AZİZ NESİN ANISINA…

SEN GİTTİN AMA ZÜBÜKLER HÂLÂ BAŞIMIZDA

1992 yılının 3 Temmuzunda Sivas’ta cehennem kültürünün kışkırttığı zebaniler, gülmece ustası Aziz Nesin’i diğer Anadolu kültür ve sanat elçileriyle birlikte yakmaya çalışmışlardı. Anadolu Ortaçağı’na karşı bir Rönesans olmaya çalışmış Cumhuriyet’ten bir parça daha intikam almışlardı.

Aziz Nesin sonsuzluğa göçeli otuz bir yıl oldu ama onun ölümsüzleştirdiği Zübük karakteri,  hayatın her alanında, hemen her makamında koltuklarda oturmaya, ekranlardan halka nutuklar atmaya, palavralarla, yalanlarla halkı kandırmaya devam ediyor. Temmuz ayında, Kemal Sunal’ın göç gününden (3 Temmuz) üç gün sonra da Aziz Nesin aramızdan ayrılmıştı. Kemal Sunal’ın ölümsüzleştirdiği Hababam Sınıfı’nın yazarı Rıfat Ilgaz da Sivas’a yakın bir günde 7 Temmuz’da yaşamın kötülüklerine dayanamayıp gülmece ustalarının yanına göçecektir.

Cumhuriyet’in Anadolu halk kültürünün üzerine Osmanlı’nın attığı yasaklar ve karanlıklar örtüsünü kaldırmasıyla, bu kültür içinde kandaş toplum geleneklerini besleyen Karagöz oyunu, Nasreddin Hoca ve Keloğlan hikâyeleri, Köroğlu ve diğer halk hikâyeleri de yazılı kültüre taşınmaya başlanmıştı. Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nin kuruluşu, Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü ve diğer köy enstitüleri arasında kurulan canlı ilişkiler ile, dinamik halk bilim çalışmalarının önü iyice açılmıştı.

Tam da bu ortamda gülmece kültürünün önemli bir temsilcisi, hatta edebiyat ortamındaki kurucusu olarak Aziz Nesin önemli bir işlevi yerine getirmeye, yeni bir çağın kapısını açmaya davrandı. Gülmece kültürünü yazın alanının her türüne aktararak edebiyat ve kültürde büyük bir değişim, dönüşümün öncüsü oldu. Aziz Nesin, Sabahattin Ali ve Rıfat Ilgaz’ın büyük güçlükle içinde ayakta tuttuğu Marko Paşa, dönem iktidarının en önemli kaygı ve korku kaynağı olmuş, başına gelmedik kalmamıştır. Marko Paşa’nın kapatılması üzerine yerini, “Malum Paşa”, “Merhum Paşa”, “Bizim Paşa”, “Yedi Sekiz Paşa”, “Ali Baba” ve “Öküz Mehmet Paşa” alır… Aziz Nesin, gülmeceyi ve parodiyi baş tacı yapan tutumunu son nefesine kadar sürdürmeyi de başarmıştır.

Bu ülkenin ikiyüzlü zebanileri, halkı açlık yanında karanlığa ve korkuya mahkûm etmek isteyenler gülmece yoluyla da olsa en küçük eleştiriye tahammül edemezler. Onlar gülmez ve kimsenin de gülmesini istemezler. Köy Enstitüleri’nin kurucusu Tonguç Baba, “Biz korkuya karşı savaşıyoruz” demişti.

Aziz Nesin’in başyapıtı gibi de sayabileceğimiz, Zübük adlı roman bu toplumun ve riyakâr politikacıların tüm kirli çamaşırlarını ortaya döker. Kasaba halkı, başlarına bela olan Zübük’ten kurtulabilmek için her yola başvurur, bütün önlemleri almaya çalışır; geçici başarılar kazanır. Ancak, Zübük romanın sonunda yine ayaktadır, yine insanları kandırırken sıkıntı çekmemektedir…

“Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz”da kayıtlarda yaşamıyor olarak görünen kahramanımızın başına gelmedik iş kalmaz. Ne yaparsa yapsın bürokrasi karşısında yaşadığını kanıtlayamaz, kendini yaşıyor olarak kabul ettiremez. En son düştüğü cezaevinde adam kandırmayı, dolap çevirmeyi öğrendikten sonradır ki, Yaşar’ın hayatı kolaylaşır… Toplumsal ergenleşme sürecini tamamlamış olur…

Anadolu coğrafyasında yeniden egemenlik kurmaya başlayan Ortaçağ kasveti ve korkusu karşısında, Aziz Nesin’in ve onun gülmecesinin anlamı bir kez daha çoğalıyor.

Karanlığa karşı özgürlük ve adalet için direnmenin yanında, en büyük devrimci eylemlerden biri de gülmeyi, güldürmeyi ihmal etmemektir.

Aziz Nesin’i, bizi gülmekten ve eleştirmekten uzak tutmayan değerlerimizi, günümüz zübüklerinin tutsağı olmuş, ters kelepçeler takılıp yüksek güvenlikle cezaevlerine kapatılmış sanatçılarımızı sevgiyle, saygıyla anıyoruz.

Gününüz aydın olsun…

06 Temmuz 2026

About Post Author

About Post Author