HADİ CANIM SEN DE…

HADİ CANIM SEN DE…

Emperyalizmin yedeğinde ve güdümündeki politikalarla asla “Yerli ve Milli” olunamaz! Bu politikalarla iktidar olanlar ve orada kalanlar, bir kolu ve parçası oldukları emperyalist saldırının, her türlü ince oyunun hallaç pamuğu gibi attığı, halkları, kültürleri birbirine düşman kılıp kırdırdığı, evini barkını başlarına yıktırdığı Orta Doğu ve Yakın Asya politikalarının bir sonucu olan sığınmacı akınına asla engel olamazlar; olmazlar.

Ayrıca dini de imanı da para olan yoz işveren sınıfımız da ucuz işgücü bulduk diye zil takıp oynar bile…

Sen hem dünya emperyalizminin ve kapitalizminin eli kanlı jandarması, halkların bir numaralı düşmanı ABD emperyalizmine “Stratejik Ortağımız” diyeceksin, projelerinin önündeki kişi olmaya aday olacaksın, hem onun başındakiyle buluşmayı, konuşmayı, el ele tokalaşmayı dünyanın en büyük marifetiymiş gibi gösterişli törenlerle kutlayacaksın, hem de emperyalizm kavramını kullanıp ona karşıymış gibi tavır alacaksın, yalandan meydan okuyacaksın…

Hadi canım sen de; hadi canım sen de… Yemezler…

Gazi Mustafa Kemal ve ordu gençliği önderliğinde dünyanın ilk büyük antiemperyalist kavgasını vermiş bu milletin ve coğrafyanın başındaki yedi bin yıllık tefeci bezirgân asalak zümresi ve II. Dünya Savaşı yıllarından sonra onunla et ve tırnak gibi iç içe geçmiş yerli finans kapitalimiz bu ülkenin en büyük baş belası olarak ekonomide ve politikada yalan ve talan politikalarıyla kanımızı sömürüyor, hayatımızı zindana çeviriyor… II. Dünya Savaşı yıllarından beri, yani besleme finans kapitalin kendi destekçisi de olmak zorunda kalmış (demokrasi ve Cumhuriyet’in bekası için Batı’daki gibi bir işveren sınıfı gerekliydi ya bize) “sınıfsız devrimciler”in miladı dolunca bizim geminin dümeninde çoğunluk emperyalizme yedeklik ve ortaklık yapmış politikalar, politikacılar geçti. Bülent Ecevit’in saman alevi gibi parlamış “Kıbrıs Barış Hareketi”, tütün ve haşhaş ekimine karşı emperyalizme karşı çıkışları dışında “sivil politikada” bir antiemperyalist karşı duruş olmadı… Ecevit de, kendi İçişleri Bakanı’nın dahi uyarılara karşın emperyalizmin NATO denen eli kanlı örgütünün gizli uzantılarına ve onların devşirdiği sahte “milliyetçi” tetikçi odaklara dokunamadığı için Maraş, Çorum, Sivas katliamlarının önüne geçemedi…

Bu milat, yerli finans kapitalin ve ortağı tefeci bezirgânlık-toprak ağalığının emperyalizmin “anti komünist” bir yem olarak uzattığı Marşal ve benzeri parasal olanaklara iştahlanmasıyla, dünyanın en özgür, en üretken eğitim kurumu “Köy Enstitüleri”ni “İşte bizde de komünizm tehlikesi var” diyerek yem etmesi ile başladı…

İnişli çıkışlı bir seyir izleyerek 2002 yılında emperyalist başkentlerde tezgâhlanan, bir ucu cemaat ve tarikat örgütlenmeleri, zamanında “Komünizmle Mücadele Derneği” kurucusu da olmuş bir emekli vaizin de ortağı olduğu “Siyasal İslamcı” bir iktidar ile zirveye oturdu. Silahlı kuvvetler içindeki emperyalizm karşıtı, NATO dışı bir askeri yapılanmayı da içeren bir atmosfer içinde olan yurtsever subayların ordudan temizlenmesini hedefleyen “Ergenekon”, “Balyoz” gibi davalarla ülkeyi emperyalizmin istediğince at oynatacağı bir “köpeksiz köy” durumuna getirdiler.

Bu miladın bir yanı, hatasıyla, sevabıyla, iyi ve kötü yanlarıyla bir zamanlar emperyalizmin korkulu rüyası olmuş “sosyalist” uygulamaların bürokrasi, çıkarcılık, birey tapınçları içinde yozlaştırılmış kalıntısını tamamen ortadan kaldırmak için girişilen o “Siyasal İslamcı” politika ve eli kanlı örgütlerin yaratılmasına dayanır. Bu oyun 11 Eylül’de kendini de vuran bur bumeranga dönüşmüş olsa da, hâlâ inat ve ısrarla gizlice sürdürülmektedir. “Taliban”dan “IŞİD”e, “El Nusra’dan” FETÖ” ye eli kanlı, vatan ve insanlık ihaneti odağı örgütlenmelerin arkasında bu politikalar vardır.

ABD’li araştırmacı Joan Didion’un Varlık dergisinin Nisan 2003 tarihli sayısında çevirisi yayınlanan “Sabit Fikirler ya da Tarihin Dönüm Noktası” başlıklı yazısı Doğu toplumunda yükselen “radikal İslamcılık” ile emperyalizm arasındaki ilişkileri bir kez daha göz önüne sermektedir. “1980’lerin başlarında, Washington’da gerçekleşen Muhafazakâr Siyasal Eylem Konferansı’nın ‘Sovyet İmparatorluğu’nu Geri Püskürtmek’ konulu bir oturumuna katılmıştım. O günkü konuşmacılardan biri olan Jack Wheeler adında bir tür maceracı-ideolog, mücahitler denilen Afgan özgürlük savaşçılarının yanından yeni dönmüş olduğundan bahsedip duruyordu. ‘Bir İslami dirilişi başlatmak için’ Sovyetler Birliği’ne gizlice Kuran nüshalarının sokularak (Sovyetler’in) ‘bin yerinden kesilerek öldürülmesini önerince ayakta alkış aldığını anımsıyorum.” (Joan DIDION, “Sabit Fikirler ya da Tarihin Dönüm Noktası” başlıklı yazı, Varlık, Nisan 2003)

ABD’de bu tür yayın ve çalışmalar bir süre sonra yasaklanacak; “sızıntılar”ın önüne geçilecektir…

Artık aramızda milyonlarca sığınmacı var. Bunlar bir yanıyla mazlum ve günahsız, bir yanıyla da toplumumuz için büyük bir sorun oluşturmaktadır.

Pandemi’nin üzerinden neredeyse iki yıl geçmiş olmasına karşın bir “yerli aşı” üretmeyi başaramamış, bilim yerine kendi kuklalarının baş rol oynadığı bir filmi seçmiş, zamanında Çin’i koleradan kurtarmış aşıları üreten Hıfzıssıhayı ilaç tekelleri daha çok kazansın diye kapatmış bir politikadan “Yerli ve Milli” bir düşünce ve davranış beklemek, ölü gözünden yaş beklemekten farksızdır…

Yeter artık bu güzel ülkenin, bu soylu milletin bu yalan ve talan politikalarından çektiği… Kimseye düşmanlık gütmeden, ama olayları sebep sonuç ilişkileri içinde yerli yerine oturtarak yeni, özgür ve gerçekten antiemperyalist politikalara, emeği, üretmeyi, sevgiyi önde tutan bir Türkiye için güçlerimizi birleştirmeli, kendi çapımızda davranışa geçmeliyiz…

Gününüz aydın olsun değerli dostlar…