İnsanı evrendeki en yüksek değer kabul eden, birey haklarını, özgürlüğü ve ahlakı savunan hümanizm ile insanı bir istismar aracı gören, kendi çıkarı ve geleceği için demagoji de diyebileceğimiz söz cambazlıkları ile kullanan yalancı insan ve halk sevgisini birbiriyle karıştırmamak gerekir.
İnsanı istismar edenler, Rönesans çağıyla birlikte kuramsal temelini de bulmuş Hümanizm dediğimiz insancıl düşünce tarzının karşısında yer alırken, insan aklı yerine Ortaçağ’ın iktidar aracı kılınmış kutsal inançları, Tanrı buyruğunu, “Vahyi” savunduklarını da iddia ederler. İçinde bulundukları istismarcı söylemlerin kapsamı, yalancı insan sevgisinden (popülizm) Tanrı’ya kadar geniş bir düşünce yelpazesi üzerinde dağılır. Bu istismarcılığı huy ve kazanma kapısı olarak kullananlarda çoğunlukla ne vicdan bulunur, ne de merhamet… Aslında insanın düşmanıdır onlar. Aklı savunanların, kendi iktidarını eleştirenlerin hakkından gelebilmek için her türlü yolu kullanmaktan da kaçınmazlar.
Hayatı ve insan düşüncesini soyut kavramlarla kuramsallaştırmaya çalışan mantık ve felsefenin her türlü özdeksel karşılığını günümüz yaşantısında açıkça izleme olanağı buluyoruz.
Hümanizm ve karşı uçta yer alan, halktan ve haktan yanaymış gibi görünen bu düşünce akımlarının arasında yer alan kimi davranış biçimleri de var. Pragmatik (faydacı) bir mantıkla hareket edenler de çoğu kez mide bulandırıcı bir tablo oluşturuyor. Sol, sosyal demokrat siyasete kendi kariyeri, ikbali için girmiş olanların dönekliği, kıvırtmaları, Eyüp Dedemin “İnsanoğlu çiğ süt emmiş” sözünü anımsatır bana…
İki yıla yakın bir süredir haberleri izlerken diken üzerindeyiz. Yine kime ne yaptılar, kime karşı bir yetkinin kötüye kullanımı, bir hukuksuzluk yaşandı kaygıları içinde basıyoruz televizyon düğmelerine. Zihnim bulanmasın, kendime çalışma olanağı bulayım diye gündüz televizyon açmıyorum. Akşamları, tam da curcunaya dönmüş memlekete ait haberleri izleyeceğim derken, kapatılan Halk Tv ile değişimli izlediğim (şimdi Koza Tv de katıldı) Sözcü Tv’nin kadın sunucusu verdiği günlük metafor deyim üzerinden Ayşe Hanım ne diyor, Şükrü Bey ne demişe geçince, tepemin tası atıyor açıkçası. Ben haber izlemek için açmışım o ekranı, o ise, halka şirin görünüp, söz hakkı veriyormuş pozlarına girip izleyici çoğaltmaya yönelik popülist bir davranış sergilemeye başlıyor. Çok seçeneğim olmasa da hemen kanal değiştiriyorum.
Hümanizm ve kendine bahşedilmiş eleştirel akıl olmadan insanlığın günümüz keşmekeşinden çıkabilmesi, doğru yolu bulabilmesi mümkün değil. Bir de düşünmenin, doğruyu görmenin yetmediği günlerden geçiyoruz.
Partisi tarihe geçen bir hukuksuzluk örneği, kayyum kararı ile yüzsüzlere, ahlaksızlara teslim edilen, elindeki muhalefet olanakları yok edilmeye çalışılan Özgür Özel’in adeta can havliyle dile getirdiği, klavye kahramanlığını, dışarıdan izlemeyi bırakıp insanları somut davranışa, toplantılara, eylem ve etkinliklere çağrı sesi de çok anlamlı… Gerçekten de hiçbir olumlu davranış içine girmeden, bir siyasi partide, bir demokratik kitle örgütünde, bir mahallede ya da belediye meclisinde, iyilik, güzellik ve adalet için, bir harekete katılmamış bireylerin, gökten zembille inecek kahramanlar beklerken bir şeylerden yakınmaya hele de umutsuzluk çorbaları karıştırmaya hiç hakları yok! Sayfamda böylesine, olayları yalnızca izleyen ve karamsar yorumlar yazmaktan öte bir şey yapmayan birilerini gördükçe, o televizyon sunucusu kadına olduğundan daha büyük bir öfke duyuyorum.
Herkesin insan ve insanlığın geleceği için, ikiyüzlü birilerin, merhamet ve adalet yoksunlarının sömürdüğü, yok etmeye çalıştığı doğamız için yapabileceği bir şeyler mutlaka vardır.
Gününüz aydın olsun değerli dostlar…
22 Ekim 2026
