Evrensel ölçekte düşüneceksin öncelikle. Sonra ulusal… Yerel, şehirsel en son basamak…
Peki böyle mi oluyor bizde? Ne gezer, yerel ve kentsel olmak kolayımıza gidiyor… Yerel düşünmeye öyle bir saplanıp kalıyoruz ki, yaşadığımız şehri anlata anlata BİTİRİYORUZ.
Oysa evrensel ve ulusal ölçekte değerler üretsek, kendimiz değer olsak o ölçekte, şehrimiz de büyük düşünecek, o düşünce ile gelişecek…
Peki Kadir Sabuncuoğlu’nun “Hasangala” kitabı (Zafer Yayınevi) bu çizdiğimiz çerçeve ile örtüşüyor mu? Algı, amaç, yöntem olarak evet, derin irdeleme ve analizler, eleştirel çıkarımlarsa yok. Buna karşılık çerçeveden taşan olumluluklar var, 41 yıl habercilik- gazetecilik yapmış bir insanın kitabıyla karşı karşıyayız. Kavrayış farkı, aksaklığı ve ilginci yakalama yetisi/deneyimi, çok yönlü araştırma alışkanlığı, dostluklar ve kimi duyarlıklara karşın yansızlık kararlılığı, dikkatli bir bakışla hemen seziliyor.
“Cadde ve sokakları şehrin bedeni; yaşayan, yaşatılan, öykülenen anıları ise ruhudur.
Şehirlilerin belleğinde sefer görev çağrısı bekler anılar. Alınca o çağrıyı dile –hatta dilden dile- düşerler, yazıya geçirilirler. Yazıya dökülüp kitap olursa anılar, kıyamete kadar canlı kalabilirler” diye yazmışım bir kitabımda. Sabuncuoğlu da pek çok anıyı öykülemiş anlatı düzeyinde. Bu kitapta pek çok ünlü Hasankaleli’yi önemli yönleriyle yazmış. Ben bunların çoğunu tanıyorum; arkadaşım, tanışım-bilişim, hatta anne tarafından akrabam da… Bunların birinin Beydayı lakaplı frikik ustası hakkında sosyal medyada yazdıklarımı, değerli gazeteci-yazarımız, bu kitabının 141. Sayfasına alıvermiş. Teşekkür ediyorum.
Ve kitabın son sayfalarında bir fotoğraf: O fotoğrafta iki isim: İlhami Kafkas ve İhsan Bayoğlu. Bunlar benim en iyi arkadaşlarımdılar. Birisi ile yıllardır ilgim ve iletişimim yok, İhsan’ın o gençlik yıllarındaki halini görünce, Güney Afrika’da bir cami bahçesindeki garip mezarını da düşününce gözlerim doldu.
Kitapta 1952 Pasinler Depremi dolayısıyla ilçeye gelerek yaşananları yerine de görüp o eşsiz kalemiyle Cumhuriyet Gazetesinde yazan Yaşar Kemal’den ve yazdıklarından da söz ediliyor. Buna alkış tuttum ve bu bağlamda bir anekdotu da katkı olarak sunmak istedim. Yaşar Kemal’e Pasin Köylerine yaptığı gezilerde Karayollarında çalışan genç bir mühendis eşlik eder, adı Sakıp Hatunoğlu’dur (anneannemle yakın akrabadırlar, sonraki yıllarda Erzurum’dan iki dönem senatör olarak seçilmiştir). Yaşar Kemal’in satırları Erzurum’da o zaman ancak 3 gün sonra okunabilmektedir. Gazete trenle geliyor. Sakıp Bey, ilk yazıyı alır okur, ağlamaya başlar, Yaşar Kemal “Niye ağlıyorsun Sakıp, yazdıklarımı birlikte gördük, gördüklerim dışında bir şey yazdığım yok ki…” deyince, şu karşılığı alır Sakıp Hatunoğlu’ndan: “Ama usta sen öyle bir yazıyorsun ki içine işliyor insanın.”
Evet sevgili Sabuncuoğlu’nun bu kitabına aldığı Yaşar Kemal satırları da öyle…
Hasangala kitabında spor, özellikle futbol ve güreşe, bu dalların sporcularına çok önem verilmiş. Hasankale’nin kültür – sanat alanında yetiştirdikleri yok mu? Ben bu kitapta Türkiye çapında ünlenmiş tek bir ressam gördüm. Birkaç da tiyatro oyuncusu… Bu kadarsa çok üzücü. Resim, heykel, geleneksel sanatlar, sinema, fotoğraf ve diğer alanlarda Hasankale olmalı ve böylesi kitaplarda onlara özel yerler verilmeli. Bugünkü -bence-üstüne ölü toprağı serpilmiş halden çıkış da ancak sanatla olur, sanat aykırı insanlar çıkarır, eski Hasankaleli’lerin ruhunda da aykırılık vardı.
Ve şairler, yazmış sevgili Sabuncuoğlu, Nefi’den başlamış, Reyhani’den, Refik Durbaş’tan çıkmış. Güzel de, ne yapılmış bunlara ilişkin? Kocaman bir hiç. Nazım Hikmet “Şehirler gülüm, caddeleriyle değil/Anıtını diktiği şairleriyle büyüktür” der, birinin heykelini dikebilir misiniz bugünün Hasangalasına?
Bu arada -bana göre- bir hata var “Dün gece yar hânesinde yastığım bir taş idi” diye başlayan tatyan’ın sözlerini sevgili Kadir Dostum, Alvarlı Efe’nin diye yazmış. Hayır değil bence, TRT’de Tokatlı Feryadî Hafız Hakkı Efendi diye kayıtlıdır.
Eveet gelin şimdi bu kitaptan önemli bulduğum yerleri size aktarayım, ilginizi çekmesini dileyeyim:
-Cemal Aga’nın bin lirası… Cemal Gürsel’e ilişkin çok değerli bir anı, okumak gerek.
-Galatasaray ve Metin Oktay’ın 1967 yılı Eylül ayında Hasankale’de ağırlanması.
-Yaptığı mezar taşı tarihi eser diye çalınan taş ustası.
-Teyyo Pehlivan ve Yaşar Reyhani’ye ilişkin değerli, özgün, ilginç bilgiler…
-Erzurum’da görev yapan gazeteciler içinde Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nden ilk ödül alan gazeteci Süreyya Çarbaş da Hasangalalıdır. Ona selam olsun, o güzel dostta.
Hadi bir de bir dileğimi ileteyim: Keşke kitapta Sürbehanlı Ahmet de olaydı (soyadını unutmuşum, belki de adı ve soyadıyla vardır, umarım öyledir.)
Evet kapağını beğendim bu kitabın. Adına gelince bu ad bana o anımı çağrıştırdı. Erzurum’da bir lokalde oturuyoruz, buluşma yerimiz orası. Yanımda Adnan Demircioğlu var. O arada Hasankaleli bir başka yakın arkadaşımız geldi (adını yazamıyorum, yine isyan eder “Beni niye yazirsan?” diye), Adnan’a döndü “Hasangala bump” dedi. Adnan bir durdu şaşaladı, o sözün anlamını da bilmiyor, ne desin buna şimdi “Gardaş bumpusa sene de bump!” diye karşılık verdi. Ve kahkahalar koptu orada.
