Bu kültür çağların yaşamından, kavgasından, acısından, karından boranından, çimli çiçekli baharından, halayından horonundan, bu kültür toprağımın karasından, suların durusundan, halkımın macerasından süzülmüş…
Bu kültürün üstünü örtemeyecek çıkar ve iktidar ortakları… Bu kültürü parayla, pulla, malla, sarayla kirletemeyecekler…
Bu kültür, Konargöçer Oğuz boylarından, Yörük kilimlerinden, Türkmen illerinden, Zümrüdü Anka kuşlarından, Dede Korkut masallarından, Keloğlanlardan, Hoca Nasreddinlerden, Şeyh Bedreddinlerden, Pir Sultanlardan, Karagözlerden, Yunus Emrelerden, Âşık Veysellerden, Ali İzzetlerden, Ruhi Sulardan, Neşet Ertaşlardan, Mahsuni Şeriflerden armağandır…
Bu kültür, kılıç zoruyla dağ başlarına süren devşirme saray zorbalarına, bu kültürü dil yerine, ses yerine, adam yerine koymayanlara karşı Çanakkale’de, kutsal Kurtuluş Savaşları’nda destanlar yazdı; Cumhuriyet kuruluşları ile, Eğitmen Kurslarıyla, Köy Enstitüleri ile, Halkevleri ile, laik ve parasız kamu eğitimleriyle, Paşabahçe’den Sümerbank’a; Karabük’ten Ereğli’ye, İskenderun Demir Çeliğe, alın teriyle, yıldız yıldız aktı toprağa, ilmek ilmek işlendi yüreklere…
Bu kültür halkların ve kültürlerin kardeşliğini, insanlığın birliğini, emeğin değerini yücelten bir kültürdür. Bu kültür imecedir toprağa ter dökerken; bu kültür el ele halaya horona durmaktır yayla akşamlarında… Bu kültür Erfene’dir, Cem’dir, Nevrozdur, Hıdırellezdir, Kas Kesimidir, Kotan Çıkarmadır, Kış Yarıyıllarıdır, Yumurta boyamadır Paskalyalarda; bu kültür camiyi de, kiliseyi de, havrayı da kendisi olarak hoş görendir…
Bu kültür, en sıcak, en canlı ürünlerini, Hazar’dan Horasan’a boyların gelip geçtiği, konup su içtiği, Anadolu’nun cennet mekânı, dünyanın her türlü çiçeğinden nektar toplayabilecek en uzun diline sahip Kafkas Arısı’nın yurdu, Kuzeydoğu Anadolu’da, yanı Güneybatı Kafkasya’da verdi…
Emperyalist kışkırtıcılar, onların ortağı din tacirleri, kapitalist çıkar ve hırsın gözü dönmüş milliyetçilikleri ortalığı karıştırana kadar bu kültür Türk’ü, Yerliyi, Kürdü, Rum’u, Ermeni’yi, Terekemeyi, Karapapağı, Azeri’yi, Malakan’ı, Germen’i, kirve yaptı, kardeş tuttu…
Bu kültür, en güzel çiçeklerini Cılavuz Köy Enstitüsü’nde açtı… Dursun Akçam’ı, Ümit Kaftancıoğlu’nu yetiştirdi. Bu kültürün düşmanları Yelatan’ları, Dönemeçleri kitaplaştıran, anası Güllü’nün masallarını derleyen, Köroğlu Kolları’nı yazan, “Yüksek Yüksek Tepeler”den “Evreşe Yolları Dar”a ses veren, Dilden Dile’lerle türküsünü yedi cihana ileten Garip Tatar’ı kurşunladılar, kana boğdular… Bu kültürün düşmanları Dursun Akçam’ı tutukladılar, sorguladılar, zindanlara attılar, yad ellere sığınmak zorunda bıraktılar…
Bu kültürü Orta Çağ karanlıklarıyla, cemaat-tarikat ağlarıyla yok etmeye çalıştılar; tüketim hırsının kirli diliyle üstünü örttüler; gülen yüzleri, toyları, düğünleri kasvete ve karanlığa, avam ve moda hoppalığıyla boğmaya cüret ettiler…
Bu kültür bulduğu her olanakta sevenleriyle yeniden doğacak yaşama… Bu kültür ekranlardan meydanlara savaşacak. Hiçbir yerden geri kalmayacak… Hiçbir alanı, hiçbir zamanı kötülüğe, kire, pisliğe bırakmayacak…
Bu kültür parayla satın alınamaz, bu kültür baskı ve zorbalıkla susturulamaz!
Bu kültür Cem TV’de görünecek, ses verecek ülkesine, tüm yeryüzüne…
Bu kültür 16 Aralık öğlen sona başlayarak folkloruyla, dünyanın en sağlıklı peyniriyle, balıyla, kazıyla, sağlık kaynağı tereyağıyla İstanbul Maltepe’deki etkinlik alanında, dostlarıyla, hemşerileriyle buluşacak… Bu kültür kitabıyla, defteriyle, kalemiyle de orada olacak…
Kimsenin kuşkusu olmasın…
Ekranlardan meydanlara; bu kültür yaşayacak…
Gününüz aydın olsun değerli dostlar…

