Bugün 21 Mart… Birçok şey için çok önemli bir tarih… Geceyle gündüzün bir olduğu, Asya halkları için bahar bereketinin kutlandığı Nevruz ya da Nevroz Bayramı günü…
Bugün 21 Mart… Bu ülkenin tarihindeki en parlak sayfalarda adı yazılı Köy Enstitüleri’nde Tonguç Baba’nın “Usta Öğretici” olarak kavruk Anadolu çocuklarının karşısına çıkardığı, Anadolu toprağının has sesi Veysel’in “Sadık yârim” dediği o kara toprakla buluşma günü aynı zamanda… Bugün ak karlarla örtülü o kara toprak geceyi de gündüzü de Veysel’i de birbirine katarak berekete duracak…
Ne Nevroz kimsenin siyasi malı olabilir, ne Veysel’in sesi, ne de toprağın bereketi… O bencil, o yalnızca kendi kârını ve kendi sınırını, pazarını düşünen kapitalist, emperyalist, bezirgânca tutum, ırkçılığı, inançları ve Nevroz’u kültürler arasına bir hançer gibi sokmaya çalışır… Bu oyuna gelmeyiz biz…
Yıl 1958… Adnan Menderes herkesi kendi gibi düşünmeye zorluyor, katılmayanları ise vatan haini ilan ediyor. (Ne tesadüf!)
Aşık Veysel, Menderes’e evet demediği için köyüne hapsedilmiş, seyahat özgürlüğü elinden alınmıştır. Aşık Veysel’den vatan haini olur mu?
Korkmaz, dik durur ve bu şiiri yazar.
“Demokrasinin budur rejimi / Vatan milletindir, kim kovar kimi
Sıkma savcıları, kovma hakimi / Şekavet yok, adalet var bu yolda
Topkapı’da, Kayseri’de, Uşak’ta / Kimin hakkı vardır, bu sefil halkta
Parmaklar oynuyor türlü nifakta / Selamet yok, felaket var bu yolda
Radyo denilen milletin malı / Neşriyatlar tarafsızca olmalı
Hakimiyet milletindir bilmeli / Esaret yok, hep millet var bu yolda
Milletsiz bir devlet yoktur olamaz / Eğri bakan aradığın’ bulamaz
Hiçbir parti ebediyen kalamaz / Şikayet yok, nihayet var bu yolda
Veysel söyler ama duyulmaz sesi / Doğru diyene diyorlar asi
Böyle değildi şu demokrasi / “Tahkikat” yok, hürriyet var bu yolda.”
Köy Enstitüleri’nin usta öğreticisi Veysel, Köy Enstitüleri’ndeki halk kültürünün ölümsüz sesi, Köy Enstitülü öğretmenlerin de baş tacıydı… 1963 yılıydı sanırım; Âşık Veysel’i babamın lise müdür yardımcısı, annemin öğretmen olduğu Kırıkkale’de, konuk sanatçı olarak getirildiği okullarımda dinledim
1970’lerde de Ankara’da, Cebeci’deki evimize, komşumuz, onunla ilgili ilk belgeseli yapan değerli insan Erdoğan Alkan ile birlikte geldi Veysel; soframızı şenlendirdi; sesiyle ve sazıyla evimize coşku ve efkâr getirdi…
Duyarsa Veysel Baba sesimizi, diyoruz ki; değişen bir şey yok buralarda, kötülük katmerlendi yalnızca…
Ama biz yine yârimiz olan o kara toprağın üstündeyiz, biz nefes alıp veriyoruz hâlâ; biz Nevrozlar bereketindeyiz; Asya halklarının gün dönencesinde, onların kardeşliğinin ardındayız…
Selam olsun Veysel babalara, selam olsun Nevrozlara…
Nevroz günlerinde duyduk çağrısını toprağın, uyduk davetine Serhan Asker’in, Ankara Kitap Fuarı’nda, bilmeyerek beni imza günümde aramış dostlarımdan ve Cumhuriyet Gazetesi’nden özür dileyerek, Suavi dostumuzla birlikte uçağımızın zar zor iniş yaptığı karın ve rüzgârın allak bullak ettiği Kars Havaalanı’ndan tipinin, kar fırtınasının cirit attığı Cılavuz derelerinde türkülerin, özgürlük ve kötülüğe karşı örgütlenme mücadelesine katılmaya koştuk Çok geç katılabildik Görkemli Hatıralar’a… Çok azını söyleyebildik konuşmayı düşündüklerimizin. Meğer Serhan dostumuz ben konuşurken eliyle “Sus artık!” işareti yaparmış; dayanamadık, susup kalamadık; içimizde, halk düşmanlarına, özgürlük düşmanlarına, toprak ve üretim düşmanlarına, yasakçı ve yıkıcı, kapatıcı, satıcı anlayışa karşı içimizdeki birikmiş öfkeyi, efkârı döktük… Cılavuz’da Köy Enstitüsü yapıları “Yasak” edilince, kendini öne çıkarmayı istemeyen bir güzel insanın evinde yapıldı çekimler, orada ağırlandık, doyurulduk. Tipi nedeniyle gitmeyi düşündüğümüz Ardahan için yola çıkamadık. Cılavuz’da belediye görevlisi, Cılavuzla ilgili güzel bir film çekmiş Çağatay’ın amcaoğlu Yavuz Yaver’in evinde konuk kaldım. Televizyonda bizi izlemiş Yavuz’un komşuları, haber alınca orada olduğumu, taze mayalanmış yoğurtlar koşturdular, bir ihtiyacınız var mı diye sordular…
Telefonlar susmak bilmedi, mesajların, yorumların ardı arkası kesilmedi… Ülkenin dört bir yanından arandım, kutlandım, kendi iletisini, anasının babasının anısını da benim aracılığımla ekranlarda paylaştırmak isteyen insanlar tarafından serzenişlere uğradım… Hepsi sağ olsun… Yalnız, diyecek sözü olan dostlarım, Köy Enstitülü çocukları, koşun en yakınınızdaki Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği’ne, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne, ellerinizdeki dökümanları, anıları, yüreğinizdeki coşkuyu, mücadele gücünüzü onlarla paylaşın, halkı karanlığa ve tüketim kültürüne karşı örgütlenmeye, üretmeye çağıran siyasi partilere koşun, oralarda demokrasiyi hayata geçirmeye çalışın…
Bu karı boranı, bu karanlığı çok uzatmayalım artık. Hak etmiyoruz…
Yaşasın Nevroz, Yaşasın Halkların Kardeşliği, Yaşasın Veysel’in Sesi, Yaşasın Toprağın Bereketi…
Gününüz aydın olsun… Karlı Cılavuz sabahından herkese selam olsun…
21 Mart 2022, Alper Akçam

