1. İnönü Zaferleri, Nezahat Onbaşı, Akif’in Sevinci ve İstiklal Marşı

1. İnönü Zaferleri, Nezahat Onbaşı, Akif’in Sevinci ve İstiklal Marşı

1. BİRİNCİ İNÖNÜ ZAFERİ, ATATÜRK VE İNÖNÜ’NÜN TELGRAFLARI

“I. İnönü Muharebesi, 6 Ocak 1921 tarihinde iki koldan taarruza geçen Yunan kuvvetleriyle İnönü mevzilerinde savunmada olan Ankara Hükümeti kuvvetleri arasında yapılan muharebedir. 6 Ocak 1921 tarihine kadar Uşak ve Bursa bölgesinde hazırlıklarını sürdüren Yunanlar, Türk-Batı Cephesi birliklerinin Çerkez Ethem Kuvvetlerinin Tenkili harekâtı ile meşgul olmasından da faydalanarak, İnönü-Eskişehir istikametinde taarruza başladılar. 6-9 Ocak 1921 tarihleri arasındaki muharebeler, örtme ve emniyet kuvvetleri harekâtı şeklinde cereyan etti. İnönü mevzilerindeki muharebeler 10 Ocak 1921 tarihinde başlamış, Yunan kuvvetlerinin taarruz çıkış hatlarına çekildiği 11 Ocak 1921 tarihine kadar sürmüştür.”[1]

“İnönü Zaferinden sonra TBMM’nin 13 Ocak 1921 Perşembe günkü toplantısı ilk kez Yunan askeri birliklerinin geri çekilmesiyle sonuçlanan bir zafer kazanmış olmanın yarattığı heyecanlı konuşmalara vesile olmuştu.

Mustafa Kemal, konuşmasında iki önemli nokta üzerinde durmuştur. Birincisi Ethem’i suçladı. İkincisi de Ethem’e karşı girişilen harekâtı Meclis’in soğukkanlı karşılamasına, olaylara ters tepki göstermemesine ve Yunan saldırısı karşısında Meclis’in telaş ve heyecana kapılmamasına teşekkür etti.”[2]

Mustafa Kemal Paşa, ayrıca kürsüden Cephe Komutanı İsmet Bey’e gönderdiği telgrafı da okudu. Meclis tutanaklarına geçen bu telgrafın metni şöyledir:

“İnönü Meydan Savaşında Batı Cephesi kıtalarının uğurlu ve kahredici komutanız altında hazırladıkları kesin üstünlükten dolayı zatı devletlerine ve kahraman ordumuzun Bütün komutanlarıyla, subaylarına ve erlerine Büyük Millet Meclisi’nin kalpten tebriklerini takdim eder ve bu başarının kutsal topraklarımızı düşman işgalinden tamamen kurtaracak olan kesin zafere hayırlı bir başlangıç olmasını Allah’tan diler ve işbu tebriklerimizin bütün Batı ordusu erlerine ve subaylarına ulaştırılmasını rica ederim.”

Bu telgrafa İsmet Bey’in verdiği yanıtsal telgraf da bir gün sonra Mecliste okundu. İsmet Bey şöyle diyordu:

“Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine,

Allah’ın yardımıyla, İnönü Meydan Savaşı’nın kazanılmasından dolayı Büyük Millet Meclisi’nin içten destek ve dilekleri, ordunun bütün fertlerini ve subaylarını teşekkür onuruna boğmuştur. Geleceğimizi tam bağımsızlık ile üstlenmiş olan Büyük Millet Meclisi’ne kayıtsız, koşulsuz bağlılık ve teslimiyetten aldığı manevi ve kutsal ışık ile kutsal topraklarımızı kurtarma görevini yapacağımızı, ordunun kesin inancı ile emin bulunduğunu Başkanımıza arz ederim.”

Kazım Karabekir komutasında gerçekleştirilen ve 29 Eylül 1920’de Sarıkamış’ın, 30 Ekim 1920’de Kars’ın alınışıyla sonuçlanan Doğu Harekâtından sonra, Batı’daki ilk zaferimiz de Birinci İnönü oluyordu. İlkinde İsmet Bey Genel Kurmay Başkanıydı ve o harekâta başlama emrini vermişti, ikincisinde ise Batı Cephesi Komutanıydı.

Böyleydi ama Refet Paşa gibiler, işi alaya alıyor İsmet Paşa’nın kuyusunu kazıyorlardı. Yakup Kadri Karaosmanoğlu anlatıyor:

“Hele o sıralarda cenup cephesinden henüz ayrılmış bulunan Refet Paşa’nın hususi meclislerde (özel toplantılarda) İsmet Paşa’dan her söz açılışında onu öylesine alaya alışı vardı ki, biz, yani İsmet Paşa’yı sevenleri adeta çileden çıkarır ve aramızda epeyce sert tartışmalar olurdu. Nitekim günün birinde Refet Paşa doğrudan bana hitap ederek:

‘Birinci İnönü zaferi münasebetiyle İsmet’i bir millî kahraman mertebesine çıkaran makalenizi okudum. Çok şairaneydi doğrusu o yazınız. Fakat gerçekle bir ilgisi yok’ deyince ben de kendimi tutamayıp ‘Şu hâlde Mustafa Kemal Paşa’nın İsmet Paşa’ya çektiği tebrik telgrafı da sizce bir şiirden mi ibaret’ cevabını vermiştim.

Bunun üzerine Refet Paşa kahkahalarla gülerek bana şöyle bir karşılıkta bulunmuştu:

‘Ona ne şüphe! Bahsettiğiniz telgrafı yazanın sizin edebiyat arkadaşlarınızdan biri olduğunu bilmiyor musunuz? ’[3]

Hem o telgrafta bir adres yanlışlığı da var. Mustafa Kemal Paşa onu İsmet’e değil, İnönü Zaferinin gerçek kahramanı Miralay Fethi Bey’e göndermeliydi. Zira ilk ağızda bir hezimete dönmek üzere olan bu muharebe son dakikada o fırka kumandanın aldığı inisiyatif ve sarf ettiği gayret sayesinde kazanılmıştır.”[4]

Karaosmanoğlu, bu arkadan arkaya denilen sözlerin İnönü’nün de kulağına gittiğini, onun da buna göre tutum aldığını belirtiyor.

İsmet Paşa’ya sonraki yıllarda veryansın eden Dr. Rıza Nur ise Türk Tarihi adlı kitabında İsmet Paşa’ya bakınız nasıl övüyordu:

“Çerkez Ethem en kızışmış bir harp zamanında kardeşleriyle birlikte Yunanlılar cihetine geçmiş ve sonuna kadar onlarla beraber aleyhimize harp etmiştir. Cephe kumandanı İsmet Paşa’nın hüsn-ü idare ve gayretleriyle bu çeteler imha edilip muntazam bir ordu meydana getirildi.”[5]

TÜRKİYE TARİHİNİN İLK İSTİKLAL MADALYASI VERİLEN NEZAHAT ONBAŞI VE İNÖNÜ SAVAŞI

“70. Alay Kumandanı Halit Bey’in kızıydı. Henüz sekiz yaşındayken annesini kaybetmişti. Kimseye bırakılmamış, bizzat babası tarafından yetiştirilmişti. Mecburen cephelerde siperlerde büyümüştü. Ata binmeyi silah kullanmayı öğrenmişti. Çanakkale Savaşında bile babasının yanında cephedeydi.

İlk askeri üniformasını 11 yaşındayken giymişti, Kuvayı Milliye kalpağı takıyordu.

Ahmet Derviş Paşa tarafından onbaşı rütbesi verilmişti. İsmet Paşa ise kurmay unvanı vermişti. Çerkez Ethem tüfek hediye etmişti. Mustafa Kemal’la tanışmıştı; Bursa, Bozüyük, Akşehir cephelerinde üç kez karşılaşmışlardı.

600 kişilik 70. Alayın sembolüydü. Yunanlılar bile kızlı alay diyorlardı. Boyundan büyük yüreği vardı. Firara etmeye kalkışan askerlerin karşısına dikiliyordu. ‘Ben babamın yanında ölmeye gidiyorum, siz nereye kaçıyorsunuz, çocuklarınızın yüzüne nasıl bakacaksınız?’ diye bağırıyordu.

Çatışmalara fiilen katılıyor, kurşun sıkıyordu. Babasına moral veriyordu: ‘Hiç müteessir olma, seni de vururlarsa yetim kalmam, bana millet bakar, ben ölürsem zaten şehit olurum’ diyordu.

Türk Jan Dark’ıydı.

İnönü Savaşları sonunda TBMM’de gündeme getirildi. Bursa Milletvekili Emin Erkul önerdi. Kurtuluş Savaşının ve Türkiye Tarihinin ilk İstiklal Madalyası henüz 12 yaşındaki kız çocuğu Nezahat’a verildi.”[6]

Birinci İnönü Savaşına ve İsmet Paşa’ya dil uzatanlar hain değillerse biraz daha düşünüp insafa gelsinler.

 

BİRİNCİ İNÖNÜ ZAFERİ, MEHMET AKİF’İN SEVİNCİ VE İSTİKLAL MARŞI

“Oğlunun anlatımına göre Akif, I. İnönü Savaşı’nın kazanılmasına çocuklar gibi sevinmişti. Bugün, I. İnönü Savaşı’nın aslında hiç olmadığını, sonradan uydurulduğunu iddia edenlerin acaba kaçı Akif’in I. İnönü Zaferine ‘çocuklar gibi sevindiğini’ biliyordur?

İşte o, I. İnönü Savaşına çocuklar gibi sevinen Akif, İstiklal Marşı’nı, I. İnönü Zaferi’nin ulusa ilk umut olduğu günlerde yazmıştır. I. İnönü Savaşı 6-11 Ocak 1921 tarihleri arasında meydana gelmiştir. Milli Marş ise 5 Şubat 1921’de Akif’e ısmarlanmıştır. Yani Akif, I. İnönü Savaşından bir ay sonra yazmaya başlamıştır İstiklal Marşını…

Milli heyecanı yükseltip orduyu coşturacak bir marşın eksikliği ilk olarak I. İnönü Savaşı sırasında hissedilmiştir. Bunu hissedenlerden biri de genel kurmay başkanı İsmet Paşa’dır. İsmet Paşa, 1920 Eylül’ünde Eğitim Bakanı Rıza Nur Bey’den bir milli marş istemiştir.”[7]

Bu marş isteme konusunu Beşir Ayvazoğlu daha ayrıntılı yazar:

“O günlerde Garb Cephesi Kurmay başkanı olan İsmet Bey (Paşa) in Maarif Vekili Dr. Rıza Nur’u ziyaret ettiğini ve Fransızların Marseyyez’ine benzeyen, askeri şevklendirecek bir millî marş yazdırılması hususunda anlaştıklarını biliyoruz. Rıza Nur, İsmet Bey’i bu işlere bakan Orta Öğretim Müdürü Kâzım Nami (Duru) Bey’e gönderir. Kâzım Nâmi, İsmet Bey’in ziyaretini hatıralarında şöyle anlatıyor:

‘Bir gün orta tedrisat müdürü odasında çalışıyordum. Kalpağımı masanın bir kenarına koymuştum. Kapı açıldı. İçeriye kısa boylu bir Erkân-ı Harbiye albayı girdi. Onu görünce ayağa kalktım, kalpağımı giydim, buyrunuz dedim; bu zat ‘Ben Garp Cephesi Erkân-ı Harbiye Reisi İsmet’ dedi. Kendisini masanın önündeki iskemleye buyur ettim, oturdu. ‘Beni size Dr. Rıza Nur Bey gönderdi. Orduca karar verdik, bir İstiklâl Marşı istiyoruz. Bunun güftesini, bestesini ayrı ayrı müsabakaya korsunuz. Her birini kazanana beşer yüz lira vereceğiz’ dedi. Emirlerini hemen yapacağımı söyledim.’”[8]

İKİNCİ İNÖNÜ ZAFERİ, ÖNEMİ VE TELGRAFLAR

Birinci İnönü Savaşı, birçok sorunu çözmüş, ülkeye ve Büyük Millet Meclisine moral kaynağı olmuştu. Dahası da var, Sovyetlerle sürdürülen barış görüşmelerinde ilerlemeler kaydedilmişti. Ve İtalya, Fransa gibi İtilaf devletleri Ankara Hükümetine yönelmeyi yeğler olmuşlardı. Londra’da toplanacağı belirtilen konferansa Ankara hükümeti de davet edilmişti.

Bunlar az kazanım mıdır?

Gelgelelim Londra Konferansında olumlu bir sonuç alınamadı. “Bunun üzerine Yunanlılar İngiliz Başbakanı Lloyd George’un da onayını alarak 23 Mart 1921’de Bursa ve Uşak yörelerinden yeni bir saldırıya geçmişlerdi. Bursa’dan ilerlemeye başlayan kuvvetleri Bilecik’i, arkasından da Adapazarı’nı ele geçirmişlerdi. Cephe Komutanı İsmet, asıl savaşı yine İnönü mevkiinde kabul etme kararında olduğu için kuvvetlerini o yöreye çekmişti. Taraflar arasında şiddetli çarpışmalar 27 Mart’ta başlamıştı. Yöredeki tepeler sık sık el değiştirmiş, fakat Metristepe bütün çabalara karşın Yunanlılardan geri alınamamıştı. Uşak bölgesinden ilerleyen Yunan birlikleri de Afyon’u işgal etmişti (28 Mart). Bununla birlikte İnönü yöresindeki savaşlar daha önemli görüldüğünden Ankara’dan Refet Bele komutasındaki Güney Cephesi birliklerinden bir bölümünün oraya gönderilmesi emri verilmişti. Bununla da yetinilmeyerek BMM Muhafız Taburunun cepheye gönderilmesi gerekli görülmüştü. Batı Cephesi Komutanı General İsmet, iyi eğitilmiş ve donanımlı 5. Kafkas Tümeni ile Muhafız Taburunun 29 Mart’ta oraya ulaşmalarından sonra 31 Mart’ta karşı saldırıya geçme olanağı bulmuştu. Komutanların bile ön hatlarda savaştığı kanlı çarpışmalardan sonra Yunanlılar 1 Nisan 1921’de geri çekilmeye başlamışlardı.

Cephe Komutanı, kazanılan zaferi o akşam Ankara’ya çektiği şu telgrafla bildirmişti:

Saat 18, dakika 30’da Metristepe’den gördüğüm vaziyet: Gündüzbey kuzeyinde sabahtan beri sebat eden (direnen) ve dümdar (artçı) olması muhtemel bulunan bir düşman müfrezesi sağ cenah grubunun taarruzuyla gayrimuntazam (düzensiz) çekiliyor. Yakından takip ediliyor. Hamidiye istikametinde temas ve faaliyet yok. Bozöyük yanıyor… Düşman, binlerce maktulleriyle (ölüleriyle) doldurduğu muharebe meydanını silahlarımıza terk etmiştir.’

TBMM Başkanı Mustafa Kemal de bu telgrafı aynı gün çok anlamlı ve çarpıcı tümcelerle bir yanıt vermişti. Hamdullah Suphi Tanrıöver’in kendisinin yazdığını söylediği telgrafın içeriği, kutlamanın içtenliği kadar Kurtuluş Savaşının artık bir dönüm noktasına geldiği kanısının doğduğunu yansıtması bakımından önem taşımaktadır. ‘Bütün dünya tarihinde sizin İnönü Meydan Savaşlarında üstlendiğiniz görev kadar ağır bir görev üstlenmiş komutanlar enderdir’ diye başlayarak ‘Siz orada yalnız düşmanı değil, ulusun kara yazgısını da yendiniz’ diye devam eden bu telgrafta bu zaferle artık Türk Ulusunun yüzyıllardır kötüye giden talihinin değiştiği, yenilgilerin ve tersine gidişlerin sona erdiği vurgulanmıştı.”[9]

 

[1] https://tr.wikipedia.org/wiki/Birinci_%C4%B0n%C3%B6n%C3%BC_Muharebesi

[2] Alev Coşkun-Samsun’dan Sonra En Zor 19 ay/Cumhuriyet Kitapları 2.Cilt

[3] “Türk’ün makus talihini yendiniz” sözünün geçtiği telgrafın Hamdullah Suphi’nin kaleminden çıktığı söylenir.

[4] Yakup Kadri Karaosmanoğlu-Politikada 45 Yıl/İletişim Yayınları

[5] Turgut Özakman-Dr. Rıza Nur Dosyası/Bilgi Yayınevi

[6] Yılmaz Özdil-Son Cüret/Sia Yayınları

[7] Sinan Meydan-Öteki Mehmet Akif Vaiz/İnkılap Kitabevi

[8] Beşir Ayvazoğlu, İSTİKLÂL MARŞI Tarihi ve Manası/Tercüman Aile ve Kültür Kitaplığı Yayınları

[9] Prof.Dr. Şerafettin Turan-İsmet İnönü Yaşamı, Dönemi, Kişiliği/Kültür Bakanlığı Yayını

About Post Author

About Post Author