HOŞÇA KAL YARIN! HOŞÇA KAL ARDAHAN!

HOŞÇA KAL YARIN! HOŞÇA KAL ARDAHAN!

“Hoşça Kal Yarın” Reis Çelik’in çektiği, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının yaşamını ve idamlarını anlatan, bir zamanlar çok ses getirmiş bir filmdir. Filmin adını her kim bulduysa (bunu sevgili dostum Reis Çelik’e soracağım ama hep unutuyorum) gerçekten de iyi bulmuş… Kendilerini halklarının ve coğrafyalarının gelecek özgür yarınlarına adamış, “Halk kurtuluş savaşı”na çıkmış ama kıyıp da kimseye kurşun atamamış, buna karşın, gericiliğin, 27 Mayıs 1960 sonrası idam edilen politikacıların intikamını alıyormuş gibi elleri titremeden, yürekleri ürpermeden yaşamdan aldıkları üç güzel gencin dramlarını anlatır.
Reis Çelik’in son filmi ise, Dursun Akçam’ın öykü ve romanlarından kimi esintilerin de yer aldığı “Ölü Ekmeği” filmi oldu. Film bazı ödüller de aldı ama kanımca halka en çok adını duyurduğu yer Serhan Asker’in 10 Temmuz 2021 günü Halk Tv de yayımlanan “Görkemli Hatıralar” programı oldu. O programda Ardahan’da 16 yıldır inatla ve sessiz sedasız sürdürmekte olduğumuz “Dursun Akçam Kültür ve Sanat Günleri” de deyim yerindeyse kendini aştı, kitlelerle buluştu, adını kurdu kuşa duyurdu.
Bu çekimin gerçekleşmesinde büyük katkıları olan, Dursun Akçam’ın yol arkadaşı Ümit Kaftancıoğlu’nun gelini, benim de mücadelesini övünçle izlediğim değerli dostum, güzel insan Dr. Canan Kaftancıoğlu’na, Ardahan Belediye Başkanı Faruk Demir’e, program yapımcısı Serhan Asker’e ve ekip arkadaşlarına ne kadar teşekkür etsem azdır. Ayrıca 16 yıldır Ardahan’da sürdürmekte olduğumuz dirençli mücadelede bana destek olan bir avuç Ardahanlı genç kardeşime (Özkan Durmuş, Suat Işıklı, Metin Onay ve Ertan Sarıçam –ki hep Beş Kişilik Ordu gibi olduk), diğer Ardahanlı genç kardeşlerime, Dursun Akçam’ın küçük kardeşi Kerim Akçam’ın çocuklarına (Babalo Orhan yıllardır beni arabasıyla taşır, hiç yanımdan ayrılmaz, Fatma öğretmen her işe koşarak el atar), Dursun Akçam Kültür ve Sanat Vakfı’nın Ardahan’da açtığı bayrağın bir ucunu on altı yıldır havada tutan tarihçi dostum Sezai Yazıcı’ya (Orhan Pamuk’un Kar romanındaki telefon müdürü Recai’nin tam kendisidir bu dostumuz; kanımca Kar romanındaki yazar tutumuyla hiç hak etmediği halde Orhan Pamuk’tan da yardımlarını ve dostluğunu esirgememiştir), dört yıldır etkinliklerimize katılan, Ardahan ve yöreyle ilgili önemli konuları romanlaştıran, etkinliğimizin bu yıl paydaşı oylan Ardahan Kültür ve Sanat Bileşenleri dönem sözcüsü Kenan Karabağ’a, Hanak’ın dinamik Belediye Başkanı, akrabamız Ayhan Büyükkaya’ya, diğer katılımcı ve konuklara da önemli bir teşekkür borcum var.
Teşekkür edeceklerim arasında, belki de en başta bir ömür arkasındaki en büyük destek ve görünmez güç olduğu Dursun Akçam’dan kendisine kalan emekli maaşını bankadaki ortak hesabımız aracılığıyla Kültürevi ve Kültür Sanat Günleri gereksinimleri için bana özgürce kullanma olanağını sağlayan annem Perihan Akçam, Vakfı ve Kültürevi’ni yönetirken benden desteklerini esirgemeyen, babadan kalma parasal olanakların (çilekeş bir devlet memuru ve Almanya sığınmacısı olarak çok da büyük bir birikim yapmamıştı kuşkusuz Dursun Akçam; ama biz ondan kalan üç kuruşu kendimize harcamak yerine toplumsal davaya, kültüre, sanata aktarmayı görev bildik, iyi yönettik, tutumlu olduk) kardeşlerim Taner, Yasemin ve Cahit de yer almalıdır.
Yıllardır yaptığım Dursun Akçam Kültür ve Sanat Vakfı Başkanlığım boyunca sanırım kendi adımı çok öne çıkardım; annem ve kardeşlerimin adları biraz geride kaldı (Bu konudaki açık sözlü eleştirel tutumuyla beni uyaran Cahit kardeşim sağ olsun)… Ayrıca belki de kişisel bir eksikliğimin neden olduğu kimi kırıcı davranışlarla çevremdeki bazı insanları da üzdüm. Bende oldum olası ilginç bir adalet duygusu var ki çok doğru değil sanırım; en küçük bir haksızlık, en küçük bir yanlış karşısında bile öfkelenip büyük tepkiler gösteriyorum; olgunlukla karşılamam gereken bazı şeyler için bir kaşık suda fırtınalar koparıyorum… Bir gün önceki yazımda da daha önce yaptığım bir hatayı tekrarladım belki; etkinliğin bir parçası olarak programa koymakta ısrar ettiğim “Çıldır Gezisi” sırasında yaşanan bazı sıkıntıları (hem de para miktarı falan yazarak!), çok önemli bir olaymış gibi cümle âleme duyurdum. Bazı yanlış anlamalarla, aslında bana yardımcı olan Ardahanlı bazı dostlarımı, kardeşlerimi de üzdüm. Belki de doğrudan, bu yılki paydaşımız olan Ardahan Kültür ve Sanat Bileşenleri katılımcıları ile öncesinde ayrıntılı bir görüşme yapmamış olmamızdan ötürü, logolarını (‘Belirtke’ demeliyiz artık) da bizim Vakıf ile eşit koşullarda kullandığımız bu gruptan bazı arkadaşlara yönetmem gereken eleştirileri genelleştirdim; birçok insanı zan altında bıraktım. Yanlış anlamalar nedeniyle bana kırılmış birçok kişiden de özür dilemem gerekir…
Yazılarımı okuyan, paylaşan, yönettikleri basın ve yayın organlarında kullanan dostlarıma da son günlerdeki yazı bombardımanları nedeniyle epeyce rahatsızlık verdim sanırım.
Ne olursa olsun; artık bu ülkede güzel şeyler de olacak… Hep geriye doğru sürüklenen bu güzel ülke güzel bir bilinçle, dayanışma duygusuyla ayağa kalkıyor… Boğaziçi öğrencilerinin ve öğretim görevlilerinin onurlu direnişine selam olsun… Farklı siyasal görüşler, farklı kimlik ve yapılar, demokrasi ve adalet için yan yana gelmeyi başarıyor. Fitne ve fesadın, yalandan ve istismardan güç alan kötülüklerin sonu gelsin artık… Bu ülke böyle geri kalmalara, böyle parçalanmalara, böyle birbirine düşman olmalara (ki bugün çok ironik anma ve kutlama sahnelerini göreceğimiz 15 Temmuz, ülkede onlarca yıldır sinsice yürütülen bu kötülüğün, yalanın, hilenin, ihanetin de bir sonucuydu; ne yazık ki din istismarcılığı, cemaat ve tarikatlar aracılığıyla halkımızı emperyalist politikalara alet etme oyunları sürdürülüyor; büyük şehirlerde öylesi örgütlenmelerin, öylesi kötü niyetlerin koca koca tanıtım panoları, reklamları bulvarları süslüyor; kurban derilerini de istiyorlar; onları halkımızı kurban etmek için kullanacak olmalıdırlar) ve en önemlisi güzel doğal olanaklarını yağmalattırmalara artık son vermeli. Bezirgân zihniyetin yol açtığı doğa ve üretim kırımı yerine imececi bir üretim anlayışı, bir kardeşlik ve dayanışma duygusu öne çıkmalı…
Bir parçası olmaktan kıvanç duyduğum 16. Dursun Akçam Kültür Sanat Günleri ve bir ucu bu ülkenin “Hoşça Kal Yarın”ına kadar uzanan “Görkemli Hatıralar”ı bir milat olsun. Herkes şapkasını önüne koyup kendi özeleştirisini yapsın, dostlarına, kardeşlerine el uzatsın; emek ve dayanışma en yüce kavramlar olarak benimsensin…
Bugün Ardahan’dan ayrılıyorum ama yüreğim hep burada kalacak…
Yarınlar bizim, günlerimiz de aydın olsun…