Dün, bir parçası olmaktan onur duyduğum tıp dünyasının, “Tıbbiye-i Şahane”nin kuruluş günü nedeniyle “Tıp Bayramı” idi… Ben yirmi iki yıl önce hayatını edebiyat ve kültür ağırlıklı bir yörüngeye aktarmış bir hekim olarak, savaşı ve ülkemin içinde bulunduğu zor koşulları yazmayı yeğlemiştim… Bahçelerinde, tarlalarında boy boy şimişkaların açtığı bir ülkede yaşıyorduk bir zamanlar, şimdi savaşan ülkelerden gelecek ay çiçeği yağına muhtaç olmuşuz, gemi ya da “gemicik” bekliyoruz…
Akşam yolculuk yaptığım uçakta hostesler “Hekim var mı?” diye çağrı yaptılar. Hiç duraksamadan kaldırdım elimi ve bir yanı inmeli, yaşlı ve çok rahatsız bir yolcu için gereken muayeneyi yaptım; hastayı, yolcuları ve ilgili personeli rahatlattım; uçak ininceye kadar da gözüm hastanın üzerinde oldu…
Hekimlik nokta konulacak, kapatılacak bir uğraş değil… Öğrendikleriniz siz son nefesinizi alıncaya kadar sizinle birlikte yaşar… Değişir, gelişir, dönüşür ama temel aynıdır. Diyalektik ve özdeksel bir düşünme yetisi edinmişsinizdir. Olayları neden sonuç ilişkileri içinde ele alırsınız…
Annemin ve babamın isteği üzerine hekim oldum ama en iyisini olmaya çalıştım… İlk nöbetlerimde yatmaz, oturmazdım bile… Hekim olmuşken somut, elle tutulur sonuçları hemen alabileceğiniz cerrahiyi yeğleyeyim demiştim… Taşrada tek başıma koca klinikler ayakta tuttum, sabahları doksan yatan hastanın vizitini yaptığım günler oldu. Üç gün hiç uyumadan çalışmak zorunda kaldığım günler de oldu… Yedi kez ameliyat ettiğim hastaya kan bulunamadığı için kendi kanımı verdim…
Ve dün akşam, ülkemizdeki son tartışmaları düşündüm… Hekimlere reva görülen hakaretleri, yapılan saldırıları düşündüm…
Yüz yıldır bu memleketin ev sahipliği üzerine tartışmalar yapılyor. Birileri kendilerini ev sahibi, işine gelmeyenleri gidici, hain sayıyor… Bu memlekette ne Şeyhülislam fetvaları verildi, ülkesi için canını vermeyi, kanını dökmeyi göze almış, rütbeyi, şanı, şöhreti, kaldırıp atmış yurtseverler, özgürlük ve halk taraftarları için… “Katli Vâciptir” denen, “Zât-ı Şâhane”ler tarafından onaylanmış o fetvaları işgalci düşman uçakları attı köylerimizin üstüne… İngiliz ajanı Rahip Frew ile işbirliği yapan Sait Molla’lar, Sadrazam’ların, Dâhiliye Nâzırları’nın üyesi olduğu İngiliz Muhipleri Cemiyeti’ne hizmet eden kimi din adamları eliyle dağıtıldı o “beyanname”ler. Sonuçta halkıyla kucaklaşan devrimciler kazandı savaşı. Fetva verenler İngiliz gemileri ile sıvıştı ülkeden…
Dün Tıp Bayramı idi ama ben “Savaşın Aynasında Şimişka” diye yazdım. Dünyanın en bereketli coğrafyasında, bir zamanlar batıdan doğuya, kuzeyden güneye en güzel günebakanların, şimişkaların açtığı bir ülkede ayçiçeği yağı bekleyen halkımın durumunu yazdım… İsteyene kapıları gösterenler, benim meslektaşlarımın anıtlara çelenk bırakmasını bile çok gördüler; hak aramak meydanlara çıkmış tıp mensuplarına hoyratça davrandılar…
Benim ülkemde hekimler itelenip kakalanıyor, benim ülkemde şimişkalar yok edildi, gemilerle ithalat yapanlar baş tacı edildi… Memleketin en güzel fabrikaları kapatıldı, satıldı… Şimişka tarlalarından Beykoz’a, Paşabahçe’ye, aşı üreten Hıfzıssıhha’ya, Sümerbank’a, Şişe-Cam’a, Tekel’e, Şeker Fabrikaları’na, Telekom’a kadar çocuklarımıza ekmek kapısı olmuş kamu malları yok pahasına yağmalattırıldı… Nehirler kirletildi, denizler müsilajla kaplandı, ormanlar kesildi, dereler tutuklandı…
Doktorlar hiçbir yere gitmeyecek… Zamanında çok fırsatlar çıktı önüme, aylarca mektup yazdılar, yıllarca çağırdılar, bir an bile tereddüt etmeden geri çevirdim gelen önerileri… Ben halkımın hekimiyim, ben bu ülkenin öz sahibiyim!
Ben gemiciklerle yağ ticareti yapmıyorum; ben dolar üzerinden anlaşma yapmış, köprüden, otoyoldan geçenden de geçmeyenden de, hastanede yatandan da yatmayandan da para alan müteahhitlerin ortağı ya da sözcüsü de değilim… Ben petrol uğruna çıkarılmış, halk çocuklarının kurban edildiği, komşu ülkelerde insanların başına bombaların yağdırıldığı, evsiz barksız, aşsız ekmeksiz kalmış insanların benim ülkeme sığınmacı olarak kaçmak zorunda kaldığı emperyalist kirli savaşların da bir parçası olmadım, olmayacağım…
Savaşa, yalana ve talana hayır!
Ben hiçbir yere gitmiyorum… Bu ülkenin kuzeyinden güneyine, batısından doğusuna kadar, yeniden şimişkalar açıncaya kadar burada yaşayacağım; son nefesime kadar, halkım ve toprağım için ter dökmeye, emek vermeye devam edeceğim…
Gününüz aydın olsun…

