Bir gün önce Çandarlı’daydım. Covid salgınından uzak bir ortamda, uzun yıllar futbol ve salon bisikletinin armağanı metal takılarım nedeniyle sağlığıma uygun tek spor olan yüzmek için gittiğim, Karabük hekimliği yıllarından kalma kooperatif yazlığında beş hafta kaldım. Bir gün dışında her gün, günde iki kilometreyi aşan mesafelerde dalgalarla ve bol oksijenli rüzgârla göğüs göğüse mücadele ederek yüzdüm… Dalgasız günlerde 3 km.’nin de üstüne çıktım… Kendi olanaklarımla sağlıklı beslendim; kendimi zıpkın gibi hissetmeye başladım… Yeni romanımı tamamlayıp yayınevine gönderdim.
Önceki gece İzmir’den bindiğim uçakla Kars’a geçtim. Uçak Kars havaalanına daha teker vurmadan telefonlarını açtı halkımız, en az yedi sekiz kişi birden bağıra çağıra geldiğini haber verdi yakınlarına… Ya Azeri-Ermeni savaşına gidiyorlardı, ya çok önemli ameliyatlara filan yetişmeleri gerekiyordu! Sosyal mesafelere uyulması gereken anonslara birbirlerinin üstüne çıkarak, çıkış kapısına doğru üst üste saldırılar yaparak yanıt verdiler. Birçoğunun maskesi de, ya çenesinin ya da burnunun altındaydı. Yol boyu da öyle gelmişlerdi…
Kars’a indiğimde bulunduğum ortam sıcaklığı yirmi derece birden düşmüştü. Yağmur çiseliyordu, kırlardan çiçek ve toprak kokuları geliyordu. Dostlarım karşıladı beni, Ardahan’a, Ölçek Köyü’me geçtim. Annemin hazırladığı evimde yün yorganıma sarınıp deliksiz bir uyku çektim. Dün sabah erkenden değneğimi aldım elime, evin arkasındaki yüksek bayırı da tek solukta tırmanarak yayla yolunda Göller bölgesine kadar gittim. Her taraf kır çiçekleriyle donanmıştı. Tarla kuşları ötüyordu üstümde. Yemyeşildi doğa… Önce, gençliğimde buralarda olmayan bir domuz sürüsüyle karşılaştım. Yanlarında çok sayıda yavruları da vardı. Lider domuz kulaklarını dikerek o iri gövdesiyle üç beş adım da attı üstüme doğru; sonra ne düşündüyse geri döndü, uzaklaştırdı sürüyü… Arkasından bir boz tilki ayaklandı önümden. Daha sonra da patika yola konan tarla kuşları önümde koşarak uzun süre bana yoldaşlık etti…
Derin derin soludum memleketimin güzel havasını… Denizinden yaylasına, ne güzel, ne farklı, ne bereketli bir coğrafyada yaşıyorduk ve ne kadar talihsizce yönetilen bir halktık… Kendi seçimlerimizin bedelini ödüyorduk kuşkusuz. Kuzeyden güneye, batıdan doğuya doğa saldırıya uğruyor, maden arayan şirketler için ormanlar kesiliyor, yaylalar petrol tüccarlarına peşkeş çekiliyor, billur sulu dereler tekellerin betonuna teslim ediliyordu… Kolay kandırılıyor, duygularımızı, inançlarımızı istismar eden birilerinin arkasına kolayca takılıveriyorduk.
Bir ömrü bu güzel coğrafyayı korumak için geçirmiştim. Kendimi bildim bileli, bu güzel coğrafyayı, doğayı koruyabilmek, halkımın ufkunu açabilmek, örgütlü bir toplumda, bilinçle ve sorgulayarak geçirebilmeleri için mücadele etmiş, hep bir dava insanı olmuştum. Gençlik yıllarından başlayarak tutuklanmış, falakaya yatırılmış, cezaevlerine atılmış, tek genel cerrah olarak çalıştığı koca fabrikalar şehirlerinde açığa alınmış, sürülmüş, izlenmiş, dedikodularla yıpratılmış, aşağılanmaya çalışılmıştım. Yazılarımla, yönettiğim topluluklarla hep uyarıcı, toparlayıcı olmaya çalışmıştım. Ardahan’ın dünya güzeli Sarıçam ormanlarını koruyabilmek için yaptığım mücadele gençlik yıllarımda bir köylü direnişine dönüşmüş, hekimlikten emekli olduğum yılda da yöredeki Süzgeç gazetesinde yayımlanan yazılarım nedeniyle memleketimin kırlarını, ormanlık alanlarını dışarıdan getirilen koyun sürülerine kiralayan bir emekli albayın (Kenan Evren’in dostu, 12 Eylül sonrası Denizli Belediye Başkanı) 301. Maddeden yaptığı suç duyurusu ile yıllarca yargılanmış, Ardahan jandarma alay komutanı tarafından alnımdan vurulmakla tehdit edilmiştim. Sonuçta Jandarma Genel Komutanlığı Ardahan’a dışarıdan koyun sürüsü getirilmesini yasaklamıştı, Ben kazanmıştım, Ardahan kırları, ormanları ve Ardahan halkı kazanmıştı…
Kimisi bildi bu mücadelemi, kimisinin haberi bile olmadı… Kimisi dostça kucakladı, sevdi beni, yanımda yer aldı… En yakınımdan gelmiş ‘Sen de adam mısın ki” sözünü de duydum ne yazık ki…
Ben kendimle barışık yaşadım; seve seve kabullendim aşk ve adalet kavgası, doğa ve insan sevgisi içinde geçmiş yaşamımın başıma getirdiklerini…
Böyle bir ömür geçirdim. Ne sıkıntı çektiysem, “öteki” için, üzerinde yaşadığım doğa ve birlikte yaşadığım insan için çektim…
Sevdim ben bu doğayı; yüreğimin bütünüyle sevdim. İnsanı da…
Bilenin de canı sağ olsun, bilmeyenin de…
Gününüz aydın olsun…
