Kültür tarihimizdeki yerleri yeterince bilinmemiş, Anadolu ve Rumeli’nin kalan tüm ışıklarıyla kutsamamız gereken bir ailedir Eyüboğlu ailesi. Onlar, çok iyi bilinmese de birer Rönesans insanı olarak bu güzel toprakların kendi öz kültürünün bir yeniden doğuşla kendi hayatının yön göstericisi olması kutsal kavgasında ter dökmüş, emek vermiş, yüreklerimizin en derin yerinde, en seçkin köşelerinde yerlerini almışlardır…
Osmanlı yozlaşması döneminde Türkçe’nin konuşulduğu Anadolu ve Rumeli topraklarında, üretici köylülük ve geniş halk kitleleri imparatorluk kültür dünyasının dışındaymış gibi davranılmış, Arapça, Farsça, Türkçe karışımı bir yapay dil ve Divan Edebiyatı ile farklı bir saltanat resmiyeti ve baskısı egemen olmuştu.
Cumhuriyet’in halk çoğunluğunun zaten konuştuğu Türkçe’yi resmi yazı dili olarak da kabul etmesi, o dille çağdaş uygarlık arasında köprü kurmaya daha uygun olan Latin harflerinin kabulü adımlarından sonra Baba Tonguç önderliğinde kurulan Köy Enstitüleri’nde halk kültürünün üstündeki küller atılmış, kavruk köylü çocukları, bu yirmi bir ocakta bir yandan okulunun çatısını, duvarını kurarken, elektrik üretecek santralini yaparken, ineğini sağarken, balığını tutarken, çeliğe su verirken, keman ve mandolin çalarken, bir yandan da Hasan Ali Yücel önderliğinde, Sabahattin Eyüboğlu yönetiminde çevirisi yapılmış 496 klasiği özgürce okumuştu… Anadolu halk kültürü ile hem Mezopotamya, Hint ve Mısır uygarlıklarının bir denizaşırı sentezi gibi oluşmuş Antik Helen, hem yaşayan Batı ve Doğu kültürleri arasında bir bereket harmanı, bir barış köprüsü kurulmuştu. Âşık Veysellerin, Âşık Ali İzzetlerin, Daimilerin usta öğretici olduğu ocakların hafta sonu toplantılarında her öğrenci özgürce okul yönetimini eleştiri hakkını kullanmış, köylülerin de katıldığı eğlencelerde seyirlik köylü oyunları oynanmıştı.
Sabahattin Eyüboğlu’nun yine yöneticisi olduğu Yüksek Köy Enstitüsü yayın kolu tarafından çıkarılan ve 17.000 adet basılarak tüm Anadolu’ya dağıtılan Köy Enstitüsü Dergisi üretim ve özgürleşme bereketini tüm yurda yaymakta, önemli yol işaretleri açmaktaydı. Söz gelimi, 2. Sayı’da yayımlanan Pertev Naili Boratav’ın “Masallar Nasıl Derlenir” başlıklı yazısı, tüm Köy Enstitülü öğrenci ve öğretmenleri birer halk kültürü araştırmacısı durumuna getirmişti. Dergi’nin her sayısında öğretmenlerin yaptığı tarımsal üretim çalışmalarına, çevre incelemelerine, kültürel derlemelere yer veriliyordu.
İşte bu Rönesans harmanında Sabahattin Eyüboğlu adı ve kardeşleri öne çıkar. Sorbon’da eğitim görmüş, kadı torunu, Fransızca bilen bir kaymakam ve vekil çocuğu olan Sabahattin, daha İstanbul Üniversitesi Romanoloji kürsüsünde görev aldığı 1933 yılından başlayarak Bahtin’in Batı Rönesansı’nın kurucu romanı saydığı Rabelais’i (Gargantua) çevirmeyi kafasına koymuştur. Bu zor çeviri ancak ölüm yılı 1973’te, Azra Erhat ve Vedat Günyol’un da katkısıyla tamamlanabilecek, Gargantua çevirisinin iş arasında geçirdiği bir enfarktüs ile yaşamı sona erecektir (13 Ocak 1973 Cumartesi). Kitap 1974 yılında yayımlanacaktır. Shakespeare, Cervantes ve Goethe, Rabelais’in açtığı kapıdan geçmişlerdir.
Yaşamını Anadolu Rönesansı’na adamış bir sabahyıldızı gibidir Sabahattin Eyüboğlu…
Gargantua çevirisi için bir araya gelen o üç aydının 12 Mart faşizmi tarafından, gizli örgüt kurmaktan, “anarşistlik”ten tutuklanması, aylarca zindanlarda tutulması, gece sabahlara kadar sandalye üzerinde sorgulanmış olmaları, bu arada yetkili bir polisin Sabahattin’e, “Türkiye’de her sol düşüncenin, eylemin içinde senin parmağın var,” (Mehmet Başaran, Sabahattin Eyüboğlu ve Köy Enstitüleri, s 42) demesi ilginç ayrıntılardır. Haklıydı belki de o yetkili…
Sabahattin Eyüboğlu’nun Rönesansçılığı bir Batı ve Avrupa hayranlığının çok ötesinde, kendi öz kaynaklarından ve halk kültüründen beslenen bir çoğulluğu kapsar.
Onun yol göstermesiyle kız kardeşi Mualla Eyüboğlu Yüksek Köy Enstitüsü Yapı Kolu Başkanı, enstitü binalarının yapımında çalışan, Yaşar Kemal, Ruhi Su ve dönemin birçok aydınını kendisine âşık etmiş dünya güzeli bir mimar, diğer kardeşi Mustafa da Arifiye Köy Enstitüsü tarım öğretmeni olacaktır.
Sabahattin’in kendi bursunu paylaşarak zamanında Fransa’ya çağırdığı Bedri Rahmi de şiirleriyle, resimleriyle Rönesans çabasına başka bir yerden katılacaktır.
“Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası / Ayak seslerinden tanırım
Ne zaman bir köy türküsü duysam / Şairliğimden utanırım”
(Bedri Rahmi Eyüboğlu)
Eyüboğlu ailesinde bu kardeşler dışında da yurdu için canla başla çalışan başka adlar da vardır. İsmet Zeki, Cemal Reşit, Ertuğrul Kemal, Osman Nuri, Ömer Turan gibi…
Bu yılki pandemi koşulları nedeniyle bu güzel aileyi ve Sabahattin Eyüboğlu’nu anamadık.
Gönlü bu ülke toprakları için, gönlü bu halk için, gönlü insanlık için sevgi dolu olan herkese bir selam olsun; gününüz de aydın olsun…
(Fotoğraf: Sabahattin Eyüboğlu, Orhan Veli, Sait Faik)

