OKUYAN KAZANIR…

OKUYAN KAZANIR…

Kitap okuyan kazanır… Belki para, pul, şan, şöhret kazanmaz ama hayatı kazanır; ufku açılır; daha derinlemesine bakar yaşadıklarına; yaşayacaklarını üzerine daha sağlam temeller kurar…

Kırıkkale’de orta kısmını okuduğum lise bahçesinde mi, ilkokul 5. Sınıfı bitirdiğim Tınaz’ın bahçesinde mi, tam anımsamıyorum… O baraka kütüphanede bana okudukça yeni kitaplar seçmeme yardımcı olan, beni bir kitap kurdu durumuna getiren o kütüphane görevlisine (o zamanlar Jule Verne’e, Cengiz Aytmatov’a, Jack Steinbeck’e dalmıştım) eve ekmek yerine kitap, gazete ve iyi okuyan konuklar getirmeyi seçmiş babam Dursun Akçam’a, tüm öğretmenlerime, evimizin bir lojistik emekçisi, hepsi de o çarktan geçmiş bir koca ve üç oğulun arkasında cezaevleri ve mahkemeler sorumlusu gibi ağır yükler altında ezilirken of dememiş, annem ve öğretmenim olmuş Perihan’a, ne kadar minnet duysam azdır.

Yaşam boyunca hiçbir sözlü sınavdan geçersiz not almadım. Bir biliyorsam iki olarak sunmayı o okuma alışkanlığı sayesinde kazandım…

Kim derdi ki, ailesinin arzusu üzerine hekimliği seçmiş bu büyük oğlan en verimli, en çok para kazanabileceği bir uzman hekimlik çağında, emeklilik hakkını kazanır kazanmaz tıp bilgisini ve elindeki bıçağı bırakıp okuma yazma işine, edebiyata geçecek; gün gelecek yazar babasıyla onun edebiyat alanındaki yapıtları yan yana sergilenecek…

Çok yerinde ve zamanında bir karar almışım ki, bir dost masasında karşılaştığım “Hekimliği bırakınca beyaz eşya ticareti yapsaydın” diyen o hanımefendi anlayamamış olsa da edebiyat benim için ikinci bir yaşam oldu adeta. Para kazanmadım, hatta yitirdim (şu anda özel bazı nedenler de eklenince üzerimde yalnızca bir otomobile ait HGS etiketi çıplak mülkiyeti var –kullandığım otomobil de bana ait değil- ve kira evinde oturuyorum ama mutluyum; hayatla barışık, üretken bir yaşam sürdürüyorum)… Kafama koyduğum gibi, tanıklık ettiğim o buhranlı zamanlarla güzel insanları ve duyguları ölümsüz kılmaya uğraştım… Kültür dünyasındaki birçok soruna el attım, alnımın akıyla bir kısmının içinden çıktım ve en önemlisi ülkemin dört bir bucağından çok değerli dostlar, okurlar kazandım…

Kim derdi ki, gün gelecek o doktor oğul edebiyat dünyasına geçtiği günlerde büyük bir hevesle katıldığı kitap fuarlarında, toplantılarda, söz birliği etmiş gibi, babası ve onun gibi yazan yazarlar hakkında birkaç kötü şey konuşmadan, kendini “Toplumcu Gerçekçi” sayan yazarlara, “Köy Romanı” diye yaftaladıkları bir tarza, çamur atmadan söze giremeyen yazarları, düşünürleri gördükçe yüreği ezim ezim ezilecek… Yine de yılmayacak; o 12 Eylül 1980 sonrası bilerek çok uzaklardan estirilmiş o moda havalarda, “buyurulmuş ve ideolojilere araç edilmiş edebiyat”a karşı “çoksesliliğin” kalesi olarak gösterilmiş adları da kapsayacak biçimde geniş okumalara başlayacak, onlarca defter ve ajanda dolusu notlar alacak, o okumalar sayesinde çok önemli problemleri kolayca çözebileceği yeni anahtarlar edinecek ve gün gelecek, kalemini ve düşün dünyasını yaşadıklarından çok uzak olmayan kurmacalara yöneltmiş, toplumun derin dip akıntılarını sezerek ve görerek satırlarına ustaca taşımayı başarmış çilekeş yazarların en büyük savunucusu olacak, hatta edebiyatın duayeni, has edebiyattan yana çok az sayıdaki kişi tarafından bu çabası takdir edilecek ve “Batı Rönesansında Rabelais, Türk Edebiyatında Köy Enstitülü Yazarlar” gibi özgün tezlerle edebiyat dünyasına farklı bir yöntem ve üslup taşıyacak…

Gün gelecek, karşısına çıkan, şiir çözümlemeleri ile tanınan bir profesör ona, “Benden önce davrandın Bahtin’i kazandırdın edebiyata” diyecek… Aynı adlı bir başka Prof. Dr, Hatay TED Koleji Müdürü (aynı zamanda Hatayspor Kulüp Başkanı sevgili dost) okulda doğum günü gelen öğretmenlere bir kere söyleşiye çağrılmış o oğulun “Anadolu Rönesansı” adlı kitabını armağan etme kararı alacak. TED Ankara Koleji Genel Müdürü’ne çıkarılacak o oğul… Ankara’da da binlerce öğrenci karşısında söyleşiler yapması önerilirken Covid 19 salgını her şeyi alt üst edecek…

Karslı tarihçi Sezai Yazıcı’nın önerisiyle, Francis Fukuyama’dan Perry Anderson’a, İbni Haldun’dan Umberto Eco’ya, Yaşar Kemal’den Bilge Karasu’ya, Oğuz Atay’a, hatta felsefe konuşmacılarına, yazarlarına kadar uzanan geniş bir yelpazede dağılmış eleştirel denemelerini yüklediği, belki de yüz binlerce akademisyenin üyesi olduğu uluslararası “Academia Edu” adlı blogda birkaç gün içinde “Top %4” içine girecek… Makalelerine, en çok kaynak gösterilenler arasında yer verilecek.

Epeyce bir zamandır salgın nedeniyle edebiyat toplantıları, söyleşiler, kitap imzaları yapılamadı… 25 Aralık’ta, Ankara’da, “Adnan Ötüken Kütüphanesinde’nde önemli bir söyleşi gerçekleştirilecek…

Bugünden başlayarak da Dursun Akçam ve Alper Akçam kitapları Ardahan Tanıtım Günleri’nde Altınpark’da yerini alacak; ABİS Yayınevi görevlisi İhsan arkadaşımız bulunacak kitapların yanında… Alper Akçam da imza için Cumartesi-Pazar günleri orada olacak…

Lamı cimi yok… Kim de derse desin, görsellik çağında, bilgisayar ve telefon imparatorluklarında da kim çok okursa, o kazanacak; ne tarihin sonu geldi, ne de kitabın; Einstein’in de dediği gibi okuyanın hayal gücü kazanacak; bilim de, edebiyat da, sağlık da, özgürlük de, kültür de okuyanların omuzlarında çoğalacak, ölümsüzleşecek…

Ardahan’ın güzel peyniri, balı, kazı, doğal ürünleri yanında kitap da olacak…

Okuyan kazanır dostlar; kulaktan dolma laflarla, bindirilmiş kıtalarla değil, okuyup yazanlarla kazanacağız; okuyup yazarak aydınlanacağız…

Gününüz de aydın olsun…

 

About Post Author

About Post Author