DURSUN AKÇAM KİTAPLARI YENİDEN RAFLARDA…

DURSUN AKÇAM KİTAPLARI YENİDEN RAFLARDA…

İşgal altındaki yurt topraklarında, Kura vadisinin aman vermez kışlarında bir çocuğu önündeki öküzün hurcunda, bir çocuğu kucağındaki kundağında (o kundaktaki de çok geçmeden toprağa verilecektir), bir çift kara lastik, yamalı çorapla düşmanlarından kaçmış, sonrasında bir ömürlük çileyi en güzel türkülerle bezemiş, gün yanığı yüzünde dünyanın en aydınlık güzel gülümsemelerini, ateşini hiç söndürmediği ocağında pişirdiği ekmeğini koca bir evrenle paylaşmış, on üç doğum yapıp altısını yaşatabilmiş bir ananın, Kürt kızı Seyhat ile Ahıska göçmeni, her türlü eşkıyaya kafa tutmuş, yaylasına musallat olmuş Kâftarküsküleri çeper taşlarıyla kovalamış, hortlak var diyerek köylünün kaçıp gittiği değirmende gece çıplak elle duvardaki gölgeleri tokatlamış Deli Eyüb’ün çocuklarıydı o…

Çarıklı ayaklarıyla çıkmıştı yoksul köyünden hayat kavgasına; üç kez saatler süren yolculuklarla vardığı Ardahan 23 Şubat İlkokulu’nun bahçesinden dilenci diye kovulmuş, dördüncüsünde aydınlık yürekli öğretmenlerin çabasıyla o okula dördüncü sınıftan kayıt olup Tonguç Baba’ya yazdığı mektupla kavgası kutlanıp Cılavuz Köy Enstitüsü’ne alınmış, oradan çıktıktan sonra devrimci bir öğretmen olarak Kırıkkaleli öğretmenlerle Anıt Kabir’e ilk öğretmen yürüyüşünü yaptırmış, Türkiye Öğretmen Dernekleri Milli Federasyonu’nda (TÖDMF), Türkiye Öğretmenler Sendikası’nda yöneticilik yaparak ülkesinin dirlik düzenlik, eğitim kavgasına katılmış, yetinmemiş öykülerle, romanlarla kültür ve edebiyat yaşamına atılmış, yetmemiş gazetecilikte (Demokrat Gazetesi sahibi olarak) mücadeleye girmiş, defalarca tutuklanmış, sürülmüş, açığa alınmış, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra sığınmacı olarak on bir yıl gurbet çilesi çekmiş, döndüğünde de ilerlemiş yaşına rağmen günlerce banklar üzerinde yatırılıp sorguya çekilmiş…

Ama tüm ömrünce bir kez olsun kimseye boyun eğmemiş, mücadelesini makama, mevkiye çevirmemiş bir mücadele insanıydı o…

Yapıtlarında, Anadolu halk kültürünün gülerek yıkan gücü, çoğul karakteri, hiç tükenmeyen bir kaynak gibi akar da akar… Bir kez daha can bulur gelenekler, bir kez daha değişir gün, bir kez daha farklılaşır gelecekler…

Dursun Akçam tüm yapıtlarıyla Literatür Yayınevi’nde olacak bundan sonra…

Bugünden başlayarak iki başyapıt, “Kanlıderenin Kurtları” ve “Dağların Sultanı” kitapçı raflarındaki yerini alacak. Diğer yapıtları da arka arkaya yeniden yayımlanacak…

“Kanlıderenin Kurtları”, 1976 Türk Dil Kurumu Roman ödülü almış bir kültür hazinesidir. Dursun Akçam’ın kuttörelerden, oyundan, oyunculuktan gelişmiş çoğul dili, geniş bir tarihsel derinlik taşır. Şaman geleneklerine, kan toplumuna kadar uzanır. “Güneş ateşten kamçısını vura vura Emirdağ’ın başına bindi. Değirmileşti, kızardı, devrildi gitti. Gölgede toprak soluklandı. Börtü böcek canlandı” (Kanlıderenin Kurtları)

Romanda köy halkı kuraklık nedeniyle ahır süpürgesinden bezetilmiş Kepçehatun ile yağmur duasına çıkmaktadır (İlhan Başgöz’ün, Folklor Yazıları’nda geniş ele alınan bir ritüel…) Süpürgenin kendisi zaten karnavalcı bir öğedir (Rabelais ve Dünyası, s. 299; Korkunç İvan’ın feodal kastlara karşı mücadele eden Opriçnina adlı, hiyerarşi karşıtı askerlerinin sembolleri de süpürgedir). Ayrıca ahır süpürgesi imgesinin kullanılmasıyla, hayvan dışkısı, süpürgeye katılmış ikinci bir karnavalcı malzeme, gülmece öğesi olarak anlatıda yer almış olmaktadır.

“Dağların Sultanı,” Almanya yıllarında yazdığı, Güneydoğu Anadolu’nun dağlarında eşkıyalık yaptıktan sonra Almanya’ya sığınmış Şito’nun izinde iki ayrı kültürü yan yana ve karşı karşıya, yeniden kurarak yaşattığı farklı bir edebiyat çığırı… Karşılaştırmalı Edebiyat’ın duayeni Gürsel Aytaç’ın “edebiyatımızın başyapıtlarından” diye tanımladığı farklı bir zenginlik…

Literatür Yayınevi’ne, sahibi ve sorumlusu, sevgili dostum Kenan Kocatürk’e, babam olmasından öte, önderim bildiğim Dursun Akçam’a ve onun yapıtlarına gösterdiği ilgiden ötürü ne kadar teşekkür etsem azdır…

Kazanan edebiyattır, kazanan sanattır; iyiliktir, güzelliktir…

Tüketim kültürünün pompaladığı piyasa yapıtları bir yana olsun, has okurların ve Alper Akçam izleyicilerinin Dursun Akçam yapıtlarını hak ettiği yere yükselteceğine olan inancımla…

Gününüz aydın olsun sevgili dostlar…

 

 

About Post Author

About Post Author