Türkiye ile çevre İslam ülkelerindeki yaşam biçimlerinden demokrasi ve özgürlük kırıntılarına kadar, bir karşılaştırma yaptığımızda karşımıza “Anadolu Rönesansı”nın ne olduğu çıkar. Emperyalizme ve onun uzantılarına, üzerimize saldıklarına karşı, yurdu ve halkı için her türlü fedakârlığı göze almış genç Gâziler öncülüğünde verilen kutsal Kurtuluş Savaşı ve arkasından kurulan Cumhuriyet’in sağladıkları, bize kısa zamanda çok büyük şeyler kattı, kazandırdı. Hayatımızı çoğalttı, özgür düşünceli ve bilinçli yurttaşların sayısını çoğalttı.
1946 yılından sonra bir adım ileri, iki adım geri tersine dönmeye başlayan bu süreçte, emperyalizmin bir mızrak ucu gibi kullandığı, Şarkiyatçı politikalar ve din istismarına dayalı siyasetin bir araya getirdiği, FETÖ örneğinde en açık bir biçimde içyüzünü gördüğümüz, 2026 yılının Ocak ayında birilerinin “Gâvur” diye nitelediği İzmir’de bile toplamayı başardığı inanılmaz kalabalıklarla bir kez daha göz önüne çıkan cemaat-tarikat ağları, yeraltı ve yerüstü kaynaklarımızın yağmalanmasında işbirlikçilik yapan birilerine dağıtılan ihanet paylarının yanına, topluma önderlik eden aydınların, yurtsever, laiklik yanlısı, emperyalizm karşıtı düşünceler taşıyan bilim ve aydınlık taşıyan güzel insanlarımızın beyinsiz tetikçiler araçlığıyla birer ikişer yok edilmeleri, kumpas davaları kullanılarak toplumdan uzaklaştırılıp zulme uğratılmaları eklendi. 33 yıl önce, 24 Ocak 1993 günü otomobiline bomba konularak bedeni parçalattırılan Uğur Mumcu, bu cinayet şebekelerinin amaç ve işleyiş biçiminin en açık örneklerinden birisidir.
Uğur Mumcu’nun dolaylı yoldan hedef seçtirilmesinin nedenini “Vurulduk Ey Halkım Unutma Bizi” sözünün de sahibi o güzel insanın yaptıkları ve yayınladıkları ile ilgilidir. 1990 başlarında, Sovyetler’in çöküşüyle birlikte Gülen okullarının “Türki-Müslüman” Asya ülkelerindeki dinsel temelli eğitim çalışmalarının atağa geçtiği görülmüştü. Türkiye içinde de arka arkaya konferanslar düzenlenmekte, din esasına dayalı yeni bir “kimlik-kültür” kurulumu dile getirilmektedir. “Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ardından Fethullah Gülen’in gönderdiği 11 kişi, 11 Ocak 1990’da Sarp kapısından Gürcistan’a ve oradan Bakü’ye geçecek, 28 Mayıs 1990’da da 37 kişilik bir işadamı grubu, Azerbaycan, Özbekistan, Kazakistan ve Tacikistan’a gidecek, Gülen’in kaset ve kitaplarını armağan olarak dağıtacaklardır. Bunu Paul Henze’nin içerisinde yer aldığı bir heyetin Orta Asya cumhuriyetlerine gezisi (27 Mayıs-4 Haziran 1992) izleyecektir.” (Uğur Mumcu, Henze’nin İşi, Cumhuriyet, 17 Mayıs 1992, aktaran Muzaffer İlhan Erdost, Küreselleşme ve Osmanlı “Millet” Makasında Türkiye, s 41)
ABD emperyalizminin darbe, suikast, karışıklık, bombalama örgütü CIA’in kimi görevlerini devralmak için 1983 sonrası ABD Kongresi kararıyla kurulmuş NED (National Endowment for Democracy) örgütü aracılığıyla tüm dünyaya “demokrasi ihracı” işlemi çerçevesinde Türkiye’deki Türk-İslam sentezcisi örgüt ve yığınlara para aktarılmaya başlanmıştır. Para alanlar arasında, İlim Yayma Cemiyeti ile Aydınlar Ocağı üyelerinin ve CIA Türkiye İstasyon Şefi Paul Henze’nin de yazı yazdığı, Prof. Dr. Aydın Yalçın tarafından yönetilen “Yeni Forum” dergisi de vardır. Yeni Forum’un NED’den aldığı 50.000 ABD Doları’nın izi Uğur Mumcu tarafından bulunmuş, aynı tarihlerde bir açıklama yapan Aydın Yalçın da bunun gizlenecek bir yanı olmadığını söylemiştir. “Yeni Forum’un Türkiye’de totaliter rejimlere karşı ve demokrasinin yerleşmesiyle ilgili mücadeleye 35 yıldır sürdürdüğü katkıları desteklemek amacı güden bu yardımın gizli kapaklı hiçbir yanı yoktur.” (Aktaran Mustafa Yıldırım, Sivil Örümceğin Ağında, s 77)
“Anadolu Rönesansı”nın bize bıraktıklarını tamamen yok ederek Türkiye’yi de Afganistan’dan Gazze’ye uzanan o coğrafyanın benzeri bir bataklığa sürüklemek isteyenlerin aramızdan ayırdığı aydınlarımız iki aşamada katledildiler.
ABD Başkanı Güvenlik Danışmanı Brzezinsky ve emperyalizmin utanmaz kuramcısı Huntington’un başkana verdikleri gizli bir rapor çerçevesinde hazırlanan bir ihanet operasyonları zinciri ile, Türkiye 12 Eylül faşist darbesine sürüklenirken, Maraş, Sivas, Çorum halk kırımlarından, Abdi İpekçi’den Cavit Orhan Tütengil’e, Ümit Kaftancıoğlu’na onlarca barışçı aydının yok edilmesini, kurulmasında emperyalizmin de büyük katkıları olan İran’daki mollalar devletinin ajanları da kullanılarak doksanlı yıllarda, arka arkaya öldürülen Turan Dursun, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Uğur Mumcu, Gaffar Okkan cinayetlerine geçildi. Bu ikinci parti, kendilerini “İslamcı” sayan “Mücahit” geçinen kimi beyinsizlerin hangi amaçlar için aracı kılındıklarının da çok açık bir örneğidir.
25 Ocak Cuma günü, on yedi yıl hekim emeği verdiğim Karabük’ün komşusu, Türkiye’nin tarih kokulu güzel coğrafyası Safranbolu’da yörenin değerbilir insanları ile buluşacağız, “Anadolu Rönesansı Ve Aydın Cinayetleri”ni konuşacağız.
“Vurulduk Ey Halkım, Unutma Bizi!”
Gününüz aydın olsun…
23 Ocak 2026

