Alper Akçam: BAŞARAN AMCAM…

Alper Akçam: BAŞARAN AMCAM…

Ülkemizin gündemi ne kadar yoğun olursa olsun, tarihimiz de hep yanımızda olmalı. Tarihte yaşananlar ve tarihe iz bırakanlar aydınlatacaktır bugünü de yarını da…

On yıl olmuş Başaran amcayı çok sevdiği Urumeli toprağına vereli, sonsuzluğa uğurlayalı. Kepirtepe Köy Enstitüsü ve Yüksek Köy Enstitüsü çıkışlı, değeri yaşarken de yeterince bilinememiş has bir yurt evladıydı; emek dostuydu, mücadele insanıydı, büyük bir şairdi…

Dursun Akçam’a “Koçero” diyerek seslenen gerçek bir dosttu. Dursun Akçam’ın vefatından sonra telefonda hüngür hüngür ağladığını anımsıyorum…

Yazma etkinliklerine başladığım o hummalı hekimlik yıllarımda sık sık mektup yazar, beni yüreklendirirdi. Tonguç Baba’nın kavruk Anadolu gençlerine davrandığı gibi davranırdı. Hiç üşenmez, arka arkaya mektuplar yazıp postalardı. Benim her yıl Yunus Nadi Öykü Ödülü için yayına hazır bir öykü dosyası göndermeme karşı çıkan babamı dinlemeyip beni yüreklendirirdi. Cumhuriyet Gazetesi’ne konuk yazar olarak gönderdiğim kısa makaleler Sami Karaören’in elemesinden geçemeyince, ya da orada bir süre bekleyince benim yakınmalarımı da o dinler, “yazmaya devam et, sen iyi bir yazar olacaksın” derdi.

Şairin de hasıydı, yazarın da, insanın da…

“Çamlıbel’de bir gül açsa

Uykuları kaçar Bolu Beyi’nin

Çünkü kırmızıdır gül

Toprağın ve halkın uyanışına benzer

Bir değil bin gül açıyordu Anadolu’da

Ekmeği ikiye bölsen

Aydınlık sesi duyuluyordu halkın

Köyleri tutmuştu aşkın ve terin hünerleri

Bir oldular da Bolu Beyi’yle

Kapattılar Enstitüleri.”

Yedek subay olarak askerliğini yaparken rütbelerini söküp çavuş olarak çıkardılar. Çok koymuştu o iş Başaran amcama. Katıksız bir yurtsever, bir vatan sevdalısıydı çünkü. Bir ömür bağışlamadı iktidarları bugüne kadar da uzamış o ikiyüzlü bezirgânları, vatan millet satıcılarını, fitne fesat yuvalarını, Köy Enstitüsü ve halk düşmanlarını.

Köy Enstitüleri için benden çok önce “Anadolu Rönesansı” diyenlerdendir. İsmail Hakkı Tonguç’u, Sabahattin Eyüboğlu’nu, Köy Enstitüleri’ne o sonsuza kadar ışıl ışıl yanacak parlak ruhu verenleri çok iyi anlamış, birbirinden güzel kitaplar bırakmıştı arkasında. Anadolu Rönesansı adlı kitabı yazarken onun “Özgürleşme Eylemi, Köy Enstitüleri” ile “Sabahattin Eyüboğlu ve Köy Enstitüleri” adlı kitaplarından çok yararlandım.

Yunus Nadi Öykü Ödülü’nü aldığım 2008 yılı ilk kutlayanlardan oldu. Çok sevinmişti. “Keşke Dursun da bilseydi” demişti… Aynı yıl Kastamonu Üniversitesi’nin düzenlediği Köy Enstitüleri etkinliğine birlikte konuşmacı olarak katıldık. Yaptığı konuşmada benim Köy Enstitüleri üzerine yaptığım çalışmayı öve öve bitiremedi.

Romandan öyküye, şiire, araştırma kitaplarına, yazdı da yazdı. Hemen her türde ödüller kazandı. Kitaplarını Literatür Yayınevi yayınladı, yeniden kazandırdı Başaran Amca’yı bize.

Arı Türkçe kullanmayı çok severdi. Ona yazarken ya da onunla telefonda konuşurken Türkçe kökenli olmayan, dil devrimciliğine uygun üretilmemiş bir sözcük kullanacağım diye çok korkardım. Başaran Amca’mın çok sevdiği hemşerisi, Kırklareli şair Niyazi Akıncıoğlu’nun oğlu, genel cerrah arkadaşım Tevfik, “Başaran’a telefon etmeye çekiniyorum; yanlış bir sözcük kullanınca azarlıyor” derdi.

Babadan oğlu dost oldu bize, yoldaş oldu Başaran Amca.

Toprak onunla onur duyuyor şimdi. Bizler de anarken çok duygulanıyoruz; onun bıraktığı emanetle halk ve hak davasındaki mücadele azmimizi bir kat daha çoğaltıyoruz…

Yıldızın hep üstümüzde yansın sevgili Başaran Amcam…

Dr. Alper Akçam – 27 Haziran 2025

 

About Post Author

About Post Author