FAŞİZME İNAT, YURTTAŞIM VE KARDEŞİMSİN HRANT…

Faşizm, kendisi gibi düşünmeyene, kendisi gibi yaşamayana hayat hakkı tanımayan acımasız saldırganlıktır.

Faşizm, karanlık yüzünü milliyetçilik, dindarlık gibi değerlerin arkasında saklayan doymak bilmeyen çıkar ve iktidar hırsıdır. Faşizm, din kardeşlerine acımasızca kıyan emperyalist güçlere ve onun desteklediği Siyonist barbarlığa kutsal Golan tepelerini armağan eden politika ikiyüzlülüğüdür.

Faşizm, örgütlü cehalettir. Parlak sloganlar ve şişirme imgelerle cahil halkı akıldan arındırma, kula kulluk edenleri tapındırma aldatmacasıdır.

Faşizm, daha güzel ve yaşanası bir dünya için binlerce kaynakla araştırmalar yapmış, onlarca kitap yazmış, laboratuvarlarda sabahlamış, sanat eserleri yaratmış, içinde bulunduğu toplum için kendi yaşamını feda etmiş bilim ve sanat insanlarının hayatında tek bir kitap bile okumamış bir tetikçi tarafından kurşunlanarak öldürülmesidir.

Faşizm, bilim ve irfanı, düşünce ve beceri çoğaltımını özgürce geliştirmesi gereken okulların ezberlendiğinde ve tekrarlandığında cennete gidileceğini savlayan sorgulanmadan kabul edilmesi gereken kimi dogmaları anlatan din adamları tarafından baskı altına alınmasıdır.

Faşizm toplumun kutsal saydığı, öylece kabul ettiği bazı değerleri kendi çirkin yüzüne kılıf olarak geçirir, kendisine uşaklık edecek, aklını üç kuruşluk çıkarına emanet etmiş mankurt denen beyinsizleri tetikçi olarak kullanır.

Hrant Dink adlı, gazeteci, yazar, barış ve kardeşlik yanlısı, yaşamı sorgulayarak çalışmaya uğraşan bir araştırmacı olan, aynı zamanda Ermeni kökenli yurttaşımız, bundan on dokuz yıl önce faşizm tarafından arkasından kalleşçe kurşunlanarak öldürüldü. Ülkesine, insanlarına güvenlik ve huzur ortalı sağlamakla görevli, beyinlerini faşizme kiralamış kolluk güçleri, on yedi yaşında, kurşun sıktığı adamın kim olduğunu bile doğru dürüst bilmeyen katille birlikte sırıtarak fotoğraf çektirmeyi hüner saydılar…

Hrant Dink, emperyalizmin bilerek ve isteyerek yüz yirmi yıl sonrasına taşıdığı, halklar arasında, milliyetçi düşünceleri kışkırtarak kendi elleriyle yarattığı bir savaş kırımını sorgulayan, yaşadığı Türkiye Cumhuriyeti topraklarını kendi öz yurdu, kendisini bu coğrafyaya sığınmış ürkek bir güvercin gibi gören bir yurttaşımızdı.

Son Agos yazılarından birinde şöyle demişti:

“Bir yanı dikkat, bir yanı ürkeklik… Tıpkı bir güvercin gibiyim…

Onun kadar sağıma soluma, önüme arkama göz takmış durumdayım. (…)

Avrupa ülkelerine gidip yaşamak ise hiç harcım değildi.

Şunun şurasında üç gün Batı’ya gitsem, dördüncü gün ‘Artık bitse de dönsem’ diye sıkıntıdan kıvranan ve ülkesini özleyen biriyim, oralarda ne yapardım?

Rahat bana batardı!

‘Kaynayan cehennemler’i bırakıp, ‘Hazır cennetler’e kaçmak her şeyden önce benim yapıma uygun değildi.

Biz yaşadığı cehennemi cennete çevirmeye talip insanlardandık.

Türkiye’de kalıp yaşamak, hem bizim gerçek arzumuz, hem de Türkiye’de demokrasi mücadelesi veren, bize destek çıkan, binlerce tanıdık tanımadık dostumuza olan saygımızın gereğiydi.

Kalacaktık ve direnecektik.

Evet, kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz.”

Dokundular ama… Eline bir silah geçirince kendini can alma katında bulmuş, zekâ ve eğitim düzeyi bakımından toplumun tedavisine ihtiyaç duyan birisi tarafından acımasızca öldürüldü gazeteci, yazar, araştırmacı Hırant Dink. Devletin kimi güvenlik görevlileri de onu yanlarına alarak sırıtırca fotoğraflar çektirdiler.

Yaşamı boyunca bir tek kişiye tek bir tokat bile atmamış, kimseye kötülüğü dokunmamış birçok bilim insanı, gazeteci, yazar, halkın oylarıyla seçilmiş yerel yönetici yukarıdan verilen buyruklarla bütün güvenirliğini yitirmiş, emir kulu olmuş yargı kurumları tarafından türlü bahanelerle zindanlarda tutulurken, henüz tüm ayrıntıları açığa çıkmamış, asıl sorumluları yargılanmamış o acımasız cinayetin sorumlusu olan şebeke ve tetikçisi çoktan serbest bırakıldılar.

Türkiye’de onlarca yıldır faşizmin her türlü ikiyüzlü uygulaması, demokrasi denerek, hukuk denerek, din, iman denerek, bayrak denerek, Ezan-Kurân denerek hayatın her alanında egemen kılınmak, yurttaşların itiraz etmek, eleştirmek ve karşı söz söylemek hakkı tamamen ortadan kaldırılmak isteniyor.

Ben de onlarca yıl geceli gündüzlü, hasta olanlara derman bulmaya, yaralarını sarmaya, ihtiyacı olana kendi kanını vermeye çaba göstermiş bir hekim, bir genel cerrahi uzmanı olarak, yârin yanağından gayri her şeyin kardeşçe paylaşılacağı, çıkar ve iktidara araç olmuş yalanın, din istismarının, milliyetçilik istismarının tamamen ortadan kalktığı bir güzel yaşam, adaletli bir dünya için mücadele etmiş bir aydın olarak diyorum ki,

“Faşizme inat, yurttaşım ve kardeşimsin Hrant!”

Gününüz aydın olsun sevgili dostlar.

19 Ocak 2026

About Post Author

About Post Author