MUSTAFA EKMEKÇİ…

MUSTAFA EKMEKÇİ…

Baba dostu, insan dostu, “Yoksul Yamalığı” Köy Enstitüleri ve enstitülüler dostu…

İyiliğin, güzelliğin, doğruluğun izinde…

Her kesin her derdinde…

 

Günümüzde mafyayla içli dışlı olmuş, ekranlarda güç ve iktidar yalakalığına soyunmuş kimi gazetecileri gördükçe daha çok anlıyor insan boşluğunun anlamını…

24 yıl önce, böyle bir güzel bahar günü aramızdan ayrıldı, sonsuzluğa yol aldı…

Kızılay’daki Cumhuriyet gazetesi bürosu Ankaralı aydınların, üniversiteli gençlerin, başı derde düşenlerin uğrak yeri gibiydi… Kimseyi geri çevirmez, kimseden kaleminin ve gazeteciliğinin gücünü esirgemezdi.

Onun o yalın, dobra dobra, tepeden tırnağa dürüst ve insan halini bilen tüm politikacılar da Ekmekçi’yi pek kırmak istemezdi…

26 yaşında, çiçeği burnunda bir genel cerrah olarak, Dışkapı SSK Hastanesi’nde başhekim dışında tüm hekimlerin imzaladığı metinleri basınla paylaşmış, hep hak ve adalet kavgasında, devrimci işçi sendikacılığında önder olmaya çalışmış olduğum için dosyama “Büyük Hastanelerde Çalışması Sakıncalıdır” notu düşülüp ameliyathanesi olmayan SSK Yalova Dispanserine ikinci cerrah olarak sürgün gönderilmiştim. Babam Dursun Akçam’la dönemin devşirme bakanı Hilmi İşgüzar’ın karşısına Ekmekçi çıkıp o notu kaldırtıp tükürdüklerini yalatmıştı birilerine…

12 Eylül döneminde ağır hastalığın pençesindeki Ruhi Su’ya tedavi için yurtdışı izni verilmediğinde o girmişti devreye…

Dursun Akçam’ın 11 yıllık Almanya sürgün yılları bittiğinde o karşılamıştı Ankara’da Esenboğa Havaalanında… Yine de engel olamamıştı karga tulumba gözaltına alınıp emniyet sarayında günlerce tahta banklar üzerinde sabahlattırılmasına…

Dursun Akçam’ın hakkındaki tehditleri kaldırttırıp (dönemin adalet bakanı telefon edip hakkında açılmış hiçbir dava olmadığını söylediği halde, 12 Eylül’ün adalet bilmez kimi savcıları Türkiye’nin tam 16 yerinden, Diyarbakır’dan Kars’a, Cem Karaca’yla birlikte 12 Eylül’e karşı konuştu diye, Yılmaz Güney için etkinlik yaptı diye Dursun Akçam hakkında tahdit ve arama emri çıkartmış meğer; onun için Ankara’da derdest edilmiş; sevgili Şanal Sarıhanla eski Mamak Askeri Savcılık dosyalarına kadar gitmiş, tek tek tümünü kaldırtmayı başarmıştık) eve getirdiğimizde de Mustafa Ekmekçi çıktığı sabah yürüyüşlerinin hedefini bizim eve çevirmiş, emaneti, dostu Dursun’un yerinde olup olmadığını kontrol etmişti.

Mustafa Ekmekçi, dünya güzeli, namuslu, mücadeleci bir gazeteciydi… Bugün gazeteciyim diye geçinen kimi omurgasızları, çıkarcıları, mafya ve kirli politika işbirlikçilerini gördükçe bıraktığı boşluk daha da can yakıcı oluyor.

Bugün 12.30’de Cebeci Asri Mezarlığı’ndaki gömütü başında anacağız onu…

Anıları ve ışığı hep bizimle olsun; yıldızlar da yoldaşı…

 

About Post Author

About Post Author