ANADOLU’NUN KÜLTÜR ELİ, HAS DİLİ… HOŞ GELDİN İLHAN BAŞGÖZ HOCAMIZ…

ANADOLU’NUN KÜLTÜR ELİ, HAS DİLİ… HOŞ GELDİN İLHAN BAŞGÖZ HOCAMIZ…

Üzerinde ömür geçtiğimiz topraklarla, içtiğimiz su, soluduğumuz havayla, aralarında yaşadığımız doğa ve insan kültürüyle bireysel bilincimiz arasındaki ilişki çoğunlukla kendiliğinden kurulur, gelişir, güçlenir.

Bu ilişkiyi bilinçli bir sürece dönüştürmek, soruşturmacı, gözlemleyici, gerektiğinde çözümleyici yöntemlerle işin ayrıntılarına girmek istediğimizde eksikliğimiz, bazı konularda geç kalmış olduğumuz gerçeği karşılar bizi… Anadolu kültürüne, bu yurdun çok renkli, çok zengin gerçekliğine yakın olmak, onu tahayyül dünyasında bütünleyebilmek isteyen her yurttaşın mutlaka tanıması gereken bir durak, bugünden yarına kalan duyguları tamamlayan bir kültür elçisi, has bir dil, büyük bir anlam anahtarı var; aramızda yaşıyor; ömrünün bir asra yakınlaşmış basamaklarında erdem ve yücelik örneği olarak yaşarken anıtlaşıyor.

İlhan Başgöz’den söz edeceğim… Yaşayan bir folklor, bir kültür hazinesinden… Kuzeydoğu yaylalarında imececi halk kültürü içinde doğup büyümüş, dünyanın en zengin kır çiçeği örtüsünün üzerinde, yazı başka; kışı başka doğal zenginlikler içeren bir coğrafyada kendi kültürünü tanımaya çalışmış birisi olarak, kendi yöremin dışındaki birçok bölgede de hekim olarak görev yaptım; bir cerrah olarak halkın yalnızca nabzına, dokularına değil, ruhuna da dokunmaya, onu anlamaya çalıştım… Geceli gündüzlü, onlarca yıl, halk yaşamının bütün derinlikleri, bütün incelikleri benim gözümün önünde, elimin altında gibiydi…

Yine de, etkin hekimlik uğraşına bir nokta koyup kendimi edebiyat ve kültür alanındaki okumaların, araştırmaların o beni içine çeken burgacına kapılıp gidinceye, o burgaç içinde bir yerlere dalıncaya kadar içinde yaşadığım kültürün yalnızca hevesli bir acemisi olduğumu öğreten, daha çok yol almam gerektiğini söyleyen adlardan biri oldu İlhan Başgöz.

Başgöz’ün Folklor Yazıları adlı denemesi ve birçok makalesi, yıllarca üzerinde çalıştığım, Anadolu kültürünün şenlikçi yapısının edebiyatımızdaki yerini Ahmet Mithat Efendi’den günümüz yazarlarına kadar incelediğim Türk Romanında Karnaval adlı yapıta girebilmek için açtığım en büyük kapılar, üzerinden geçtiğim en büyük eşikler oldu…

İlhan Başgöz fıkralar üzerine bir değerlendirmesinde şöyle diyor: “Bu yandan bakılınca hepimiz Nasreddin Hoca’nın kuşağıyız. En az 500 yıldan beri onun fıkralarını dinleyerek beslenip büyümüşüz. Bu etki çoluk çocuk, genç ihtiyar hepimize işlemiş. Beşikten mezara hepimiz onlarla eğitilmişiz. Böylece Nasreddin Hoca’yı Türk halkı yarattığı kadar, Türk halkını da Nasreddin Hoca yaratmış.”(İlhan Başgöz, Folklor Yazıları, s 139-140)

Günümüz Türkiye’sinde kadını toplumun geri planında tutmaya çalışan, bir kullanım nesnesi gibi gören, kadına yönelik şiddetin temelini oluşturan Orta Çağ’a ait erkek saldırganlığını bizim töre ve geleneğimizmiş gibi gören, öyle göstermeye çalışanlara karşı Başgöz’ün araştırmaları bir tokat gibi çarpar…

“Bugün bile Toros’un Yörükleri arasında yaşayanlar, onlardaki kadın erkek ilişkilerine şaşar kalırlar. Bana 1967 yılında Göller yaylasında bir çadırda, en açık saçık bilmeceleri, 17-19 yaşlarında iki Yörük kızı yazdırdı. Hem de babaları karşılarında oturuyordu. Kuyudan su çekmek, odunu balta ile parçalamak, ekmek, yemek yapmak, keçileri sağmak, kilim dokumak, çadıra gelen erkek konukları ağırlamak hep bu kızların omuzlarına düşüyordu.” (İlhan Başgöz, Folklor Yazıları, s 158)

Kendisi araştırma yapmak, çözümleme çalışmalarında bulunmakla yetinmez, yapılar araştırmalar üzerinde eleştirel bir bakış açısıyla gezinir ; yanlışı, yavanı silkelemeden, göze batırmadan edemez… Enver Behnan Şapolyo, Karagöz’ün Tarihi adlı yapıtında Karagöz’le Hacivat’ın kıyafetlerini karşılaştırır ve Karagöz’ün kıyafetlerini Bektaşi giyimi ve gelenekleri ile benzer bulur. İlhan Başgöz’e göre, Şapolyo’nun koca kitabındaki tek özgün ve gerçeğe yakın saptama budur. (Folklor Yazıları, s 341)

1923 Sivas / Gemerek doğumlu İlhan Başgöz…

Yanında halkbilim ve folklor çalışmalarına asistan olarak başladığı Pertev Naili Boratav’ın Dil Tarih’teki kürsüsü Batı’ya ülkesini yağmalattırma hevesindeki gerici-bezirgân politikacılar tarafından özel yasa ile kapatılınca burslu olduğundan zorunlu görev olarak atandığı Sivas Lisesi öğretmenliği bile çok görülmüş, açığa alınmış (1950). Sen misin Dil Tarih Coğrafya’da Pertev Naili’ye asistanlık yapan, kendi kültürünü araştıran, yetmez denmiş; 1953 yılında ünlü 141. Maddeye (sınıf esasına yönelik cemiyet kurmak) muhalefetten tutuklanmış, yargılanmış, iki yıl hüküm giymiş, sekiz ay cezaevinde yatmış.

1960 yılında Ford Bursu aracılığıyla gittiği ABD’nin Los Angeles ve Berkeley üniversitelerinde ise bilim adamlığına yükselmiş… Amerika’da, 1967’de Doçent, 1976’da profesör olmuş. 1983 yılında Amerika Folklor Derneği Onur Üyesi seçilmiş. Yine de ille de vatanım diyerek ülkesine dönmüş, Boğaziçi Üniversitesi’nde Türk Edebiyatı dersi verip emekli olmuş. Oradan Bilkent Üniversitesi’ne geçmiş. Arkasından Van 100. Yıl Üniversitesi’nde hocalık yapmaya başlamış. FETÖ tescilli savcıların başlattığı ilk büyük kumpas davası 2004 yılında burada patlamıştı. Üniversite sekreteri cezaevinde intihar etmiş, İlhan Başgöz için de “Köroğlu’nun aşkları” nı anlattığı için dava açılmaya kalkışılmıştı.

Yılmaz, usanmaz bir kültür âşığı ve bilim insanıdır Başgöz hocamız…

Geçtiğimiz yıl, Ürün Yayınları, Prof. Dr. İlhan Başgöz’ün “Atatürk’e ve Türkiye Cumhuriyeti’ne Selam, Sevgi ve Saygı” başlıklı notlarını “İlhan Başgöz 100 Yaşında” kapaklı küçük bir kitapçık olarak yayımlamıştı. Bu küçük kitap, kendi ülke tarihini somut bilgiler ve veriler ışığında bir kez daha gözden geçirmek isteyenler için yaşayan bir hazine gibi…

İlhan Başgöz, kitabında Cumhuriyet’in eleştirel bir değerlendirmesini yapıyordu. Tanınmış ekonomi uzmanı Herslog’un “1930’lu yıllarda, Türkiye’nin planlı sanayileşmesini bütün dünyada sadece Japonya geçmiştir,” anlatımı var notları arasında. Aynı devletçiliğin görünmeyen yüzünde besleme finans kapitalin hazır yiyiciliği sırıtmaktadır. Vehbi Koç’un “Özel girişimi Türk devletçiliği beslemiştir;” sözü çıkar ortaya. Aynı Vehbi Koç, halk uyanışı için mücadele eden aydınları kırmış 12 Eylül 1980 faşist darbesini gerçekleştiren Kenan Evren ve arkadaşlarını kutlayacak, suçluların bir an önce cezalandırmasını isteyecektir…

Tarım üreticisi yerine toprak ağalarına, tefecilere kredi veren bankaları, tarım yerine asalak kapitalistleri destekleyen devlet politikalarını da eleştiriyor Başgöz… Ülkeyi yönetenlerin ve halk adına konuşanların halktan kopukluğuna vurgu yapıyor. “Daha 1934 yılında 3339 işçi üyesi olduğu rapor edilen Halkevi’nde ben tek bir işçi üyeye rastlamadım,” diyor (s 47)

Cumhuriyet tarihinin canlı tanığı İlhan Başgöz; “Ben, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde devlet babanın verdiği bursla, 6 kişilik bir aileyi geçindirerek okudum,” demeyi de ihmal etmiyor. (s 31)

Yediği ekmeği, gördüğü iyilikleri de unutmuyor.

İlhan Başgöz’e ve birçok namuslu aydınımıza olmadık kötülüğü yaptı bu ülkeyi yöneten gerici zihniyetler…

Onların yazdıkları da yaşamları da bizim için ders gibidir… Keşke din bezirgânlarıyla omuz omuza safta durmuş, kendi ülke tarihlerini Batılı Şarkiyatçılar’dan öğrenmeye kalkan liberal geçinen aydınlarımızda da azıcık İlhan Başgöz namusu bulunsaydı…

Selam olsun İlhan Başgöz’ün yüz yaşına, selam olsun namusuna…

Hoş gelmiş sefa gelmiş yurdunun toprağına…

 

KENT HAYAT MEDYA EKİBİ.