Köy Enstitüsü Üzerine Düşünceler (1948) ,Ziya Gökalp Bibliyoğrafisi (1949), Montesquieu’nün Siyasi ve İktisadi Fikirleri (1954), Diyarbakır Basın Tarihi Üzerine Notlar (1954), Prens Sebahattin (1954), Ziya Gökalp Üzerine Notlar (1956), İçtimai ve İktisadi Bakımdan Türkiye’nin Kara Yolları (1961), Dr. Rıza Nur Üzerine (1965), Diyarbakır Basını ve Bölge Gazeteciliğimiz (1966), Azgelişmiş Ülkelerin Toplumsal Yapısı (1966), Köy Sorunu ve Gençlik (1967), Ağrı Dağındaki Horoz (Denemeler) (1968), İngiltere’de Türk Gazeteciliği (1969), Türkiye’de Köy Sorunu (1969), Sosyalbilimlerde Araştırma ve Metot (1969), Azgelişmenin Sosyolojisi (1970), 100 Soruda Kırsal Türkiye’nin Yapısı (1975), Temeldeki Çatlak (1975), Atatürk’ü Anlamak ve Tamamlamak (1975), Prens Lütfullah Dosyası (Vedat Günyol ile birlikte) (1977)
Bunlar yapıtları… Beton kafalıların kendilerinden sandığı Ziya Gökalp’i, Rıza Nur’u onunla anlayabilirsiniz…
“Yıllar önce, ‘Benden yarına kalacak olan namusluca yaşanmış bir hayat, kitaplarım ve çocuklarım olabilir’ diye yazmıştı. Yarına bir de kapanmayan bir dosya bıraktı. Biraz önce eşiğinden geçtiğimiz bu kapıdan 7 Aralık 1979 sabahı çıktı. Derse yetişecekti. Birkaç dakika sonra, uğursuz gürültüler kapıyı geçip içeri doldu.
Öğrencileri dakikliğine hayran oldukları hocalarını beklediler. Otobüs durağına giden asfaltta Prof. Dr. Cavit Orhan Tütengil’in cansız bedeni yatıyordu.”
Ahmet Tulgar 24 Ocak 1999 günü yazmış bu yazıyı… O tarihin üstünden de 22 yıl daha geçti… 42 yıldır onca kitap yazmış, onca öğretmen yetiştirmiş, Köy Enstitüleri’nde öğretmenlik yapmış bir bilim insanına kurşun sıkanlar ortada yok. Belki tek bir kitap bile okumamışlardı; belki dünyanın nasıl döndüğünü, kuraklığın neden olduğunu bile bilmiyorlardı onu öldürenler, kanlar içinde kaldırıma devirenler. Onlar, ağaçları kesenler, ormanları yakanlar ve hayata kıyanlardı.
Ama kabahatin büyüğü onlarda değil, onlar üzerinden politika yapanlardaydı…
O katillerin eline silah verenler, o ışıklı ve fedakâr insanları, o iyiliğin, güzelliğin, doğruluğun peşindeki, halkına örnek olmaya çalışan aydınları hedef gösterenler hâlâ bu ülkede el üstünde tutuluyorlar. Hâlâ salonları, meydanları dolduruyor kalabalıklar onları dinlemek için. Televizyon ekranlarında da hâlâ onlar var…
Hâlâ uluorta tehdit ediyorlar, sopalarla, silahlarla saldırıyorlar…
Ya milliyetçilik diyorlar, ya din elden gidiyor diye haykırıyorlar…
Senin için, senin geleceğin için çaba gösteren insanları olmadık iftiralarla karalıyorlar… Kan içinde bırakıyorlar yaralı kuşlar gibi…
Ve onlara kıyanlar, kıydıranlar, aydınlığın karşısına karanlığı kuranlar hâlâ kazanıyorlar…
Uyan artık bu gaflet uykusundan ey halkım…
Bak ne güzel bir sabah başladı yine; umudu, iyiliği, güzelliği, doğruluğu yaşatalım bundan sonra. Bu bahtsız ülkeyi bu karanlık güçlerin elinden kurtaralım…
Kanın hâlâ tütüyor Cavit Orhan Tütengil öğretmenim; aziz hatıran önünde saygıyla eğiliyorum.
Gününüz aydın olsun…
08 Aralık 2021, Alper Akçam

