İZMİR’İN DAĞLARINDA ÇİÇEKLER AÇAR…

9 Eylül, İzmir’in kurtuluş yıldönümü…

15 Mayıs 1919 günü emperyalistlerin desteğinde Anadolu’yu işgale çıkan Yunan kuvvetleri 9 Eylül 1922 tarihine kadar şehri ve çevresini egemenlikleri altında tuttular, bölgede çok acı olaylar yaşandı.

15 Mayıs 1915 günü işgalci Yunan güçlerine karşı ilk kurşunu atan gazeteci Hasan Tahsin, Anadolu direnişinin de sembolü oldu. Selanik doğumluydu Hasan Tahsin; Sorbonne’da eğitim görmüştü… Öncesinde Maşatlık’ta işgale karşı bir miting düzenlemiş ve burada bir konuşma yapmıştı. 31 yaşında süngülerle yaşamına son verilen bu aydın insanın yaşam öyküsü, Kuvayımilliye’ye öncülük eden aydın kimlikleri için çok önemli bir örnek oluşturur.

İzmir, aynı zamanda benim memleketim Ardahan ve çevresindeki yerleşim bölgeleri gibi, farklı dillerin, kültürlerin barış içinde bir arada yaşadıkları bir bölgeydi. Anadolu, burada yerleşik levanten burjuvazi aracılığıyla manifaktür sanayiyle, kapitalizmle de tanışmış, İzmir, Batı ve Doğu kültürlerinin kucaklaştığı, özgür işgücünün ve işçi sınıfının doğuşuna da sahne olmuştu.

İzmir’in kurtuluş hikâyesi, aynı zamanda, mazlum halklara önderlik edecek barış ve kardeşlik ilkelerinin bir kez daha öne çıktığı bir süreci de anımsatır. 10 Eylül günü İzmir’e giren kurtuluş savaşı öncüsü, büyük önder Gâzi Mustafa Kemal, ayakları altına serilen Yunan bayrağının kaldırılmasını ister, saygısını gösterir; “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” diyen bir kahramandır o…

İzmir’in kurtuluşu, Hasan Tahsin gibi çok önemli bir adın yanında Türkiye Cumhuriyeti kültür ve eğitim politikalarının oluşturulmasında çok önemli emekleri olan Mustafa Necati ve Vasıf Çınar’a olan saygılarımızı, minnetlerimi tazeler… Aynı zamanda Altay kulübünün de kurucusu olan bu iki ateş yürekli aydın, uzun yıllar bölgedeki direniş güçlerine öncülük etmişler, Kuvayımilliye saflarında birlikte çarpışmalara girmişler, sonrasında da çeşitli yönetim kademelerinde canla başla çalışmışlardır. İktidar taklitçisi, itaatkâr kuşaklar klonlamak yerine, özgür ve özgün düşünceli bir gençliğin yetişmesi için çaba göstermişlerdi… Vasıf Bey’e Çınar soyadını veren de Atatürk’ün kendisidir.

9 Eylül ve İzmir, o acılı günlerde aynı zamanda düşmanla işbirliği yapanlardan, Yunan subaylarına rakı sofraları kurup karşılarında garip köylü kadınlarını oynatanlardan, savaştan sonra da Rumların topraklarına, yoksul köylülerin sulak tarlalarına el koyup Kurtuluş Savaşı gâzilerine dayak attıranlardan, adliye koridorlarına hak aramaya geldiğinde oralardan da kovalattıranlardan da ne kadar kurtulduğumuzu, ne kadar kurtulamadığımızı gösterir. Bu bakımdan baba dostu, Talip Apaydın amcamın Toz Duman İçinde, Vatan Dediler ve Köylüler roman üçlemesini mutlaka okumalısınız. Birlikte benim “Romanlarımızda Kurtuluş Savaşı Ve Kadınlarımız” kitabını da…

9 Eylül günü, Uşak’ın Tacim (asıl adı Hacim’dir) köyünden sekiz gönüllü köylü süvari milis olarak Kurtuluş Savaşı’na katılan, ancak ikisi sağ kalabilen Molla Mahmut (Talip Apaydın babasının anılarını onda canlandırır) ve Haceli’nin İzmir’in kurtarıcısı süvariler olarak girdikleri İzmir’de, savaş başlarken kendilerine yardım etmiş, borç para ile at ve silah almalarını sağlamış köyün zengini İbrahim Bey’i Konak’ta Rumların boşalttığı koca bir dükkâna kendi tabelasını asarken görürler. Molla Mahmut ve Haceli, savaş bitiminde, üzerlerine zimmetli, kendi paralarıyla aldıkları atlarını, silahlarını da birliklerine teslim ederek, yayan yapıldak, aç, yırtık, sefil bir durumda köylerine dönerler. Romanlarımız, iyi yazıldığında ve okunduğunda, sınıfsal gerçekliğimize de ayna tutan gerçek tarihimizdir. Unutmayalım, unutturmayalım…

İzmir, çıkara ve iktidar hırslarına boyun eğen bir şehir olmadığı için bugün emperyalistlerle aynı politikanın içinde yer olan, siyasette en çok din istismarını kullanan birileri tarafından “Gâvur İzmir” diye de anılıyor bir taraftan…

İzmir, kardeşliğin şehridir, barışın şehridir, özgürlüğün ve üretimin şehridir.

Selam olsun dağlarında çiçekler açan o İzmir’in kurtuluş gününe; gününüz aydın olsun…

9 Eylül 2026

About Post Author

About Post Author