O son seslenişin hâlâ kulaklarımda… Adımı seslenmiştin yattığın hastane yatağının önünden sessizce geçerken… Hani o sonunda soru işareti de bulunan yöremiz aksanınca… “Alpeer?”
Evet ya benim… Ben geldim sana… Ben geldim ama sen bırakıp gittin beni… Koca bir ömrü, birlikte geçirilmiş onca yazı, onca kışı, onca gece yarısı yayladan kalkıp köye gidişimizi, Rıza Dedemizin kapıya kilidi vurup gittiğini görünce merekte samanın içine girişimizi, onca istediğimiz kızların kapısının önünden geçerken kasketlerimizi eğip cigara içişimizi, onca el ele tutup düğünlerde türkü söyleyişimizi; onca at binişimizi düzlerde, onca yan yana tırpan çekişimizi, onca sırayla en yanık türkülere girişimizi, onca Taso Cemal amcamızın çaldığı kavalı dinleyişimizi…
Sanki senden öğrenmiş gibiyim ben hayatı… Sanki sen gösterdin bana, yemeden yedirmeyi, içmeden içirmeyi, yürekten sevmeyi, ekmeği kardeşçe ikiye bölüşmeyi…
Hem yaşadık birlikte, hem elim kaleme gittikçe sen oldun öykülerimde, romanlarımda… Seninle gittik Çığıstan ormanında koskoca müdürlere, memurlara posta atıp “Ölçek Köylüsü bu kesimi istemiyor, çıkacak olayların sorumlusu sizlersiniz!” demek için (Geçmiş Bir Zamandı); seninle at bindik “Nal Sesleri”nde…
Hani o yaz yolculuğumuz… Unutulur mu hiç? Yıl 1968; ben üniversite giriş sınavındayım, sonrasında hiç aklımdan geçmediği halde ailemin isteğiyle öğrencisi olacağım Ankara Tıp’ın Morfoloji Kütüphanesi’nde acele acele test sonuçlarını dolduruyorum… Öğlen sonu sen geleceksin Ankara Garı’na… Artist olmak için İstanbul’a gitmişsin; hiç bitmedi ki serüvenciliğin, hiç eksilmedi ki o mavi gözlerinin zengin hayal dünyası… Sınavın bitmesine daha yarım saat var, ben telaşla kâğıdı teslim edip çıkıyorum, “Ne acelen var, kontrol etseydin yaptıklarını,” diyor gözetmenimiz… Sınav ne, sonuç ne; ben seni karşılamaya koşacağım… O sınavda çok ama çok yüksek notlar alacağım; çünkü sana gelmek için çarpıyor yüreğim…
Ertesi gün, sen, ben ve senin küçük dayın, benim küçük amcam Kerim; üçümüz Doğu Ekspresi koridorundayız… Her taraf tıklım tıklım.. Değil oturacak, ayakta duracak yer yok. Yine de keyiften göklere uçuyoruz. Türküler söylüyoruz birlikte… Üç beş saat sonra bir kompartımanda komşu Hopallı köylü kardeşlerimiz çıkıyor karşımıza… Kısa zamanda kaynaşıyoruz tüm vagonlarla, tüm yolcularla… Sofralar ve gönüller açılıyor birbirine; türkülerle giriyoruz tünellere… Ömrümüzün en güzel yolculuğunu yapıyoruz birlikte… Yaylamıza, yurdumuza gidiyoruz; birbirini çok seven üç can, üç ciğeriz biz…
En önce Kerim terk ediyor sahneyi; hayatı bize bırakıp…
Şimdi de sen gidiyorsun… O koca yolu nasıl geçeceğim ben şimdi; sana gelmek için; seni o çok sevdiğin köyünün karşısında toprağa vermek için…
Nasıl geleceğim ben?
Düşünüyor, düşünüyorum… Düşündükçe düğümleniyor boğazım; düşündükçe doluyor gözlerim…
Sanki ben yine Ardahan’a gelmişim, Dursun Akçam Kültürevi’ni yapıyoruz. Sen köyde, harmanda yolumu gözlüyorsun akşam… Şeker yengemiz çoktan hazırlamış hinkalı; vuracak suya… Sofra kurulacak az sonra… Komşumuz Atamın Cemali’yle Güzo’yu da çağıracağız; türkü söyleyip ses kaydı yapacağız kültür sanat günlerinde oynanacak “Hey Atlılar Atlılar” oyunu için.
Köyde de şehirde de hep yol üstüydü evin… Bir ömür sofra açtın gelene geçene; bir ömür yedirdin, içindin; kurda kuşa, yedi yabancıya…
Artık hiç ürkütücü değil ölüm denen şey; hiç korkulu değil o ebedi uyku…
Sen oradasın şimdi. Sevdiklerimizin yanında… Nenemiz Seyhat’ın, dedemiz Eyüp’ün, senin anan, benim bibim Sultan’ın, baban Namaz’ın yanında… Rıza Dede de gelmiş Edremit’ten… Hoçora kuracak biz çocuklara; kızaklar yapacak karda kaymamız için… Bitmeyen oyunlar oynayacağız harmanlarda…
Yaşama sırasını tek başıma yıkıp sırtıma; sen gittin…
O son sesin hâlâ kulaklarımda…
Senden ve tüm sevdiklerimden emanet hayatın omuzuma vurduklarını alır almaz sırtıma, Babalo Orhan’ı alacağım yanıma, yola çıkacağım…
Sana geleceğim; bir ömür sana gelmiştim zaten; bekle kardeşim, yine sana geleceğim…
04 Nisan 2021, Alper Akçam
(Bir ömrü birlikte geçirdiği, kardeşlerinden daha kardeşçe sevdiği Bibioğlu Hafiz’i son yolculuğuna uğurlamak için Kerim’in oğlu Babalo Orhan ile birlikte Ardahan yolcusudur)

