Ahıska Kolhozları, sadakat ve sürgün

Ahıska Kolhozları, sadakat ve sürgün

Gürcistan’a bağlı Ahıska İlçesi’nin Adıgün Bucağında Kril harfleriyle Türkçe olarak çıkan “Adıgün Kolhozcusu” gazetesinin 7 Kasım 1938 tarihli sayısını yukarıya aldım. Ekim Devriminin 21.yılını kutluyor bu gazete.
Ahıska Türkleri II.Dünya Savaşı boyunca kolhozlarda canla başla çalışarak Kızılordu’nun iaşe gereksinmesine katkıda bulunmuşlardı. Ve her zaman SSCB’ye gönülden bağlı yurttaşlar olarak yaşamışlardı.
İşte bunun bir kanıtı, “Sovyet Gürcistanı” adlı gazetenin Ocak 1944’te yayımlanan sayısından bir haber: “Aspinza’da Böyük Stalin’in emirleri ile ruhlanan Aspinza rayonunun zehmetkeşleri cebheye yardımı gettikce artırırlar. 1944-cü teserrufat yılı rayonumuzun kolxozcuları ve kolxozcu qadınları terefinden yeni yeni nailiyyetlerle qarşılanır. Rayonun idarelerinde ve bütün kolxozlarında böyük ruh yüksekliyi hiss olunmaqdadır. Rustav kendindeki Ş. Rustaveli adına kolxozun kolxozcuları ve kolxozcu qadınları öz üzerlerine cebheye yardımı artırmaq sahesinde bir sıra teehhüdler götürmüşler.
Gelsunda kendindeki Stalin adına kolxozda 75 yaşlı Cabbar Hesenoğlu 250 emek günü, Gulşen Paşaqızı 130 emek günü qazanaraq qehraman Qızıl Ordu döyüşçülerine yardımı daha da artırmaq üçün yeni teehhüdler götürmüşler. Qızıl Ordu döyüşçülerinin ailelerine yardım işi rayon zehmetkeşlerinin nezerinden bir deqiqebele olsun qaçmır. İndiye qeder Qızıl Ordu ailelerine 14 ton qeder taxıl, 4 ton qeder kartof, 300 kilograma qeder pendir, bir tondan artıq yağ, 100 min manatdan çox pul ve başqa mahsullar verilmişdir. Bundan başqa döyüşçülerin 31 ailesinin evi temir edilmiş ve 2 aile üçün teze ev tikdirilmişdir.
Aspinza rayonunun zehmetkeşleri Qızıl Ordu döyüşçülerine ve cebheye yardımı bundan sonra da artıracaqlar.”
Ahıska ve bağlı köylerdeki kolhozlar, işte böyle bağlılıkla çalışıyor, üretiyor hem Kızılordu’ya hem de asker ailelerine yardımlar ediyordu. Ediyordu ya, Stalin ve Kafkas Cephesi komutanlığı, Türkiye sınırına yakın olarak yaşayan bu Türkleri potansiyel tehdit olarak görüyordu. Türkiye Almanlarla bir olup saldırabilirmiş, saldırınca Ahıska Türkleri de ister istemez Türkiye’den yana olurlarmış, onları bu durumdan çıkarmak için o bölgeden göç ettirmek gerekirmiş. Kasım 1944’te bu gerekçe ile göç kararı verildi. 14 Kasım 1944 tarihinde, yaklaşık 95 bin kişi (çoğunluğu Ahıska Türk’ü olmak üzere, az sayıda Hemşinli ve Kürt) hayvan vagonlarına doldurularak toplu olarak Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan’a sürgün edildiler. Bu çileli yolculuk sonrasında pek çok insan öldü. Sağ kalabilenler bu cumhuriyetlerde çoğu yeni oluşturulan kolhozlarda çalışmaya başladılar ve oralardaki çorak yerleri yemyeşil ettiler. Stalin’in, Ahıska Türklerini haksız yere, toplu olarak Orta Asya’ya sürmesi ile Türk’süz bırakılan Ahıska ve köylerine ise Ermeni ve Gürcüler dolduruldu.
Bütün bunlara TKP’lilerin yorumu ve savunusu var mıdır, nedir? TKP’nin resmi internet sitesi konumundaki habersol.org yapılanın zorunlu bir tehcir olduğunu ifade ediyor ve çok özel bilgi ve belgeler sunuyor:
“Diyeceksiniz ki Stalin’in savaş bahanesiyle Ahıska Türklerini soykırıma uğrattığı söyleniyor, buna ne buyrulur? El cevap: Bu konuda Nikolay Bugay adında bir antikomünist Rus tarihçi tarafından arşiv belgelerinin birçoğu yayımlanmıştır. Bu belgelerin bir kısmı Türkçeye çevrilmiş ve yine anti-komünist Bizim Ahıska dergisinde ve ahiska.org.tr sitesinde yayımlanmıştır. Belgelerden görüldüğü gibi 91 bin kişi içinden toplam 457 kişi yolda yaşamını yitirmiştir. Sürgün edilenler gittikleri yerlerde sovhozlarda ve sanayi işletmelerinde istihdam edilmiştir. Kimse aç susuz ve barınaksız bırakılmamıştır. Nitekim belgelerde zorunlu iskana tabi tutulanların bazı sorunlarından söz edilmekte ve çözümü için Beriya tedarik ve gıda sanayisinden sorumlu bakan olan Mikoyan’a emir vermektedir. Yine belgelerde özel iskana tabi tutulanların SSCB vatandaşı olarak kararnamede belirtilen sınırlamalar dışındaki bütün haklarından yararlanacakları yazılıdır. İşin ilginci bizim antikomünistler yayımladıkları belgelerin kendi tezlerini değil, bizim sosyalist tezimizi desteklediğinin farkında değildir. Bizim tezimiz şudur: Tehcirle soykırım arasındaki en önemli fark devletin zorunlu iskana tabi tuttuğu vatandaşlarının yolda ve gittikleri yerlerde can güvenliğini ve yaşamaları için gerekli asgari koşulları (barınak, yiyecek vb) sağlayıp sağlamadığıdır. İşte Sovyet devleti o zamanki savaş koşulları içinde çok az bir kayıpla bunu sağlamıştır.”
Evet karşı görüş bu. Bu ama biz şu soruyu sormadan edemeyiz, sorulmalı: Zorunlu tehcir ve gerekçe belli, yukarıya yazdık, bu gerekçe savaş süresi içinde geçerli olmalı öyle değil mi? Oysa Ahıska Türkleri’nin savaş sonrasında ve SSCB tarihi boyunca bir daha Ahıska’ya dönmelerine izin verilmedi. Neden?
Yaklaşık 50 yıl, Ahıskalılara dönüş izni vermeyen SSCB, 1991 yılında dağıldı. Bir grup Ahıska Türk’ü, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti tarafından 1992 yılında Iğdır’a getirilip Devlet Üretme Çiftliği arazisine yerleştirildi. Sovyet döneminde kolhoz türü mülkiyet ve işletmeciliğe alışkın olan bu kardeşlerimiz “Bize büyük bir toprak verin, orası hepimizin olsun, bize üretim hedefi verin, gerisine karışmayın” demişlerdi de mevzuat ve komünizm saplantısı, buna imkân vermemiş, ufacık tarlaların tapuları ellerine tutuşturulmuştu.
O yanda öyle, bu yanda böyle…

About Post Author

About Post Author