“VURULDUK EY HALKIM, UNUTMA BİZİ…”

Böyle demiştin sevgili Uğur Mumcu…

Vurulduk, parçalandık, kurşuna dizildik, iftiralara uğradık, dövüldük, sövüldük, hatta kendini sanatçı sanan birileri tarafından “lekeli” diye bile anıldık…

Unutulduk da…

Unutan unutsun ve sevgili Mumcu. Unutan unutsun… Koy bu memleketin en hırsızlıları, en uğursuzları, en ikiyüzlüleri en çok alkışlansın…

Koy, adlarına havaalanları, köprüler, bulvarlar açılsın… Hatta “Kültür Merkezleri”nde de onların adları olsun…

Unutulmayalım diye yapmadık ki, sevgili Mumcu, unutulmadık diye yapmadın ki…

En önce kendine karşı insanlık görevindi… En önce kendi namusundu, kendini iyiliğe güzelliğe, doğruluğa adamış olmak…

Kendi kendine dava insanı oldun… Mazlumun, yoksulun, tüyü bitmedik yetimin hakkı için hedef tahtasına kondun…

Nicelerimiz vuruldu, kıyıldı ve unutulup gitti…

Seni unutmadık, unutturmayacağız da; sitemimiz de olacak ama…

Uğruna işkence gördüklerimiz, uğruna dayak yediklerimiz, uğruna çoluk çocuktan vazgeçip geceli gündüzlü yollara düştüklerimiz kendini akıllı sanıp, üç kuruş çıkar için ikiyüzlülerin, riyakârların arkasına düştükçe, onlara alkış tuttukça içimiz kan ağlayacak ama yine de bildiğimiz yoldan dönmeyeceğiz…

Ad verilerek hedef gösterildiği için, gitmese 12 Mart’ta olduğu gibi cezaevlerine atılacağı, işkencelere uğratılacağı, olmadık kötülükle suçlanacağını bildiği için 12 Eylül 1980 döneminde Almanya’ya sığınmak zorunda kalmış Dursun Akçam hakkında isnat edilmiş tek önemli somut suç bile yok iken tam on bir yıl sonra döndüğünde, bir bakan tarafından “hakkında hiçbir suç somut dava yok” denerek telefonla da güvence verildiği halde, o ilerlemiş yaşına rağmen Ankara’da, Esenboğa’da polis tarafından gözaltına alınmış, biz Avukat Şanal Sarıhan’la birlikte Kars’tan, Diyarbakır’a, bugün her türlü hırsızlık ve uğursuzluk karşısında kıllarını bile kıpırdatmayan savcılar tarafından konulmuş tam 16 “Tahdit”i tek tek ortadan kaldırana kadar, emniyet sarayının izbe bir odasında, tahta bankların üstünde günlerce tutulmuş babam Dursun Akçam’ı ziyarete gelmiştin bırakıldığının hemen ertesi sabahı…

Hasret giderdiniz… Uzun uzun sohbet ettiniz sevgili Mumcu… Tehdit ediliyordun, izleniyordun, biliyordun bir gün başına bir şeyler geleceğini… Belki sen de ürkek bir güvercin gibiydin… Ama aklından bile geçmiyordu inandıklarından ödün vermek, kavgandan vazgeçmek… Bir hekim, bir sanatçı gözüyle, yanınızdaydım. O tabloyu hiç unutamam…

“Vurulduk ey halkım unutma bizi” dedin; vuruldun, parçalandın; karlı bir Ankara gününde liğme liğme oldu bedenin, gözlüklerin kırılıp bir kenara fırladı…

Sen henüz unutulmadın sevgili Uğur Mumcu… Yüzbinler uğurladı seni son yolculuğuna, yüzlerce kişi anıyor şimdi vurulduğun yerde seni; karanfiller bırakıyorlar oraya, ağıtlar söylüyorlar…

Sen henüz unutulmadın sevgili Uğur Mumcu… Ama kendini halka adamış, kendini adalete adamış, tutunamayanlar için sözcü olmaya çıkmış niceleri, vuruldu, unutuldu gitti.

Nice sahtekârların, nice tetikçilerin, nice ikiyüzlülerin, nice çıkarcıların adları köprülere, otoyollara, havaalanlarına kondu… En garibi de, en çok onlar adına “Kültür Merkezi” yapılmış olması…

Bu ülkenin kültürü onları besliyor sevgili Uğur Mumcu; bu ülkede sevgiler, alkışlar, bağrışmalar kültürsüzler için önde gidiyor sevgili Uğur Mumcu…

Unutan unutsun be güzel insan…

Sen ki, nasıl korkmuş olsan bile, dönmedin o namus yolundan, o adalet ve hak yolundan, bizler de dönmeyeceğiz…

Unutan unutsun be Uğur Mumcu…

Hak bildiği yoldan dönenin gözü kör olsun…

“Korkuyorlar, korkacaklar, korksunlar” demişti İhsani…

“Korkuyorlar, korkacaklar, korksunlar / Geliyoruz / Geleceğiz Yakındır!”

Ya senin yanına, ya halkın gönül katına, ya unutulup giden güzel insanlar safına…

Unutsun unutsun…

 

About Post Author

About Post Author