Halep’ten çekilen Atatürk, fetheden Erdoğan’mış

Kim diyor bunu, Erdoğan mı? Hayır o demiyor, büyük olasılıkla demeyecek, diyemeyecek.

Erdoğancılık yaptığını sanan, kraldan çok kralcılar, iki yanlı bilgisizlikle başlık olarak yazıma aldığım bu iddiayı paylaşıp duruyorlar sosyal medyada.

Öncelikle şunu söyleyeyim, ben bunların Erdoğan’a verdikleri “Halep Fatihi” unvanından hiç rahatsız değilim. Fatih midir, değil midir bu pek yakında çıkacak ortaya nasılsa.

Beni rahatsız eden Atatürk’e, Suriye bağlamında, tarih okumadan, bilgilenmeden yapılan suçlama ve karalamalardır.

Bu yazımda bu karalama ve suçlamalara, Atatürk hakkında yazılmış bana göre en mükemmel yapıt olan Şevket Süreyya Aydemir’in Tek Adam’ının 1. cildindeki anlatımlarını aktaracağım siz değerli okurlara.

Hadi okuyalım birlikte:

“Mustafa Kemal’in yeniden VII. Yıldırım Ordusu kumandanlığı ile Suriye Cephesine tayini o günlerde yapılır. Bu sefer tayini yapan ve tebliğ eden bizzat padişahtır.

Son padişahların Cuma namazı çıkışları törenle geçerdi. Buna ‘Cuma selamlığı’ derlerdi. (…) Mustafa Kemal de bir ordu kumandanı olarak padişahın ‘fahri büyük yaverleri’ arasındadır, selamlık töreninde bulunur. Orada, namazdan sonra padişahın kendisini hususi kabul etmek istecdiğini bildirirler. Mustafa Kemal bu kabulün yalnız olarak yapılmasının sağlanmasını Naci Paşa’dan rica eder. Naci Paşa çok çalışır. Hatta padişahın kulağına onun bu ricasını bildirir. Ama padişah onu, yanında Alman generalleri bulunduğu halde kabul eder. Tebliğ ettiği de kısaca şudur:

Sizi Suriye kumandanı tayin ettim. O tarafları düşman eline geçirtmeyeceksiniz!

Mustafa Kemal tertibi derhal anlar. Bu Enver Paşa’nın işidir. Ve Enver Paşa zaten padişahın kabul odasının dışındaki salondadır. Ama ne diyebilir? Alman generaller yanında bir Türk kumandanı, başkumandan durumu da olan padişahın emrini nasıl reddedebilir? Fazla olarak padişah, Alman generallerine dönmüş, yeni bir vazife verdiği kumandanı tanıtmakta övmektedir.

Bu kumandan dediklerini yapabilir.

(…) İstemeyerek teşekkür eder. Huzurdan çıkar. Dışarıdaki salonda Enver Paşa, yanında Vehip Paşa ile gülümseyen bir yüzle karşısındadır. Mustafa Kemal sözlerini esirgemez:

Bravo tebrik ederim. Muvaffak oldunuz. Azizim bari esaslı tedbirler üzerinde konuşsak. Benim bildiğime ve anladığıma göre, artık Suriye’de ordu, kuvvet, vaziyet sözden ibarettir. Beni oraya göndermekle güzel intikam alıyorsunuz. Sonra usul dşı bir şey yaptınız: Padişaha bana emir verdirdiniz.

Enver Paşa gülümsemesine devam eder ve Mustafa Kemal’e göre anlamsız, duygusuz hallerini muhafaza eder. Tarih 7 Ağustos 1918’dir.

O sırada salonun başak bir köşesinde eski Balkan muharebesinin emekli kumandanları toplanmış sohbet halindedirler. Ama sözleri Mustafa Kemal’in kulağına kadar gelir:

Efendim, bu Türk erlerinden hayır yoktur, bunlar hayvan sürüsüdür. Yalnız kaçmayı bilirler. Allah insanı böyle bir hissiz sürüye kumandan etmesin.

Mustafa Kemal hıncını, onların ağzının payını vermekle çıkarır. O zaman onlardan biri yanındakine fısıldar:

Kim bu?

-Mustafa Kemal!

***

Suriye’ye yolculuk hazindir. Anadolu artık tükenmiştir. Adını, sanını belleyemediği cephelere son evlatlarını da göndermiştir. Gidenlerden hemen hiç haber alınmaz. Yollarda derme çatma, yıkık dökük istasyonlarda kimseler görünmez. Lokomotif, durmakla, yürümek arasında can çekişerek, hırıltılı seslerle güya işler. Çalı, çırpı, söğüt, kavak kalıntıları, dalları, hatta yıkılan, kazmaya verilen boşalmış köylerin enkazıyla güya yürürler. Her yerde çöküntü, ümitsizlik, gayesizlik, tükeniş ve yenilgi havası hâkimdir. Koca bir Anadolu Türklüğü böylesine nasıl harcanabilmiştir?

(…) Mustafa Kemal, Suriye’yi terk ederken Sina çölü kapısında olan ordu, şimdi gerilemiştir. Kudüs kaybedilmiştir. Cephe Yafa-Eriha (Şeria Vadisi) hattının kuzeyindedir. Ortada üç ordu kalıntısı vardır: IV, VII ve VIII. Ordular. Şam ordu merkezidir. Mustafa Kemal’in yeniden tayin edildiği VII. Ordu, cephenin doğu kanadıdır. İsmet Bey (İnönü) ile Ali Fuat Paşa (Cebesoy) bu orduda kolordu kumandanıdırlar. Onlar ve diğerleri tecrübeli, cesur, vatansever insanlardır. Ama ne var ki, karşılıklı kuvvetler dengesi artık bozulmuştur. Düşman hâkimdir. Çöl bölgesinde ise âsi Arap aşiretleri, İngilizler ve Hicaz emirlerinin emrinde, İngiliz silahlarıyla orduyu yandan vurmaktadırlar.

Mustafa Kemal ordusuna katıldığı zaman, VII. Ordu, Nablus şosesinin batısından doğuya Şeria vadisine kadar 40 km’lik bir cepheyi savunmak zorundadır. Merkezde VIII. Ordu, batı kanadında IV. Ordu yer almıştır.

18 Ağustos 1918’de düşmanın büyük taarruzu başlar. VIII. Ordu tam bir yenilişi içindedir. Tutunması kabil olmaz, dağılır ve hemen tükenir.

Mustafa Kemal’in ordusu Nablus’un kuzeydoğusunda Ferha vadisinde tutunmak ister. Ama düşman süvarileri ondan evvel, onun gerisinde ve çekilme hattındaki Bisan mevkiine varmış, yolu kesmiştir (21 Eylül 1918). Mustafa Kemal ne pahasına olursa olsun asker kaptırmamak, esir olmamak ve ordusunu kurtarmak gayretindedir. Şeria doğusuna geçmek işter. Fakat köprü yoktur.

22-23 Eylülde bin bir zorlukla Şeria’yı geçer, ordusunu Aclun Dağlarına vurur ve Der’a demiryolu kavşağına ulaşmak ister. Ulaşır da… Düşman hava kuvvetleri daima peşindedir.

24-29 Eylül günlerinde Şam’ın güneyinde Kisve hattında toplanmaya çalışır. Grup kumandanı olarak dağınık birlikleri, perakende askerleri düzenlemeye uğraşır. Ali Fuat Paşa’ya yeni görevler verir. İngiliz süvarisi ve âsi Araplarla şiddetli muharebelere girişir. Liman Von Sanders’le burada da karşılaşır. Mareşalin kaygısı Şam’ın muhafazasıdır. Mustafa Kemal’e elindeki kuvvetleri ya da bir kısmını Şam’ın muhafazası için Şam’daki ordu kumandanı Mersinli Cemal Paşa’ya vermesini söyler. Mustafa Kemal’den, Riyak cephesi kumandanlığını almasını ister. Riyak, Beyrut’la Şam ve Halep arasında demiryolu kavşak noktasındadır.

Mustafa Kemal’le Mersinli Cemal Paşa, Mareşale, âsi Emir Hüseyin ile anlaşma tavsiyesinde bulunurlar. Bunun için de ancak birkaç günlük fırsat vardır. Fakat bu anlaşmaya yanaşılmaz. Mustafa Kemal’e Ali Fuat Cebesoy’un Riyak Cephesindeki çarpışmaları, kanlı çaresizlik savaşlarıdır.

30 Eylül’de Riyak’a varır. Burası bir mahşerdir. Ve ordular, Şam ve Riyak Cephesi olarak ikiye ayrılmıştır. Ama Riyak tamamen sarılmıştır. Hele Şam kanadında durum bir faciadır. Birlikler dağılmış, çekilme intizamsız bir ricat yahut bir bozgun halini almıştır. Riyak Cephesinde Mustafa Kemal, Ali Fuat ve Albay İsmet (İnönü) olağanüstü gayretle, tam bir dağılışı önlemeye çalışırlar. Baalbek hattına çekilinir. Şam zaten düşmüş ve Beyrut’tan ümit kalmamıştır. Nihayet IV. Ordunun Humus’a ve VII. Ordunun Halep’e çekilmesi emrolunur. Fakat düşman kuzeye doğru gittikçe güçlenen kuvvetlerle ilerlemektedir. Düşmanın donanması da İskenderun’a asker çıkarması ihtimali kuvvetlenmektedir. Nihayet IV: Ordu da esir düşer ve lağvedilir. Böylelikle Yıldırım Orduları Mustafa Kemal’in Halep’teki VII. Ordusundan ve bir de bu hareketlere katılmayan ve Adana’da bulunan II: Ordudan ibaret kalır.

Yıldırım Orduları Grup Kumandanı Mareşal Liman Von Sanders ve karargâhı Adana’ya varmıştır. Suriye Cephesi artık VII. Ordunun elindedir. Grup kumandanlığının emri özetle şudur:

‘Halep savunulacak. Gerekirse kuzeydeki dağlık bölgeye çekinilecek. Maraş yolu elde bulundurulacak: II. Ve Musul Cephesindeki VII. Ordu ile irtbat sağlanacak.’

Mustafa Kemal, XX. Kolordusu ile Halep civarında, III. Kolordusu ile gerekli yerlerde ve 24.Tümeni ile Halep’in kuzeyinde Katma’da, 43.Tümeni ile yine Halep’in kuzeyindeki Müslimiye’de vaziyet alır. Ama görüyoruz ki Halep’ten çıkmak ve kuzeydeki dağlık bölgede Anadolu yolunu kapamak lazımdır (23 Ekim 1918).

25 Ekim’de Halep’in güneyinde savaşlar başlar. Fakat âsi Arap aşiretleri Doğu’dan Halep’e girerler. Halep’in içi karmakarışıktır. Sokak muharebeleri başlar. Bu muharebelere Mustafa Kemal’in kendisi de katılmıştır. Ama işte bu buhranlar içinde çok tehlikeli anlar geçirir. Hatta bir defasında kendisini, etrafını saran âsilerin ortasında bulur. Bunları kırbaçla kovmak gibi tehlikeli bir vaziyet içine kalır. Fakat Osmanlı otoritesinden ve bir Osmanlı paşasının hâlâ yaşayan etkisinden kendini kurtaramayan âsileri, yatıştırmak ve çıkmazdan kurtulmak yolunu bulur.

Gece âsilerin liderleriyle anların anlayacağı dilde konuşur. İstedikleri altın ve silahtır. Bir taraftan da Halep’in güneyindeki birlikleri kuzeye çeker.

25-26 Ekim’de, Halep’in 5 kilometre kuzeyinde İngiliz ve Arapları fena bir yenilgiye uğratır. Birinci Dünya Harbinin bizim için son muharebesi ve zaferi de budur. Çünkü 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi imzalanmış, harp sona ermişti.”

İşte böyle “Halep’i terk etti” diyerek iftira ettiğiniz o büyük kumandan bunları yapmıştı.

Hadi bakalım sizler şimdi Suriye’de ne yapacaksınız, göreceğiz hepsini…

 

About Post Author

About Post Author