Camilerde “Din elden gidiyor” haykırmasıyla toplanıp 6. Filo’ya karşı gösteri yapan devrimci gençlerin ve işçilerin üstüne saldırılan16 Şubat 1969’un Kanlı Pazarı’ndan, yine benzer bir çağrıyla 1978 yılında ana karnında bebeklerin baltayla parçalandığı, kınalı saçları örüklü yaşlı kadınların başlarının kesildiği Maraş Katliamı’na, 3 Temmuz Sivas Yangını’na, gözü dönmüş kitlelerin önünde yer alan, evinin ve kızının gözünün önünde “Dilden Dile” türkü programları yapımcısı, yazar, sanatçı Ümit Kaftancıoğlu’ndan devlet içindeki gizli silahlı güçleri araştıran savcı Doğan Öz’ün kurşunlanmasına, Uğur Mumcu’nun katline birçok kara günde doğrudan ya da dolaylı yer alan, saldırı emrini veren, tetik çeken tipler vardır… Bu tipler, bu ülkenin tarihinde bağımsızlığı savunan namuslu aydınlarının, emekçi halktan yana tavır alanların, özgürlük ve barış yolcularının kâbusu, baş belası olarak yer aldılar… En son örneğinde iktidarı destekleyen, adı çok bilinen bir suç örgütü liderinin ağzından açıkça duymuştuk niyetlerini: “Oluk oluk kan akıtacağız!”
Şimdi o “Seni Seviyoruz Reis! Oluk Oluk Kan Akıtacağız!” açıklamasını yapan kişi kellesini koltuğuna almış, bütün dünyanın gözünün önünde, herkesi şaşırtan tüyler ürperten bir şeyler açıklıyor… Sedat Peker’in açıklamalarını duydukça, okudukça, Dostoyevski’nin o sözü beynimin içinde çınlayıp duruyor: “İnsan asla bir piyano tuşu değildir!”
Sedat Peker’in açıklamalarına o oluk oluk kanları akıtılacak muhalif kesime yönelik bir saygı selamı da katılıyor zaman zaman…
İnsanın aklı fikri almıyor ama almalı… Onun yaptığı açıklamalar bir yün çoraptaki ilk düğümün sökülüp atılması gibi geldi… Arkasından başka başka kaynaklardan başka sesler yükseldi.
İki gündür Halk TV ekranlarında saatler süren açık oturumları izliyorum. Çok önemli değişiklikler olmaya başladı ülkede. Onlarca yıldır emperyalizmin birilerini kullanarak kurduğu tuzaklar deşifre ediliyor… 12 Eylül 1980 darbesi için de bu tuzaklar kullanılmıştı.
15 Temmuz darbesi için de böyle hazırlıklar yapıldı… Darbe sırasında başı kesilen emir kulu gariban askerlerin boğazına uzanmış bıçakların sahipleri de ortaya çıkmaya başladı bu açıklamalar sırasında… Darbe istemediği için sokağa çıkmış sıradan bir yurttaş asker kafası kesebilir mi? Asla…
Sedat Peker’in açıklamaları arasında adı geçen SADAT adlı askeri danışmanlık firmasının belirtkesinde (logo) Kuzey Afrika’dan Yakın Asya’ya, Orta Doğu’ya uzanan yeşil bir bölge boyalı duruyor… Bu yeşil renk, Amerikan Emperyalizmi’nin Sovyetlere karşı oluşturmaya çalıştığı “Yeşil Kuşak”ın bugünlere uzanmış bir yansımasıdır. Boyandığı bölgelerde, dini inançlar kullanılarak halklar birbirine kırdırılacak, dini inançlar kullanılarak bu bölgede emperyalizm karşıtı politikaların içinde olanlar susturulacaktır. Aynı logoda Türkiye’nin rengi kırmızıdır. İyi bulmuşlar bu rengi; çünkü emperyalizmin el altından yürüttüğü operasyonlarda Türk askerinin, Türk polisinin de kanı akmaktadır. Kimin elinin kimin cebinde olduğu belli değildir ama bu ülkenin garip insanlarının alın terinin, türlü çeşitli yöntemlerle toplanan vergilerin (mazottan doğal gaza, elektrikten, dolar garantili müteahhitlik hizmetlerine) nerelere akıtıldığının da resmidir. Bu SADAT’ın başında 28 Şubat mağduru olduğu iddia edilen bir emekli tuğgeneral var. Oluk oluk akıtılacak kanlar açıklamasından bu örgütün başındaki kişinin de haberi olduğundan söz ediliyor
Halk TV’nin dün akşamki programında bu örgüte bağlı emekli askerlerin askeri okullar giriş sınavlarında mülakat yaptıklarını da öğrendik.
T. C. Silahlı Kuvvetleri’nin Balyoz, Ergenekon vb davalarla yurtsever subaylardan hangi amaçlarla temizlendiği şimdi çok daha açık anlaşılıyor… Bunu tek başına FETÖ’ye bağlamak safdilliliktir. Bu bir emperyalist gizli servis darbesidir!
Dün akşamki programda TÜGVA’dan TÜRGEV’e, İlim Yayma Cemiyeti’ne, bu ülkenin en karanlık ve en iyi beslenen güçlerinin iplikleri de belli ölçüde pazara çıktı… TÜGVA yönetim kurulunun tümü de eski İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin çalışanı imiş meğer… Ballı kaymaklı maaşlar alıp devlet kadrolarının yandaş kadrolarla doldurulması için çalışmışlar…
Bu örgütlerden de çözülmeler başladı. Çok önemli belgeler gün ışığına çıkıyor!
Size yazıklar olsun bunca kirli çorap karşısında savcı rolünde olup parmağını bile tepretmeyenler… O hukukçu geçinip kulluk edenler dursun hele bir yanda… Hele de, daha devletin bütün kilit noktaları bu tertip tarafından ele geçirilmeden önce, bir yüksek rütbeli subaydan, ya da bir yüksek mahkemeden memlekette yaşananlarla ilgili, laiklik ve Cumhuriyet karşıtı davranışlar için en küçük bir söz, bir açıklama duyduklarında, “vay efendim vesayetçilik var, darbecilik var!” diyerek demokrasi adına kıyametleri koparan o liberal tayfadan da gık yok. Ağızları mühürlendi mübareklerin…
Onların utancı onlara yetsin…
İnsan insanlığını yapacaktır. Dünya yalnızca 1789 Fransız İhtilalı, Ekim 1917 Bolşevik Devrimi (Türkiye Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet Kuruluşu’nun da destekçisi olan) gibi büyük patlama anlarında değil, böylesi küçük alevlenmeler, parlamalarla da yol alacaktır…
Biz de insanlıklarının gereğini yerine getirenleri unutmayacağız…
Hep iyiye, hep güzele, hep doğruya ulaşmak için olsun yollarımız, gününüz aydın olsun…
İNSAN İNSANLIĞINI YAPACAK!…

