ODTÜ çıkışlı genç komedyen Deniz Göktaş’ın başına gelenleri duymayan kalmamıştır. Bir gösteri sırasında söylediği birkaç söz yüzünden ters kelepçeyle gözaltına alındı ve tutuklandı. İki gün önce de “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik”, “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlarından 18 ay 35 gün ceza verilerek tahliye edildi. Bu ceza da “Demokles’in kılıcı” gibi hep sırtında duracak.
Deniz başına gelenleri şöyle anlatıyor: “3 Temmuz’dan bugüne günlerim bu cezaevinde güneş almadan, hiçbir tutuklu veya hükümlü ile görüşmeden geçti. Ailemle haftada 10 dakika görüşebildim. Gösteride sarf ettiğim dört cümle nedeniyle 88 gündür tutukluyum. (…) Ellerim kelepçeliyken, tutuklanma istemiyle mahkemeye sevk edilmişken neden bir parti başkanıyla, Kemal Kılıçdaroğlu’yla görüştürüldüm? Hala anlam veremiyorum.”
Gerçekten de anlaşılması zor bir durum. Dünyada eşi benzeri bulunduğunu da sanmıyorum.
Deniz’e ters kelepçe takanlar, bir trol ordusu olarak CİMER’e ve çeşitli kurumlara suç duyurusunda bulunanlar, onun videolarını ve sözlerini kırparak hakkında bir linç kampanyası başlatanlar, demokrasiyle yönetildiği, bir hukuk devleti olduğu iddia edilen ülkemiz için çok düşündürücü öğeleri ve toplumumuzdaki insan yapısının çarpıklığını gösteriyor.
Ama şu son söylediği son şey yok mu, yani, “Kılıçdaroğlu”yla zorla görüştürülme”, artık söylenecek söz kalmıyor.
Bu zorla görüştürmeyi gerçekleştirmek için o gence baskı yapanlar bir tarafa, Kılıçdaroğlu denen bu adama ne demeli?
Bir mahkeme kararı ile seçimlerde geride kaldığı bir partiye el koyma onursuzluğun göstererek adını çirkin politikacılar sayfasına unutulmayacak bir biçimde yazdırdı ama başına olmadık şeyler gelmiş bir sanatçıyla, istemediği halde görüşme talebinde bulunması ve hiç utanmadan bunu yapması, bu kişinin artık akıl ve ahlâk sağlığı bakımından her türlü sınırı aştığının, hastalık derecesinde bir ruh durumuna bürünmüş olduğunun çok açık bir belirtisidir.
Yazıklar olsun sana be adam… Kendine acımıyorsan, ailene, aynı soyadını taşıdığın insanlara acı. Bu utanmazlığı, bu arsızlığı onlara da bulaştırma…
Bir de tabii, bu adamın çevresinde kendini bir şey sayıp ekranlara çıkanlar, nutuk atanlar var… Bunlara ek olarak en küçük bir zorda parti değiştirenler, çıkarları ya da yakasını bir şeylerden sıyırabilmek için o güne kadar karşı olduğu bir partinin rozetini yakasına taktıranlar ve bu durumu sırıtarak karşılayanları da bunlara eklemek gerek…
Böylesi insanlar bu toplumdan temizlenmedikçe, ya da sayıları en aza inmedikçe daha çok çekeceğimiz var. Yüzlerine tükürülse ne diyecekler acaba?
Gününüz aydın olsun güzel insanlar…
30 Eylül 2026

