SSK ANKARA HASTANESİ; BİR TIP ÇINARI

SSK ANKARA HASTANESİ; BİR TIP ÇINARI

Adı ister Yıldırım yapılsın, ister bilmem hangi politika kaydırmalarına uğratılsın… Benim için 22 yaşımın o delidolu çağında 1. Cerrahi Kliniği’ne asistan olarak başladığım SSK Ankara Hastanesi, ya da Dışkapı Hastanesi’dir orası… En büyük eldivenlere zor sığan kocaman elleri, heybetli boyu, insanın içini okumaya çalışan bakışlarıyla yanına asistan olarak verildiğim o büyük cerrah Dr. Hüsrev Polat’la tanıştığım yerdir aynı zamanda… Nazi zulmünden kaçıp Türkiye’ye sığınmış ünlü cerrah Eduard Melchior’un yanında yetişmiş tam bir genel cerrahtı Hüsrev Polat… Kemik kırıklarından prostat kanserlerine, bel fıtığından kafa açmalara kadar insan bedeninin her yanına ulaşmayı bir sanat ve yaşam felsefesi yapmış, gecesi gündüzü ameliyathanelerde birbirine karışmış bir hekim…
Aylarca sabahtan akşama ellerimizdeki ipliklerle düğüm attık, pensleri makasları açıp kapattık. Pişire pişire, bağıra çağıra öğretti bize “nesiçlere saygılı olmayı…”
Bir Haziran günü, yaylalar çiçeğe bezenmiştir artık, tırpan çıktı çıkacaktır, izin alayım hocamdan, Ardahan’a gideyim dedim. “İzin vermez, bir yılını doldurmadın,” dediler.
Bir deneyeyim diyerek vardım kapısına, izin istediğimi öğrenince, “Daha ne öğrendin ki, izin istiyorsun; işiniz gücünüz dalga geçmek,” dedi. “Gidip deniz kenarlarında fink atacaksınız, ömrünüzü harcayacaksınız…” diye devam etti. “Ben denize gitmem hocam, memleketime gideceğim, tırpan çekeceğim, düğünlerde at bineceğim,” deyince şaşırdı… Memleketimi sordu… Kuşkulu bir ifadeyle başını öne eğip verdi iznimi… O yaz belden yukarısını çıplanıp bir yapıştım ki, dağ güneşi altında tırpanın sapına; dönüşte apartman merdivenlerinde karşılaştığım annem bile tanıyamadı, sucunun çırağı sandı beni.
Haber bırakmış Hüsrev Hoca, Başhemşire Zehra’ya, “O Ardahanlı çocuğu gelir gelmez bana gönder,” diye… Vardım odasına, kapısını çalıp girdim, saygıyla selamımı verip izin için teşekkür ettim. “Ne yaptın memlekette?” diye sordu. “Dediğim gibi tırpan çektim, at bindim, ellerimle derelerde balık tutum, düğünlerde oynadım,” dedim.
“Uzat ellerini!” dedi, uzattım. Avuç ayalarım nasır içinde! Şaşırdı. Gözlerinin içi güldü. “Bu devirde böyle adam kaldı mı yahu?” diye sordu yüksek sesle, kendine.
Başasistan Dr. Alaattin Çoban’a, bundan sonra özel ameliyatlara o Ardahanlı çocuğu getireceksin demiş.
Adım oldu “Ardahanlı çocuk…” Hocamın yanında mesai bittikten sonra da hastanemiz dışında devam ettim ameliyatlara. Üç kuruş para da gördü cebim. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Kliniği Şefi, benim de fakülteden hocam Prof. Dr. İhsan Günalp vardı bizden önce bir ameliyatta… Böbrek taşını çıkarmada zorlanınca, ikide bir iş bitti mi diye bakmaya girdiğimi bildiğinden, “Hüsrev abiyi çağır bari,” dedi bana. Hüsrev hocamız hastanın sağına, üniversitede bölüm başkanı profesör soluna, asistan olarak karşısına geçti… Bir iki dakika içinde böbrek taşı çıkarılıp küvete atılmış, böbreğe yapılan kesi yeri kapatılmıştı. Fakülte asistanlarının şaşkın bakışları arasında mevzuat hazretleri tarafından bir sigorta hastanesinin sıradan cerrahı olarak görülen hocamız karını kapatma işini onlara bırakıp çekildi.
Onun yanında öğrendim cerrahiyi… Yalçın Aran’lar, Kemal Caneri’ler de çok şeyler kattılar bana…
Ben Hüsrev Polat’la da Ortopedi uzmanı güzel insan Nevzat Hepdoğan’la da daha birçok mesleğinin erbabı hekimle de orada tanıştım.
Ben orada hem çok çalışkan, hem de devrimci, isyankâr bir asistan olarak tanındım. Çalıştığım odanın kapısından geçen hastane teknisyeni kılığındaki militanlar bana tabanca, silah gösterirlerdi. Ben ayrıldıktan sonra Dâhiliye Asistanı arkadaşım Yaşar Çalışkan’ı bıçakladılar.
Uzmanlığımı aldıktan sonra Plastik Cerrahi Kliniği Şefi Dr. Hilmi Gürsel personel gönderip çağırtmıştı, gittim… Sen kabul edersen üst ihtisas için seni  asistan alacağım, başkasını istemem dedi. Nevzat abi de ille ortopediye gel diyordu. Dr. Elmira Yüce de kadın doğum kliniği adına istedi beni. Ankara’da kalamazdım… “İyi saatte olsunlar”dan adımın listede olduğunu, vurulacağımı öğrenmiştim. İki kez namlunun, bir kere de kocaman bir bıçağın önünden kıl payı kurtulmuştum.
Ben proletaryanın kalbinin attığı İzmit’e cerrah olarak gidecek, aynı zamanda Devrimci Derleniş için çalışma yapacaktım. Ameliyathanesi olmayan Yalova’ya sürdü beni zamanın bakanı Hilmi İşgüzar… Dosyamda “Büyük hastanelerde çalışması sakıncalıdır,” diye kırmızı kalemle düşülmüş bir not olduğunu da öğrendik.
İzmit’e gidemedim ama başka bir işçi sınıfı, emek şehrine gittim, çeliğe alın teri damlatanların yaşadığı Karabük’te çok güzel insanlarla tanıştım. Askerlik öncesi birkaç ay diye gittim, on yedi yıllık bir yaşam parçasına döndü Karabük…
Geçen gün bir yakınımın yanında yeniden gittim o Dışkapı’ya, SSK Ankara Hastanesi’ne… Çok uzun yıllardır böyle yakından, içeriden koklamamıştım havasını. Ateşli konuşmalarımla inlemiş o girişteki salonun havasını yeniden soludum. Daha sonra omuzlar üzerinde dışarıya çıkmıştım o gün… Karşıdaki yurtta yuvalanmış devlet tarafından korunup kollanan birileri iş çıkışı biri kız iki arkadaşımızı öldüresiye dövmüşlerdi… Onları protesto ediyorduk. Ben konuşurken yüzlerce beyaz gömlekli vardı çevremde, ağlayan kadın işçiler görüyordum. “Bağımsız Türkiye!”, “Kahrolsun faşistler!” sloganlarıyla çınlıyordu hastane bahçesi. Karşıdaki yurt tarafında üst üste çıkan beyaz önlüklü işçiler bir piramit yapmıştı; aralarında bizim karşısında devrimci sendika seçeneği oluşturmaya çalıştığımız sendikanın yandaşlarını da görüyordum. Olaydan çok sonra o piramidi neden yaptınız diye sorduğumda, “Karşıdan ateş ederlerse sana gelmesin diye,” diyerek yanıt verdiler.
Erzincan Askeri Hastanesi’ne benden sonra yedek subay olarak gelen (sonradan Prof.) Dr. Kemal Emek ameliyat listemi görünce, “Abi sen yarın bu ameliyatları bitirebilir misin?” diye sormuştu. “Merak etme, öğlen yemeğinde birlikte oluruz” diye yanıtlamıştım. Ertesi sabah erkenden benimle birlikte ameliyathaneye girdi ve tüm ameliyatları hiç ses çıkarmadan, oradan hiç ayrılmadan çıkarmadan izledi… İş bitince “Abi özür dilerim,” dedi…
“Neden özür diliyorsun Kemal” diye sordum. “Kafamdan geçirdiklerim için,” diye yanıtladı. “Dedim ki kendi kendime, yazmış garip askerleri listeye, kesip doğrayacak… Ben Ankara Tıp’ta bütün hocalarla ameliyatlara girdim, hiçbirinde böyle bir el becerisi, böyle çabuk ve temiz çalışma görmedim…”
“Ben Hüsrev Polat’ın asistanıyım,” diye yanıtladım. Kemal Emek askerden sonra Antalya Tıp Fakültesi’nde Genel Cerrahi’yi kurmaya gitti. Aylarca bana mektup yazdı, telefon etti, ille “Gel buraya, sen bölümün başına geç” diye…
Uzun bir hikâyedir; olamazdı… Aslan Asker Arslan’da yazdım bunları.
Dışkapı Hastanesi’nde hâlâ arı gibi çalışıyor hekimler de, yardımcı personel de… Değme üniversiteye nal toplatır o kutsal kurum… Bir sağlık, sevgi ve özveri çınarıdır orası… İnsan fabrikası gibidir… Öyle bir sağlam atılmış ki temeli; insan hayranlık içinde izliyor o iş temposunu…
Tek tek sarılıp öpesim geldi doktorları ve tüm çalışanları…
Ve hastanedeki üçüncü günümün sonunda, 1. Cerrahi’de uzun yıllar klinik şefliği yapmış sınıf arkadaşım Tevfik Küçükpınar aracılığıyla tanıştığım Dr. Hakan Güzel’in odasına gittim. Soyadından çok daha güzel bir insan Hakan… “Abi, abi” diyerek saygıyla, sevgiyle yardımcı oldu bana; parmağımdaki “mukoid kist”i de çıkarıp aldı. Yıllardır emekli bir hekim olarak diğer hastanelerde “dayı, amca” denerek itelenmiş benliğim kendini onardı… İçimdeki taşlar yerine oturdu; onlarca yıllık emek böyle karşılanmalıydı.
Ve Hakan Güzel’in odasında, arkasındaki duvarda gördüğüm bir tablo beni çarptı; vurdu! Sarsıldım… O tabloyu Hüsrev Polat’ın odasından tanırım ben. Köy Enstitüleri’ni yalnız bırakması ve başka birçok nedenle eleştirdiğim İnönü’nün çok önemli bir sözü yazılıydı o siyah tabloda.
“Bir ülkede namuslu insanlar, en az namussuzlar kadar cesur olmazsa, o ülke mutlaka batar.”
Hakan da bilmiyormuş tablonun o kaynağını… Elden ele geçe geçe Hüsrev hocamızın tablosu Hakan’a kalmış. Tam da yerini bulmuş diye düşündüm. Bir de fotoğrafını çektim Hakan kardeşimin…
Dünya durdukça dursun SSK Ankara Hastanesi, dünya durdukça dursun 1. Cerrahi Kliniği… Gidenlerini toprak incitmesin…

About Post Author

About Post Author