mücadelesi gibi algılanmıştır.
Meclisin oy birliğiyle onaylanmış, kadına karşı şiddete yönelik “İstanbul Sözleşmesi”nin bir anlık bir kararla yok sayılmış olmasını, bu karar karşısında kimin ne dediğini de gözlerimizle gördük, kulaklarımızla duyduk…
“Romanlarımızda Kurtuluş Savaşı ve Kadınlarımız” beşinci ve benim için çok farklı bir anlam taşıyan araştırma kitabı, eleştirel bir deneme oldu. ABİS Yayıncılık tarafından basılacak, 2022 yılı Ocak ayı içinde raflarımızdaki yerini alacak (Bu arada değerli okurlarımın ısrarcı ve inatçı tutumlarıyla bu yayınevinin bastığı kitaplarımın da D&R’lar tarafından ısmarlanıyor olması haberi beni çok mutlu etti).
Kurtuluş Savaşımızın tek ve büyük destekçisi olmuş Sovyet Rusya’dan gelenler yanında İstanbul’dan kaçırılıp getirilmiş silah ve teçhizatın İnebolu limanından Anadolu’ya ve cephelere, kağnılarla, omuzlarla taşınması kadınlarımızın yazdığı bir destan olarak tarihimizdeki yerini almıştır. Aylar ve yıllar süren bu sevkiyat ve cephenin sıcak yüzü, önemli bir Türkiye gerçeğini de aydınlatır. İşbirlikçi payitaht ve saltanatın haremlik ve cariye olarak gördüğü, levanten burjuvazi ve onlara özentili işbirlikçi zümrenin işgalci subaylara balo ve partilerde dansa kaldırttığı kadın başka, Kurtuluş Savaşı için ölümü göze alarak Anadolu’ya geçmiş genç subayların cephelerde, en sapa köy ve yollarda karşısına çıkmış, kendisine emanet cephaneyi sapasağlam teslim edebilmek için battaniyesini onun üzerine örtüp kendi açıkta kalmış ve donmayı göze almış, cephelerde erkeğiyle yan yana düşmana tetik çekmiş kadın başkadır… Kurtuluş Savaşı, halk kültüründe, köyünde erkeğiyle omuz omuza çalışıp yaşayan kadının kasaba ve kentlerdeki kadına da örnek olduğu bir savaştır…
“Türk Romanında Karnaval” (İlk baskı 2006), halk kültürünün derin dip akıntılarını edebiyata taşımış yazarlar için hak arama kavgasına çıkmış, edebiyat alanına yeni adım atmış bir yazarın heyecan ve acemiliğiyle yazılmıştı. “Anadolu Rönesansı Esas Duruşta” (İlk baskı 2009) ülkeyi karanlık bir Orta Çağ bataklığına sürüklemek isteyen emperyalist gizli servis oyunlarıyla onlara yardakçılık yapan “liberal” tayfanın ipliğini pazarlamaya çalışan bir çığlık gibi kaldı… “Dillerine Kurban / Orhan Kemal’de Diyalojik Perspektif” ve “Dilin Dört Atlısı /Vüsat Bener, Bilge Karasu, Leyla Erbil’den Türkçeye Armağanlar” yıllarımı alan, yüzlerce kitap kaynaklı çalışmalardı.
“Romanlarımızda Kurtuluş Savaşı ve Kadınlarımız” dosyası beşinci araştırma ve eleştirel deneme kitabı olarak tamamlanmaya yakın olduğunda (hiçbir araştırma yapıtı asla nokta konmuş, tamamlanmış olamaz) büyük bir iç huzuru duydum.
Bizi biz yapan, bize sevmeyi öğreten, bize özveriyi gösteren, bize yiğitliğiyle ve çalışkanlığıyla, sevecenliğiyle örnek olan kadınlarımıza karşı bir parça olsun üzerime düşeni yapabildiysem ne mutlu bana…
Gününüz aydın olsun değerli dostlar; kadınlarımızın mücadelesi de kutlu…
KADINLAR KAZANACAK…

