İSTER CENNET / İSTER CİNNET…

İSTER CENNET / İSTER CİNNET…

İnsanoğlu, durumları ve çıkarları birbirinden farklı sınıflı toplum içinde yaşamaya başladı başlayalı, hele de çoğunluk çalışmadan geçinen ve kazananların, aklını hince, haince kullananların egemenliği altına girdi gireli, içinde bulunduğu toplumda olup bitenlere birey olarak çok da müdahale edemez olur… Kendi dışında yaşananların etkisinde kalır, kendisine benzeyenlerin ardından sürüklenip gider…
Yeryüzünün en akıllı ve sorgulama yeteneğine sahip tek yaratığı olarak aklını başkalarına emanet verdiği, sorup sorgulamadan kendisine söylenen bir şeylere itaat ettiği de çok görülür… Sonuçta kendisi yitirir; birçok kere de yaşadıklarından ders çıkarmaz, aynı hatayı tekrar tekrar edip bir çeşit bataklıkta, alacakaranlıkta yaşamayı sürdürür…
Oysa ki, biraz aklını kullansa, biraz elindeki kimi değerlerin ve kendi gücünün fakına varsa, her şey çok değişik olacaktır. Bir avuç egemenin kendini soktuğu çıkmaz sokaktan kurtulup geleceğine daha güvenle bakacak, çoluk çocuğu için, gelecek kuşaklar için daha yaşanası bir dünya bırakacaktır.
Dört gün boyunda, İstanbul Maltepe’de, Kars – Ardahan – Iğdır tanıtım günlerindeydim. O çok soğuk havaya, yağmura, fırtınaya karşın binlerce insan bir çeşit devrimci eylem, bir özgürleşme coşkusu içindeydi. Bir köşede çalıp söyleyen âşıklar, üç dört köşede çalan müzik, davul, zurna, çay, gözleme, yerel yemeklerin kokusu ve el ele oynayanlar, oynayanlar… Neredeyse gün boyu halaylar kuruldu, folklor ekiplerinin elinden kadınıyla erkeğiyle alanı görmeye gelenler de tuttu… Kuzeydoğu coğrafyasının Hazar ve Horasan boylarından gelip geçmiş, durup konmuş kavimlere ev sahipliği yapmış yöre, Kafkas Arısı’nın ve yeryüzünün en zengin kır çiçeklerinin yurdu, kutsal kitaplardaki cennetliğini bir kez daha kanıtladı…
Ardahanlılar çoğunluktaydı bence… Her ilçede ve bölgede yarıya yakın yaşayan Yerliler (Bizde Türk sözcüğü genel bir addır, insanları tanımlamak için kullanılmaz, ya farklı zamanlarda yöreye konmuş Oğuz boylarından, Ahıska’dan gelip yerleşmiş Yerli’sindir, ya Kürt, ya yaşam ve inançları biraz farklılaşmış Türkmen, Terekeme, Tat vb…) bölgelerde çoğunluğu oluşturan Kürtler, Terekemeler, Alevi Türkmenler, Tatlar, el ele, omuz omuza oyuna durdu,. Birbirini sofrasına, ekmeğine, aşına buyur etti. İnanılmaz bir heyecan ve coşku duydum. Elimizden almaya çalıştıkları, üzerini kasvet ve karanlıkla örter oldukları, kendi çıkar ve iktidar arabalarına bağladıkları Orta Çağ derebeyliğinin kadın düşmanı zorbalığı ve yalan-talan ortamına kaşı imece duygusu, cinsler arasında eşitlik, kardeşlik, sevinç, gülme, eğlenme baş tacı edilmişti.
Yörenin kaz etine, balına, peynirine, yağına olduğu kadar kitabına, yazarlarına da ilgi vardı. Çok farklı bir bilinç, çok farklı bir dayanışma sergilendi…
Ardahan merkez ve her yörenin Yerlileri, Hoçvan’ın, Göle’nin Kürtleri, Hanağın, Damalın Türkmenleri, Çıldır’ın, Cılavuz’un Terekemeleri, Iğdır’dan,, Kars’tan gelip aş ve ekmek uğruna İstanbul’a, Batı’ya göçenleri ve etkinlik için oralardan kalkıp gelmiş olanları el ele, kol kolaydı… Birbirlerini sofralarına çağırdılar, gelip el ele oyun tuttular…
İşte en büyük devrimci eylem budur diye düşündüm günümüz Türkiye’sinde…
19-26 Aralık tarihleri, 1978 yılında yaşanmış “Maraş Kırımı”nın da yıl dönümüdür… Emperyalizmin karıştırdığı, yerli ortaklarının koşa koşa çıkar ortaklığı ettiği bir kaos ortamı içinde kendilerini milliyetçi ve Müslüman militan sananlar, “Solcular ve Aleviler camilere bomba attı” yalanı ile Alevi yurttaşlarımıza saldırdılar. Saçları örüklü yaşlı kadınların kafalarını kestiler, ana karnındaki bebeleri baltayla parçaladılar. Bunların bir kısmı aynı zamanda birer ruh hastası, birer acımasız suç makinesiydi… Ama birçoğu öylesi bir eylem ile cennete gideceğini, öte dünyasında başka ve güzel bir yaşam süreceğini, bugün de dininin, yurt sevgisinin gerektirdiğini yaptığını sanıyordu… Gözleri dönmüştü… Hiç acımadan yüz yüze baktıkları, hatta bir zamanlar konuştukları, komşu oldukları insanlara kıydılar…
Emperyalizmin ve ona uşaklık edenlerin, kârından ve iktidarından başka bir şey düşünmeyenlerin kirli oyunları sürüyor, İŞİD’den El Nusra’ya birçok cinayet makinesi kurdular, FETÖ ve benzeri cemaat, tarikat ağlarıyla daha çocuk yaşta insanları tuzaklarına düşürdüler… Halklar, inançlar ve kültürler arasına nifak tohumları soktular… İnsanları birbirine düşman ettiler; Müslüman’ı Müslüman’a, komşuyu komşuya kırdırdılar; kırdırmayı da sürdürüyorlar.
Ya cinnet, ya barış, sevgi ve kardeşlik içinde doğanın armağanlarını, alın terini, emeği paylaşarak, dayanışarak cennet benzeri bir ortamda yaşamak… Aslında seçim bizimdir… Sorgulayan aklımızı kullanıp bizi birbirimize karşı kışkırtanlara karşı çıkmak, onların oyunlarına gelmemek, hatta onların yalan ve talan iktidarlarına devirip son vermek de bizlerin elindedir…
Bu dünya, bugün yaşadığımız toplum için de, “Ya Cennet, ya Cinnet!”
Gününüz aydın olsun değerli dostlar…

About Post Author

About Post Author