DOKTORLAR PARA İSTEMESİN…

DOKTORLAR PARA İSTEMESİN…

Doktorlar para istemesin… Çünkü onları devlet yetiştirdi… Doktorları devlet yetiştirdi de, devlet, hükümet ve iktidar erkânı, makam sahipleri, şirket ortakları, el altından devlet ihalelerinden pay alanlar, gökten zembille indiler… Hem de çakarlı lüks makam araçlarıyla, onlarca korumalarıyla, şatafatlarıyla, hazır ve nâzır geldiler…
Doktorlar para istemesinler… Bu kadersiz milletin arpa buğday ekerken, patates, domates dikerken, toprak çapalarken kullandığı traktörlerin her gün bir kere daha pompalarda kanatlanıp ulaşılamaz olan mazotlarından, köprülerden, otoyollardan geçerken, su içerken, elektrik ampullerini yakarken, çoluk çocuklarına defter kalem alırken toplanan vergilerin gideceği yer var… Dolar üzerinden yapılan anlaşmalarla servetlerine servet katan o otoyolları, köprüleri, şehir hastanelerini yapan müteahhitler aç mı kalsınlar, para onlara lâzım… Devletin parasının nereye gideceği, nasıl kullanılacağı bellidir.
Doktorlar para istemesinler… Onlar, Dersaadet’te hilafet ve saltanat makamlarında oturanlar İngiliz emperyalizmi ile birlikte İngiliz Muhipleri Cemiyeti’nde yoksul mahallelere et dağıtıp propaganda yaparken, memleketin kurtuluşu için Anadolu’ya geçmiş yurtsever subaylar için “Katli vacip” diye fetvalar verirken, doktorlar Kuvayı Milliye saflarına geçtiler… Ayşelerle, Fatmalarla, Memetlerle, Hasanlarla birlikte cephelerdeki saflara katıldılar, onların yaralarını sardılar… Hatta tuttular, Çanakkale’de koca bir sınıf hep birden şehit oldular…
Doktorlar para istemesinler, ne buldularsa onu yesinler, onu giysinler… Doktorları devlet yetiştirdi… Üç kuruş aylığa köylerde karanlığa karşı, emperyalizme hizmet eden ağalığa ve softalığa karşı üretenlerin yanında yer almış, onları örgütlemeye kalkmış Köy Enstitülü öğretmenler gibi kendilerini düşünmeden çalışsınlar… Sonra da Marshall yardımlarından gelecek üç kuruş için “komünist”  diye hedef gösterilip yaralı kuşlar gibi kan içinde kalsınlar…
Doktorlar para istemesinler… Onlara evler bedava kiralanıyor zaten, işe gidip gelirken kullanacakları otomobillerini de devlet veriyor, pazarda, markette hiçbir esnaf onlardan para almıyor… Doktorlar para istemesinler… Nereye giderlerse de gitsinler… Liyakatlarına, bilim birikimlerine, çalışkanlıklarına bakılmaksızın, itaatlarına, boyun eğmelerine göre değerlendirilip atanmış yöneticilerin bulunduğu, birçoğu laboratuvarsız, kadavrasız üniversitelerde yenileri yetiştirilecektir… Gereği yerine getirilecektir…
Yıllar, on yıllar öncesiydi… Karabük Sigorta Hastanesi’nin Genel Cerrahı olarak geceli gündüzlü çalışırken, Karabük’te o zamanlar çok gözde olan yerli montaj Doğal SLX gibi araçlar için yeni toplusözleşme yapmış Demir Çelik işçisi kardeşlerim ayları bulacak sıralara girmiş olduğundan (analarının ak sütü gibi helaldi o araçlar emekçi kardeşlerime, şimdi gitsin de ancak taşeron işçisi, güvenlik görevlisi olan emekçi halkımızın çocukları lüks otomobiller için sıraya girsin bakalım…) ben otomobilimi yenileyebilmek için bir fırsat bulup Çankırı’ya gitmiş, oradan bir Tipo almıştım… Dönerken de acelem vardı. Hafta sonu, bayram falan demeden hastanede yatan onlarca hastayı günde en az iki kere bizzat kendim kontrol etmeli, pansumanlarını yapmalıydım… Şu an emekli bir hekim olarak gördüğüm en tahammül edilemez kâbus, hastalarımı ilgisiz bırakmış, yattığı yerde unutmuş olmaktır (gerçekten de bu kâbusu görüyor ve çok kötü hissediyorum kendimi).
O acele ile hız kontrolü yapan radara girmişim… Durduruldum…. Ben de diğer birçok araç sahibi gibi sıranın bana gelmesini, cezamın kesilmesini beklerken yanıma bir trafik polisi geldi, “Ne iş yapıyorsunuz?” diye sordu, belimdeki o sıralar yeni çıkmış çağrı cihazını göstererek… “Doktorum”, diye yanıtladım… “Sizi âmirim istiyor” dedi. Gittik âmirin yanına; o da ne iş yaptığımı, nerede çalıştığımı sordu. Benden yanıtını alınca da “Verin doktor beyin evraklarını,” dedi polislere… “İyi yolculuklar” diledi arkamdan; “dikkatli gidin siz bu millete lazımsınız…” diye ekledi…
Lüks bir BMW sürücüsü itiraz edecek oldu… “Ya biz…” diye kaba bir sesle bir şeyler geveledi… “Seni kaç kere gecenin yarısı, sıcak yatağından kaldırdılar, kaç gün çocuklarının yüzünü görmeden çalışmak zorunda kaldın”” diye sordu ona… “Ben doktor beyi gönderiyorum, sen git bildiğin yere beni şikâyet et!” diye de ekledi…
Kuşkusuz, yaptığım hızı, trafik kurallarına uymamayı asla doğru bulmam ama, o gün o “polis âmiri” bana halkımızın çok kullandığı “Devlet Baba” sözünün ne olduğunu târif etti sanki… Çok duygulandım…
Gelelim bu güne… Devlet ve iktidar makamlarında oturanlar, çakarlı lüks makam araçlarına kurulanlar, on milyonlarla, yüz milyonlarla maaş alabilirler, hatta yakınları aracılığıyla gemi filoları da kurabilirler… Para, onların ve birlikte çalıştıkları şirketlerin, müteahhitlerin hakkıdır…
Doktorlar para istemesinler, onlarca yıl geceli gündüzlü milletine ve memleketine hizmet etmiş, bir gün bile ayağını makam aracına atmamış, devletin türlü çeşitli olanaklarından yararlanmamış, hep kendinden vermiş, uyku tünek dinlememiş, ödül, aferin beklememiş bencileyin doktorlarsa, ne bulduysa onu yesin; versin otoyollara, köprülere haracını, nereye isterse oraya gitsin…
Doktorlar para istemesinler…
14 Mart Tıp Bayramı bu ülkenin fedakâr, cefakâr, emektar doktorlarına ve tüm sağlık çalışanlarına şimdiden kutlu olsun…

About Post Author

About Post Author