Dünyamız karmakarışık ilişkiler ve çelişkiler içinde. Çoğu kez kurduğumuz hayalleri, gelecek için düşündüklerimizi gerçekleştirmekte büyük sıkıntılar çekiyoruz; istemediğimiz yönde gelişiyor olaylar…
Birçok yerde yalan ve demagoji ile gemisini yürütenler toplumun diğer kesimlerini de arkalarına takmayı başarıyor; çoğunluk olarak göründükleri de oluyor; adaletsizlikler, haksızlıklar boydan aşıyor. Üretenler değil, aracılar, üreticinin emeğini sömürenler kazanıyor, onlar gününü gün ediyor… İnsanın isyan edesi, her şeyi bir kenara bırakıp bir kenara çekilesi, sessiz sedasız, kimsenin etlisine sütlüsüne karışmadın yaşayası geliyor…
Bu kez de insan ve yurttaş sorumluluğumuzu yerine getirmemiş, meydanı ikiyüzlülere, sahtekârlara, bezirgânlara bırakmış oluyoruz.
Her şeye karşın mücadele etmek en güzeli… Mücadele ederek yaşayanlar hem bedenen, hem ruh olarak daha sağlıklı olurlar; yaşamı daha çok kucaklama, ufuklarını daha çok açma olanağı bulurlar (bunu hem bir mücadele insanı, hem bir hekim olarak söylüyorum)…

Dursun Akçam on bir doğum yapıp altısını yaşatabilmiş, emperyalizmin karıştırdığı Güneybatı Kafkasya (Şu İngilizlerin ne işi vardı oralarda?), yani Kuzeydoğu Anadolu’da, milletlerin, halkların can derdine düştüğü günlerde kucağında kundağındaki bebesi, önündeki öküzün hurcunda iki buçuk yaşındaki oğlu Esbender (İsfendiyar), buz tutmuş Kura nehri üzerinde, Maran’ın derelerinde karla tipiyle mücadele edip ayağındaki bir çift kara lastik ve yırtık yün çorabıyla atayurdu Ahıska’ya gitmek için günlerce yol alan Seyhat’dan doğma, ölümlerden uzak kalabilsin diye adı Dursun konmuş yoksul bir çocuk olarak dünyaya geldi… Hayat ona mücadeleyi öğretmişti; çok sevdiği anası Seyhat da… Yörede açılan Cılavuz Köy Enstitüsü’ne kaydolabilmek için gerekli olan “şahadetname”yi alabilmek için okulsuz Ölçek Köyü’nden Ardahan 23 Şubat İlkokulu’na kadar 14 km. yolu çarıklı ayaklarıyla yürüdü. Üç kere “dilenci” sanılıp konuldu o okulun bahçesinden… Dördüncüsünde insan evladı bir öğretmenin dikkatini çekti. Sınava aldılar Dursun’u, köyde kısa bir süreliğine açılmış millet mektebinde okuma yazma öğrenmiş, köylülerine Hazreti Ali hikâyeleri, cenklemeler, âşık hikâyeleri okumuştu. Dördüncü sınıftan başladığı 23 Şubat İlkokulunu bitirince, Cılavuz Köy Enstitüsü köy okulu çıkışlı olmadığı için kabul etmedi diplomasını. Yılmadı Dursun… Zamanın Maarif Vekili Hasan Âli Yücel’e mektup yazdı. Ona yazdığı o mektubu İlköğretim Genel Müdürü, sonradan “Baba” diye anacağı İsmail Hakkı Tonguç yanıtladı; mücadelesini kutluyor, gözlerinden öpüyordu; hemen Cılavuz’a başvurmalıydı; kaydı yapılacaktı (Tonguç’un Dursun’a mektubu ipek bir halıya işlenmiş olarak Dursun Akçam Kültürevi duvarıdnda asılıdır)…
Dursun Akçam’ın yaşam öyküsünü birçok kez yazdım. Cılavuz’dan sonra Ankara Gâzi Eğitim, sonra öğretmenlik, öğretmen önderliği, yazarlık, gazetecilik… Kırıkkale’de çalışırken 1962 yılında Anıtkabir’e ilk öğretmen yürüyüşünü yaptıran odur. Türkiye Öğretmen Dernekleri Milli Federasyonu yönetiminden Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) yöneticiliğine geçti. 1969 büyük öğretmen boykotunu yoldaşı Fakir Baykurt ile birlikte yönetti. Kitaplar yazmıştı… Maral, Ölü Ekmeği, Analar ve Çocuklar, Kanlıderenin Kurtları, Dağların Sultanı, Kafdağı’nın Ardı… Daha nicelerini yazdı, ödüller aldı. 12 Mart muhtırasından sonra bir yıl zindanda yattı, 12 Eylül’den önce adı katledilecekler listesindeydi, darbeden hemen önce Almanya’ya sığındı, on bir yıl yâd ellerde kaldı.
Türkiye değerini pek bilememişti ama o yaşamdan ayrıldıktan sonra Almanlar Hamburg’da bir kıyıya onun adını verdiler…
Dursun Akçam yıllar sonra Türkiye’ye döndükten sonra da sıkıntılar çekti, polis müdürlüklerinde tahta bankların üstünde günlerce takipte kaldı…
1 Temmuz 2003 günü Ardahan’dan ayrılırken bana “Ben bir daha bu memlekete gelmem oğlum” diyordu… Hastaydı… 19 Eylül 2003’de yaşama veda etti.
Onun o mücadeleci yaşam izinde her şey yok olup gitmemeliydi! Dursun Akçam Ormanı kuruldu, Dursun Akçam Kültür Sanat Vakfı ve Dursun Akçam Kültürevi açıldı… On sekiz yıldır kapısı açık o kültürevinin… Bir yıllık ağır pandemi koşulları dışında on yedi kültür sanat etkinliği yapıldı Ardahan’da. Kültürün sanatın, özgür düşüncenin, yörenin en güzel doğal ürünlerini üretip emeği sömürülen köylülerinin, Ardahanlı gençlerin, kadınların ve emekten, adaletten yana olan herkesin sözcüsü olmaya, herkese söz hakkı vermeye özen gösterildi.
Dursun Akçam Kültür ve Sanat Vakfı, Akçam’dan eşi Perihan’a kalmış emekli maaşı ile ayakta kalmaya çalışıyordu. Dört kurucu kardeşin de artık yaşları ilerledi, koşullar değişti…
Dursun Akçam sembol bir addır… Onun çarıklı ayaklarının izinden yürümeliyiz yarınlara… El birliği, güç birliği yapmalıyız. Vakıf senedinde mahkeme aracılığıyla yapılan bir değişiklikle vakfa dışarıdan üye kabul etmeye başladık. Şubat ayı içinde yapılacak bir mütevelli heyet toplantısı ile bu başvurular değerlendirilecek…
Yeni dostlara, ateşi diri, gönderdeki bayrağı dik tutacak kardeşlere açtık kapıları… Türkiye’nin dört bir yanından başvurular var. Üye formunu doldurup (fotoğrafa gerek yok, banka bölümü, kan grubu da boş bırakılabilir) Esra Işıklı, Dursun Akçam Kültürevi, Kaptanpaşa Mahallesi, Koca Mustafa Paşa Caddesi, No: 20, ARDAHAN adresine gönderiniz. Ya da “ esra7589@hotmail.com “ adresine mail atınız. Esra Işıklı arkadaşımız sizi arayacaktır. Üye ödentileri en az aylık 100 TL olarak belirlendi. Şimdiden yurdun dört bucağından, Almanya’dan bir yıllık ödentilerini peşin yatıranlar oldu.
Ardahan’da bir avuç insanın çabasıyla güzel bir ocak bacasını tüttürüyor. Dursun Akçam Tiyatro topluluğu yıllardır oyunlarını sergiliyor; şu an da yeni bir oyun hazırlığında… Ölçek Köyü’nden 26 genç yeni bir tiyatro grubu oluşturdu. Bu yaz 18. Dursun Akçam Kültür ve Sanat Günleri’ne hazırlanıyoruz.
Haydi; göğsünüzü gerin, dik tutun başınızı… Mücadele sürüyor…
www.dursunakcam.com da bütün ayrıntılar…
Gelecek bizim ellerimizde; katılın imeceye…

