Tıp öğrenciliğimle birlikte sosyal ve siyasal yaşamın da içine boylu boyunca girmiş oldum. Benim tıbbiye yıllarımda en çok saygı duyduğum insanlar “Askeri Tıbbiyeli” abilerim idi. Onlar sözün tüm anlamlarıyla bize abilik yaptılar… Koruyucumuz, yol göstericimiz ve örnek birer insandılar…
Ankara Tabip Odası’nın bugün 92. kuruluş yıldönümü kutlamaları var… Tabip odasıyla da beni tıbbiyeli abilerim tanıştırdı sayılır. 1972 yılı, 5. Sınıf tıp öğrencisi iken Ankara Hastanesi Konferans Salonu’nda yapılmakta olan Ankara Tabip Odası seçimlerine gitmiştik. Dün belleğim beni yanıltıyor olabilir mi diye, Kastamonu’da yaşamakta olan Dr. Ahmet Zafer Ergün abime telefon ettim (jilet gibi bir karacı askeri tıbbiyeliydi abim; o günkü fotoğrafı da hep belleğimdedir); hiç tereddütsüz yanıtladı; “Evet”, dedi; “Biz Turhan Timuçin’i (Sarı Turhan diye bilinirdi, sonradan Numune Hastanesi Başhekimi de olacaktır) desteklemeye gitmiştik…
Bir Anatomi dersimiz sırasında kapıdan girip solculara belge vermekle övünen (Sonradan okulumuzu basan, Dr. Nejdet Güçlü’nün öldürülmesine yol açan “ülkücü” çete içinde yer alan okulumuzun sözde milliyetçisi azınlığın da destekçisiydi) Kaplan Arıncı Hoca’yı selamladıktan sonra alınmış boykot kararını bizlere duyuran Erkan Dirik abimin havacı üniforması içindeki resmi de hep belleğimdedir. Gık bile diyemedi Kaplan Hoca… Bir ayağa kalkıp dershaneyi boşalttık.
Askeri tıbbiyeliler benim sıkı arkadaşlarım da oldular; bir sömestr tatilinde Kemal Dinçer (kulakları çınlasın), Ziya Yamakoğlu (bir rapor davasına adının karışmasını kendine yediremedi, evinin balkonundan atlayıp intihar etti), Hüseyin Aracı (onu da uzun süre bir hastalıktan yattıktan sonra sonsuzluğa uğurladık) ile birlikte yaptığımız Doğu Ekspresi yolculuğumuz da unutulmazdır. Üçü de havacıydı. Onların yurdu bizim Cebeci’de bulunan tıp fakültesinin karşısındaydı; birlikte öğrenim gördük.
Dokuz yıl boyunca, önce Ankara Emniyeti bodrumlarında, sonra Mamak’ta işkence ve eziyet gören, tahliye olduktan sonra da askerlik nedeniyle üniversite eğitimi yarıda kalacak kardeşim Cahit’e de sevk tehirini onlar verdiler…
Cahit’i ziyarete gittiğim bir gün ben de sivil giyinmiş bir asteğmen idim. Herkesin gözü sakıncalı, toplumdan dışlanmaya çalışılan Akçam ailesinin üstünde iken bir askeri araçtan inen askeri tıbbiyeli (sanırım o zaman yüzbaşı idi) Hikmet Doda’nın hiç tereddütsüz yanıma gelip sıkıca boynuma sarılması ve yanaklarımdan öpmesi beni çok duygulandırmıştı.
Onlar, Çanakkale’de bir sınıfının topunu birden şehit vermiş, onlar hem Kuvayımilliye saflarına katılmak için, hem halka gönüllü sağlık hizmeti vermek, aydınlık götürmek için Anadolu’ya koşmuş güzel insanlardır. Onlar tıbbiye devrimci geleneğinin en güzel örnekleridir.
Tıbbiye öğrenciliğimin ilk yıllarında abilerimizin yanına gelmiş Deniz Kuvvetleri’nden devrimcilik nedeniyle atılmış Sarp Kuray ve arkadaşlarıyla da tanışmıştık.
Nazım Hikmet’in de (sehven kendi ispiyonculuğunu da kendisi yapmıştı emniyete) aralarında bulunduğu aydınların yargılanıp hüküm giydiği Donanma Davası bu ülkenin en büyük siyasi davalarındandır.
12 Eylül darbesi sırasında onlara olan sevgim ve saygım ile seve seve giyindim askeri üniformayı. Büyük siyasi davalarda işkence bilirkişisi oldum. Küçük çocuklarım da söz konusu edilerek tehdit edildim, 1982 yılında Erzincan Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesi (Aslan Asker Adlı roman) işkencenin varlığını kabul ederek birçok sanığı tahliye etti… Kendisine başvurduğum 3. Ordu İstihbarat Daire Başkanı hakkımda bir süre araştırma yaptıktan sonra karşısına geçtiğimde, “Bugüne kadar korktuysan bile bugünden sonra korkma, o üniformayı sana biz verdik; sen çalışkan, dürüst ve yurtsever bir hekimsin, elbette ki, bilimden ve adaletten yana olacaksın; senin arkanda biz varız,” dedi. Gözlerim yaşarmıştı.
3. Ordu Komutanlığı’nın bana verdiği “Takdirname”yi aldığım onca ödül ve övgü belgesi içinde, tek başına evimin çalışma salonunda, duvara asılı tutuyorum. Onunla onur duyuyorum.
Aradan yirmi küsur yıl geçtikten sonra da Ardahan’da, Dursun Akçam Kültürevi’ni her türlü baskı ve tehdit altında açmaya çalıştığım yıl, açılış kurdelesini annem Perihan Akçam ile birlikte 25. Mekanize Tümen kurmay başkanı kesmişti. Yıllarca Ardahan’da da çok desteklerini gördüm…
12 Mart 1970 darbesi, 12 Eylül faşizmi, ordu fosilleri kullanılarak o güzel geleneği yok etmek için yapıldı. Ama en büyük darbeyi Balyoz, Ergenekon, Askeri Casusluk gibi kumpas davalarla yediler. O davalar birer emperyalist vurgun oldu ordudaki yurtsever subaylar için…
Şimdi, SADAT denen, bir ucu emperyalizm bağlantılı, bir ucu terör örgütleriyle ilişkili olduğu söylenen, din istismarcılığını askerliğin ve yurtseverliğin üstünde tutan (yani ümmetçi) bir teşkilatın son yıllarda askeri okullara ve tüm devlet kadrolarına personel alınmasında etkili olduklarını öğreniyoruz basın yayın organlarından… Bu ülkeyi nereden nereye getirdiler. ABD’nin Orta Doğu bataklığına sürüklemek istediği bir Cumhurbaşkanı’nın önüne istifa dilekçesini koyabilen genelkurmay başkanları vardı bu ülkede…
Askeri Tıbbiyeli abilerimin açtığı o yolda bulduğum Ankara Tabip Odası ve Tabip odaları bir ömür benim ikinci bir uğraş alanım oldu. Tabip odalarının ilk yayın organı olan ATOB’un (Ankara Tabip Odası Bülteni) çıkarılmasında ben de vardım. Tabip Odası’nda teksir makinesinde bildiri basar, hastanelere dağıtırdık. Hastane toplantıları yapardık. Numune Hastanesi’nde yaptığımız bir toplantıda ben konuşmacı olmuştum. Salon hekimlerle tıka basa doluydu. Dışkapı SSK Hastanesi’nde hekimlere fazla çalışma ödemesi yapılırken aynı hak asistanlara verilmeyince benim önderliğimde yaptığımız iş bırakma ile aynı hakkı biz de kazanmıştık.
Türk Tabipleri Birliği Karabük Temsilcisi iken Zonguldak’ta açtığımız “İşyeri Hekimliği Kursu”nda hekim arkadaşlarımızı yüzlerce metre yer altında çalışan kömür işçilerimizin yanına indirmiş, çalışma koşullarını canlı olarak göstermiştik. Şimdi bürolarda, kâğıt üstünde veriliyor “İşyeri Hekimliği” sertifikaları ve önlemler de kâğıt üstünde kalıyor.
O kadar çok not almışım ki bu yazı için… Birçoğunu katamayacağım metne…
Ama bugün ODTÜ Vişnelik yerleşkesinde yapılacak Ankara Tabip Odası 92. Kuruluş törenine mutlaka katılacağım.
Gerici ve çıkarcı güçlerin bir türlü diş geçirmeyi başaramadığı Tabip odaları ve askeri tıbbiyeli abilerimin anıları ile onur duyuyorum…
ANKARA TABİP ODASI VE ASKERİ TIBBİYELİLER…

