Tam da zamanıdır işte bu soruyu sormanın…
Tam da dünya ve insanlık Cocit 19 virüs salgını altında inim inim inlerken…
Tam da bu baş belası salgın her gün bizim de yüzlerce canımızı aramızdan alıp götürürken…
Tam da aşı hastalıktan kurtulabilmek için tartışmasız tek çıkış yolu olarak görülürken…
Tam da Çin aşısı mı iyi, Rus aşısı mı, Alman aşısı mı, Amerikan aşısı mı diye tartışılırken…
Tam da bulabildiğimiz tek ve büyük aşı kaynağı olarak can havli içinde Çin’den aşı beklenirken…
Tam da 1940 yılında aynı Çin Kolera salgınından kırılırken Türkiye’den gönderilmiş aşılarla salgından kurtulmuş olduğu hatırlanırken…
Şimdilerde pek bir revaçta olmuş Osmanlı hanedanının dil olarak seçtiği eklektik Arapça Farsça karışımı yerine genç Türkiye Cumhuriyet’i,Türkçe’ye anadili olarak kabul etmiş ve Latin harflerine geçiş yılında 27 Mayıs 1928 tarihinde kurmuş Refik Saydam Hıfzıssıha Enstitüsü’nü…
O, onlarca yıl Alman emperyalizminin ardından sürüklendiği savaşlarda Yemen çöllerinden Balkan dağlarına, Çanakkale savaşlarına, milyonlarca canını yitirmiş yoksul halk, topraklarını aralarında pay etmiş, işgale çıkmış emperyalizme ve işbirlikçisi saray saltanatına karşı Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde, dişle, tırnakla, bütün dünyaya örnek olmuş bir kutsal Kurtuluş Savaşı verdikten sonra bilimi, sanatı, kardeşliği önde tutarak bir üretme, ayakkabısından kefenine, şekerinden şişesine kendi ihtiyacını kendi giderme, fabrikalarda ve tarlalarda hayatı yeniden öğrenme ve kurtarma işine girmiş… Dünyaya örnek olacak bir kültür ve eğitim devrimi, Köy Enstitüleri ile Batı ve Doğu kültürlerini kendi öz kültürü, türküleri, halk oyunları ile evrensel ve çağcıl bilgiyi, sanatı buluşturma eylem ve etkinliği yanında, faşizmin zulmünden kaçmış bilim insanlarına Yahudi yahut solcu, sosyalist olduklarına bakmadan kucak açmış, onlarla Batı’yla boy ölçüşecek üniversiteler kurma yoluna gitmiş…
Yetinmemiş, aşısını, serumunu kendisi üretebilmek için işte böyle bir Hıfzıssıhha Enstitüsü kurmuş…
Çin’e Kolera aşısı gönderip o koca ülkenin salgından kurtulabilmesine en büyük olanağı sağlamanın yanında neler yapmış o Hıfzssıhha?
- 1931: Ağız yoluyla uygulanan BCG Aşısı üretimi.
- 1932: Serum üretiminin ülke ihtiyacını karşılayacak düzeye gelmesi sonucu, dışarıdan serum ithali durduruldu.
- 1933: Simple Metodu ile kuduz aşısı üretimi.
- 1934: İstanbul Aşıhanesi’nin enstitü bünyesine nakli ve çiçek aşısı üretimi ülke ihtiyacını karşılayacak düzeye gelmesi.
- 1942: Tifüs aşısı ve akrep serumu üretimi.
- 1948: Boğmaca aşısı üretimi. İnfluenza virüsü, New-Castle virüsü ve tavuk vebası üzerine araştırmaların başlaması.
- 1950: İnfluenza Laboratuvarı’nın Dünya Sağlık Örgütü tarafından Uluslararası Bölgesel İnfluenza Merkezi olarak tanınması, influenza aşısı üretimi.
- 1958: Frenginin modern yöntemlerle teşhisi.
- 1965: Kuru çiçek aşısı üretimi.
- 1970: Fibrinojen, albumin ve gamma globulin üretimi.
- 1983: Kuru BCG aşısı üretimi.
- 1987: AIDS Araştırma ve Doğrulama Merkezi’nin açılması.
- 1992: Kan ürünlerinin viral inaktivasyonu.
Peki neden 2004 yılında önce Aşı Üretim Enstitüsü’nü kapattınız, 2 Kasım 2011 yılında da tarihimizin ve sağlığımızın onur kaynağı o kapıya kilit vurdunuz…
Yabancı ilaç şirketleri ve onlarla kâr ortaklığına girecek bezirgânlarınız rahat rahat para kazansın diye mi?
Tam da köylümüzün de geçim kaynağı, pancardan şeker üreten fabrikalarımızı kanser ve hastalık kaynağı nişasta bazlı şeker üreten uluslararası Finans Kapital rahat rahat mal satsın diye mi kapattınız, diye sorduğumuz gibi…
Tam da tütün ekim alanlarını sınırlandırırken, üreticinin kendisi için dahi tütün kıyımına da engel olurken yabancı sigara ve tütün şirketleri ve onlarla işbirliği yapanların para kazanmalarını mı istediniz diye sorduğumuz gibi…
Şişe Cam’dan, Et Balık Kurumu’na, Beykoz Kundura fabrikasından cevherden çelik üreten kamu fabrikalarına, bu özelleştirmeler bu satmalar, bu kapısına kilit vurmalar da büyük sıkıntılar getirmiş, halkın geçim kaynaklarını tüketmiş, bizi açlığa ve pahalılığa mahkûm etmişti;
Aşı üreten bir kurumu kapatmış olmak ise bu salgın günlerinde karşımızda bir ölüm hükmü gibi duruyor…
Günümüz aydın olsun da sevgili dostlar; bir daha sormayalım mı yani…
Peki, Hıfzıssıhha’yı neden kapattınız…
12 Aralık 2020, Alper Akçam

