KIZ ÇOCUKLARI GÜNÜ VE Dr. HİKMET…

Bugün, çok sevdiğim kız çocuklarım ve yaşam kavgama saygımın önderi Dr. Hikmet Kıvılcımlı bizimle olacak…

Kız çocukları günü çok önemli. Tüm dünya ve özellikle İslam coğrafyası için kız çocukları neredeyse bir ölüm kalım meselesi durumuna geldi. Bir yanda dünya egemeni emperyalist parababalarının kanlarını içtiği, tecavüz ettiği bebekler, küçücük kız çocukları, ortakları ve kurdurduğu insanlık dışı örgütlerle aracılığıyla Afganistan’da ve birçok İslam ülkesinde olduğu gibi hayatın dışına atılmaya çalışılan, bir haz ve hizmet nesnesi, adeta köle durumuna getirilmek istenen o güzellikler… Bir tarafta hala anımsadığımız, Tanrıça Umay’dan, Kibele Ana’dan, Kurultaycı kandaş toplum günlerinden beri taş tacı ettiğimiz kızlar kadınlarla ilgili geleneklerimiz.

İki kızım var benim… İki kızım da lise yıllarından sonra kendi yollarını kendileri çizdi, kendi yaşam tarzlarını, eşlerini kendileri seçti… Olmaları gerektiği gün de yanımda olmayı (severek) görev bildiler…

Kadın cinsi, toplumsal yaşamın gerçek üreticisi, toparlayıcısı, yol göstericisidir… Gelecek güzel günlerimizin temel gücü de bugün her türlü baskıya, zulme göğüs germeyi bilmiş, yiğitliklerini dünya aleme göstermiş boyun eğmemiş, iki yüzlü politikalarla fon vurgunlarına karışmamış, mücadeleci kadınlarımız olacaktır.

Marks-Engels’in de diyalektik tarih anlayışına temel oluşturmuş gibi görünen, Sigmound Freud ve Charles Darwin’in çalışmalarından alıntılar yaptığı, Dr. Hikmet Kıvılcımlı tarafından yeni katkılarla antropolojik ve arkeolojik bulgularla ayrıntılara indirgenip yaşamsal bulgularla somutlaştırılmış ve didaktik bir dille anlatılmış insanbilim çalışmalarının kaynağı, Lewis Henry Morgan buluşuyla sistematize edilmiş toplumsal gelişme aşamalarından Orta Barbarlık konağına kadar, kadın toplumun egemeniydi zaten. Orta Barbarlık’ta hayvanın evcilleştirilmeye birlikte öne çıkamaya başlayan erkek cinsi, yerleşik toplum oluşması ile sınıflı topluma geçiş sonrası bugüne kadar uzanmış bir toplumsal iktidar oluşturdu…

Belki de o, kadının toplumun gerisine itilmeye başladığı tarihten itibaren toplumdaki adalet duygusu da zedelendi, eşitsizlikler, haksızlıklar, emek sömürüsü ve yalan öne çıktı… Belki de bu nedenledir ki ve “o gün bu gündür” ki, toplumsal ritüellerde ve şenliklerde erkekler kadın kılığına girerek “anaşahlık” dönemi boyunca toplumda adalet ve kandaş toplumsal yapıyı, eşitliği sağlamış olan kadın karşısındaki mahcubiyetlerini dile getirmiş olurlar.

“Geniş Yeniden Üretim” veya başka bir deyişle, “Serbest Rekabetçi Kapitalizm” ile birlikte kadın işgücüne duyulan gereksinim sonucu kadın yeniden toplumsal yaşama damgasını vurmaya başladı…

8 Mart 1857’de ABD’nin New York kentindeki bir tekstil fabrikasında grevci kadın işçilere polisin saldırması, işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin kurulan barikatlar nedeniyle kaçamamaları sonucunda 120 kadın işçinin ölmesi, 8 Mart 1908’de yine New York’ta çoğu sosyalist olan kadın işçilerin öncülüğünde sendikal haklar ve kadınlara oy hakkı talepleriyle düzenlenen miting, Rusya’da çarlığın yıkılmasına yol açan 1917 Şubat Devrimi’nin 8 Mart günü yapılan kadın yürüyüşü ve grevleri ile başlamış olması gibi nedenlerle Komüntern’in kabul ettiği “Dünya Emekçi Kadınlar Günü”, hâlâ Ortaçağ anlayışının iktidar olduğu ülkeler dışındaki bütün dünya ve tüm siyasal görüşler tarafından kadına duyulan saygının sembolü oldu…

Tüm bu tarihi gelişmeler içinde ülkemiz ve özellikle henüz “Ortaçağ”ın erkek egemen toplumsal yapısının etkili ve iktidar olduğu toplumlarda kadının yeri hâlâ çok iyi değil… TBMM’den oybirliği ile geçmiş, kadına yönelik şiddeti sembolize eden “İstanbul Sözleşmesi”, birilerine oy devşiren cemaat ve tarikat baskılarıyla bir gece yarısı “yok” sayılabiliyor…

Kapitalist toplumda bazı günlerin tüketimi kışkırtmak amacıyla yaratıldığı, teşvik edildiği söylenir; nedeni ne olursa olsun, 11 Ekim’in “Kız Çocukları” günü sayılması bizim için bir uyarı olmalı; kız çocuklarının değerini bilmeliyiz; onların geleceğimizin üretken yöneticileri olabilmeleri için elimizden geldiği kadar yanlarında olmalıyız. Onlar kendi yollarını bulacaklardır zaten; bizim himmetimize ihtiyaçları yoktur.

Üniversite 5. Sınıf öğrencisi olduğum bir yaz elime aldığım “Tarih / Devrim / Sosyalizm” adlı bir kitap benim kafamda yerinden oynamış bütün taşları yerlerine oturtmuştu… Benim adalet arayan, haksızlıklara karşı isyanı kendine şiar edinmiş ruhsal dünyamda bir kutup yıldızı olmuştu. Kurtuluş Savaşı’nda tıbbiye son sınıf öğrencisi iken Köyceğiz Kuvayımilliye Komutanlığı yapmış, Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın kitabıydı o… Daha sonra sayısı elliye yakın yapıtıyla kütüphanemin en saygın yerine de haklı olarak kuruldu… Bir ömrünü ülkesinin geleceğine, insanının daha iyi koşullarda yaşamasına adamış, 22 yıl bu ülkenin zindanlarında yatmış, yeri gelmiş eleştirmiş, yeri gelmiş Gâzi Mustafa Kemal’den “Ata” diye söz etmiş, 1968 yılında Türk Solu dergisinde yayımlanmış “Cumhuriyet Nedir?” adlı yazıyla Cumhuriyet tarihine benzersiz bir ayna tutmuş bir düşünür ve eylem insanıdır Dr. Hikmet…

1956 yılında Vatan Partisi’nin (bugünkü aynı adı taşıyan partiyle hiç ilgisi yoktur; aman o adamdan uzak durun gençler, “CİA sosyalizmi yapıyor” dediğine tanığım) Eyüp Mitingi’nde halka “Hazreti Ömer’in Adaleti”ni anlattığı için, o ünlü 163. Madde’ye muhalefetten tutuklanmış bir sosyalist… “İslam Tarihi’nin Maddesi”nden “Osmanlı Tarihinin Maddesi”ne, “İlkel Sosyalizmden Kapitalizme İlk Geçiş, İngiltere”den, “(…) Son Geçiş, Japonya”ya, “Edebiyat’ı Cedide’nin Otopsisi”nden “Türkiye’de Kapitalizmin Gelişimi”ne, Kürt meselesine parmak bastığı kitabı 1932 yılında Elazığ Cezaevi’nde yazmış: “İhtiyat Kuvvet; Milliyet”e…

12 Mart faşizmi tarafından aranırken ve aynı zamanda kanser kanamaları geçirirken Sovyet bürokratik diktatörlüğünün uydu yönetimleri tarafından sosyalist ülkelerden sınır dışı edilmiş, Yugoslavya’da yaşama gözlerini yumduğu son gününe kadar (11 Ekim 1971) yazmış, insanını uyarmaya çalışmış…

Kız çocuklarım başımın tacıdır; canlarımdır onlar… Onların eğitimine, yetişmelerine temel oluşturmuş Karabük yıllarında çok güzel baba-kız ilişkileri yaşadık. SSK Hastanesi’nin lojmanının arka bahçesini Pınar kızımla temizledik, oraya çiçekler, sebzeler ektik… Bir buçuk yaşında başlamıştı ezbere dört kıta şiir okumaya, alfabeyi sökmeye, şarkılar söylemeye… Pazar günlerinin Yenişehir Pazarı’nda bir elimde hep Başak kızımın eli vardı… Başak Ekmek Fabrikası’na birlikte giderdik. Esentepe’deki, adını anımsamadığım o koca bedenli Eflanili fırıncımız, Başak’ı önünü ilikleyerek “Hoş geldiniz efendim” diye karşılamaz mıydı, küçücük kızım mutluluktan havalara uçardı…

Selam olsun kız çocuklarının eğitimi için çabalamış Köy Enstitüleri’ne ve Baba Tonguç’a, selam olsun kız çocuklarını kardelenler olarak gören Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne, Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği’ne, selam olsun kızlarını, kadınlarını saygıyla, sevgiyle kucaklayanlara, selam olsun kadın erkek demeden hayatı paylaşanlara…

Selam olsun insanlığın için geleceği için mücadele edenlere, kötülüklere göğüs gerenlere…

Selam olsun Dr. Hikmet’in yol gösteren anısına, selam olsun doğan güne gülümseyenlere…

 

11 Ekim 2026, Alper Akçam

 

About Post Author

About Post Author