Geçtiğimiz yaz boyunca Şap hastalığı ülkemizin ve Anadolu halkının en önemli geçim kaynağı olan büyükbaş hayvancılığımızı kırıp geçirdi. Zaten büyük sıkıntılar içinde yaşayan yöremiz köylüsü de, canı gibi sevdiği hayvanlarının ölüp gitmesini gözyaşları içinde izledi. İran’dan gelen Sat1 suşunun daha çok etken olduğu bu ölümcül ve ülke kaynaklarını yok eden hastalığın ana nedenlerinden birisi de hayvan hareketleridir.
Dünyanın en zengin kır çiçeği örtüsüne ve yeryüzünün en güçlü arıcılık, büyükbaş hayvancılık potansiyeline sahip Kuzeydoğu yaylaları, bir yandan yeryüzündeki genel ısınmanın, bir yandan da yörede su kaynaklarını yok eden gereksiz beton barajların, dağın taşın altüst edildiği yapılaşmalar, bilinçsizliğin yol açtığı çevre kirliliği, otuz yıldır bir türlü önüne geçilemeyen ya da göz yumulan, güneyden, yöre dışından gelen büyük koyun sürülerinin yol açtığı otlak tahribatı ve hastalık bulaştırmaları tehdidi altında yaşıyor. Neredeyse otuz yıldır da ben bu sorunla uğraşıyorum. Zamanında, gazetelerde yazdığım yazılar nedeniyle, otlak kiracısı derebeyi kalıntılarının suç duyuruları ile köydeki evim basıldı, benim olmadığım bir zamanda, jandarma, yaşları yetmişi aşmış Köy Enstitülü çınarlar, anamı babamı götürmeye kalktı. Zamanın jandarma alay komutanı tarafından alnından vurulmakla tehdit edildim. Yıllarca yargılandım ve o günlerin hukuka saygılı mahkemelerinin kararıyla beraat ettim. O zamanlar devrimci öğretmenimiz Kemal Gültekin’in çıkardığı Ardahan’daki Süzgeç Gazetesi aracılığıyla verdiğimiz mücadele, İçişleri Bakanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığının Ardahan’a dışarıdan koyun sürülerinin getirilmesini yasaklaması ile sonuçlanmıştı.
Bu yasağa ve ülke kaynaklarına verdiği zarar bilinmesine karşın, özellikle de son yıllarda artan bir biçimde Ardahan yaylalarına dışarıdan koyun sürüleri gelmeye devam ediyor. Birçok kez yazdım; koyun otlamasının yayla otlağına büyük zararı vardır. Büyükbaş hayvan ve tek tırnaklı at, otu biçer gibi ortadan kesip yerken koyun köküyle birlikte söküp çıkarır. Üç ABD başkanına Asya danışmanlığı yapmış S. Frederick Starr, “Kayıp Aydınlanma” adlı kitabında Orta Asya’daki çölleşmenin nedenini ormanların kesilmesi ve yoğun koyun otlatılması olarak, altını çizerek vurgular.
Dünya hızla ısınıp hayat koşulları zorlaşırken, ülkemizde doğa tahribatı daha da büyük bir ivmeyle sürerken, halkımız kırmızı ete neredeyse muhtaç yaşamaya başlamışken, su sıkıntıları ortaya çıkmışken, hastalık etmeni olan koyun sürülerinin dünyanın en zengin kır çiçeği örtüsüne ve Anadolu’nun Kura’dan Aras’a, Fırat’tan Dicle’ye, Kızılırmak’a büyük su kaynaklarının ana kaynağı Kuzeydoğu yaylalarına getirilmesine göz yummak, hatta el altından yardımcı olmak ülkeye ve hayata ihanetle aynı şey demek olacaktır.
Geçtiğimiz yaz 20. Dursun Akçam Kültür Sanat Günleri için kendisini davet etmeye gittiğim Ardahan Valisi Sayın Hayrettin Çiçek, kendisini arayan Tarım Bakanı’nın Iğdır’daki koyun sürüleri için Ardahan’dan otlak istediğini ama bunu kabul etmediğini söylemişti. Yaz ayları boyunca bulunduğum yörede tüm ilgilileri, yetkilileri, üreticileri bu konuda duyarlı olmaya çağırdım… Dursun Akçam Kültürevi’nde konunun tüm boyutlarıyla ele alındığı Şap Hastalığı ile ilgili önemli bir toplantı da yaptık…
Bunca önemle üzerinde durulmasına ve resmi makamlardan yöne halkına kadar herkesin konu hakkında bir şeyler bilmesine karşın gerçeğin ne olduğunu merak edenler, birkaç gün önce, yoğun kar yağışı başladıktan sonra karayollarını kaplayan büyük sürüler halinde güneye doğru akan, on binlerce hayvanın olduğu bu fotoğrafa bakabilirler. Bu yalnızca bir anlık görüntü, daha kim bilir neler var… Ardahan otlakları artık karla kaplı, Iğdırlı sürüler kendi yerlerine dönüyor.
Bu fotoğraftan herkes kendisine ders çıkarsın; kim nerede neyi eksik yaptı, kim bir yanlışa kaydı, kendini sorgulasın.
İşte gerçek bu bayanlar ve baylar! İşte ülke ekonomisine, ülke doğasına, insanımızın suyuna, ekmeğine ihanetin resmi burada. Kabahat o masum hayvanlarda, onları getirenlerde değil, soruna akılcı bir çözüm aramayanlarda, bulmayanlarda, arada çıkar sağlayanlarda…
Aklımız ne zaman başımıza gelecek?
Gününüz aydın olsun…
03 Ocak 2026

