Bu türbeler halkımın ve Anadolu’mun başbelasıdırlar

Bu türbeler halkımın ve Anadolu’mun başbelasıdırlar

Anadolu’dan üç türbe ve bu türbelere bağlı olaylar ve öyküler aktaracağım size. Bu türbelerde aslında geri kalmışlığımız, düşünce yoksulluğumuz yatmaktadır.
Neden böyle diyorum, okuyunuz görünüz.

ZİYARET ÇARPTI BİZİ VE ETEM BABA
Bir Diyarbakır türküsünde öyle diyor: “Kör olasın Suzan Suzi/Ziyaret çarptı bizi.”
Yalnız Diyarbakır’a özgü bir durum değildir bu ziyaret ve çarpma işi… “Dillere Destanlar” adlı kitabımda sorarım, “Anadolu’da kilometrekareye kaç evliya türbesi ve kaç bilim insanı mezarı düştüğünü.”
Bilim insanı yok denecek kadar azdır, evliyadansa geçilmez.
Peki ne yapmış bu evliyalar, eser mi yazmışlar, düşüncede çığır mı açmışlar? Hayır. Keramet göstermişler, bu anlatıp durulur, bir de kendilerine olumsuz laf edildiğinde çarpmışlar edeni.
Yalnız dirileri değil ha, ölüleri de çarpıyor. Erzurum’un Narman İlçesinde babam ve teyzem görev yaptılar. Bu vesile ile ben de bu ilçeyi öğrendim, anılarım var. Bu ilçenin ortasında bir Etem Baba türbesi vardı. Oraya girer, mum yakar dua eder çıkarlardı. Çıkarken de arkanı dönmeyeceksin ha, yoksa çarpar mübarek. Halk yemini de bu Etem’ın üstüne ederdi: “Etem Baba çarpsın ki…”
O ilçede caddeler genişleyecekti, düzeltilecekti. İlçenin girişindeki mezarlıktan yüzlerce mezar açılarak başka yere nakledildi. Evimiz oraya yakındı, bunları her gün izledim ben. Etem Baba türbesi de bir başka yolun ortasında kalıyordu, kaldırılmalıydı. Kaldırılamadı halk ayaklandı. Hatta bir de asılsız söylenti çıkardılar, güya dozer oraya yaklaşmış duvarlarını yıkmak için, kepçesi üç kez kırılmış. Sonunda Ethem Baba ortada kaldı, yeni kubbeli bir türbe inşa edildi üstüne, yol Ethem Baba’nın iki yanından geçer oldu. Kendi ölüsünün nakline ses etmeyen cahil halk, Ethem denilen herifi iyice yüceltti, yarı peygamber etti.
Hep sordum bu Ethem Baba ne yapmış, ne yazmış? Yazdığı bir yapıt yok, yaptığı ise yalancı keramet (kerametlerin hepsi de yalandır, bu arada onu da belirteyim.
Ve rotayı Bayburt’a çevireyim, benzer bir türbe de orada var.

BAYBURT’TAKİ TEK GERİCİLİK OLAYI HART İSYANI DEĞİLDİR, BİR DE “SADRU’S ŞERİA TÜRBESİ” OLAYI VARDIR
Kurtuluş Savaşı sırasında Bayburt’un o günkü adıyla Hart nahiyesinde (şimdiki Aydıntepe İlçesi) Şeyh Eşref tarafından çıkarılan gerici ayaklanma, Atatürk, Kazım Karabekir ve Deli Halit Paşa’ların müdahalesi ile bastırılmıştı.
Hep bu olay örnek verilir Bayburt’taki gerici ayaklanmalar için, oysa Cumhuriyet devrinde gericilik örneği, çarpıcı ve önemli bir olay daha meydana gelmiştir Bayburt’ta.
Yıl 1932, Bayburt’ta “Sadru’s Şeria” adlı türbe, yol geçirileceği için yıkılmak istenir. Kimse bu yıkım için kazma vurmak istemez. İkna çabaları da yeterli olmaz, yalnızca bir belediye işçisi orayı yıkmaya razı olur ve güya kazmayı vurur vurmaz felç olur.
Durum Ankara’ya bildirilir. Ortada ciddi bir gerici direniş vardır. İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Bayburt’a gelir ve “Bu türbe yıkılacak, siz yıkmazsanız ben ne yapar eder yıktırırım, gerekirse bu Bayburt’u da yıkarım!” der. Ancak yine yıkacak kimse çıkmaz, tüm Bayburt gerici değildir ama dinbazların baskısı ve dışlanma kaygısı, onları da geri durmaya itmektedir.
Şükrü Kaya, başka yerlerden getirttiği işçilerle o türbeyi yıktırır, onunla da yetinmez, türbe benzeri tüm mezarları da yıktırır ve Cumhuriyet’in bu konularda ne denli ciddi ve kararlı olduğunu gösterdikten sonra Bayburt’tan ayrılır.
Yeniçağ Gazetesi’nde birlikte yazarlık yaptığım Bayburtlu akademisyen Durmuş Hocaoğlu, “Laisizmden Milli Sekülerizme” adlı kitabında bu olaya, Cumhuriyet laikliğinin köktenci, tepeden inmeci, materyalist, ateist tutumuna örnek olarak yer verir ve sunuş şekli ile yorumlarında, gericilik yanında saf tutar.
Durmuş Hocaoğlu ve bacanağı Vedat Bilgin (bugünün Sosyal Güvenlik Bakanı) gibilerinin bu tür yazı ve çabalarıyla ne yazık ki, Bayburt bağlamında o Sadru’s Şeria olayının rövanşı alınmıştır fazlasıyla. Gerçek laik Şükrü Kaya’yı ve yaptıklarını ise ne yazık ki savunan kimse çıkmamıştır Bayburt’ta (ilerici sanılanlar da buna dahildir).

“ŞEYH’E HÜRMETEN” 600 YILDIR DAVUL ZURNA ÇALINMAYAN KÖY…
Haberi okuyalım önce:
Bursa’da bulunan bir köyde 600 yıldır davul çalınmıyor. Keles ilçesinin Dedeler köyü sakinleri tam 600 yıldır düğünlerde davul ve zurna çalmıyor.
1400’lü yıllarda Rumları irşad etmek maksadı ile bölgeye yerleştiği bilinen Şeyh Selahaddin Buhârî Hazretlerinin Dedeler köyünde türbesi bulunuyor. Dedeler sakinleri, Selahaddin Buhârî Hazretlerine hürmeten köylerinde 600 yıldır düğünlerde davul ve zurna çalmıyor.
Köyde müzikli düğün yapacak olanlar ise köyün dışında bulunan düğün salonunda eğlence yapıyor. Köy meydanındaki düğünler ise mevlitli ve dualı oluyor.
Türbedar İzzet Çile, “Bu mübarek zâtın buraya 1400 yıllarda geldiği rivâyet ediliyor. Buhâra’dan Horasan’a, oradan da Bursa’ya gelmiş. 600 yıldır bu köyde davul çalmak yasak. Köyümüzde düğünler mevlitli oluyor” dedi.
Köy sâkinleri ise, “Burada medfun bulunan zât Ertuğrul Gazi ile birlikte gelen şeyhlerden. Burada düğünler mevlitli yapılıyor. Düğünlerde kesinlikle davul ve zurna çalmıyoruz” şeklinde konuştu.
İşte Türk’ün ahmakça din anlayışı… Gezin Arap illerini, 600 yıldır bir tarikat şeyhine saygı olsun diye, düğününde davul zurna çaldırmayan bir yer bulamazsınız. Ve 600 yıldır aykırı bir ses çıkmıyor. Yahu yok mu içinizde “Yetti be, kemikleri bile çürümeye yüz tutmuş bir adamın yüzünden ben düğünümde davul zurna niye çaldıramayacakmışım, ahan da çaldırıyorum!” diyecek bir aydınlık yiğit kafa…