Ana muhalefet partisine ait belediyelerin inanılmaz, hukuksuz ve vicdansızca baskılar altında bulunduğu bir dönemde böyle bir yazıyı kaleme almak istemezdim.
Benim eleştirilerimle, dile getireceklerimle hiçbir ilgisi olmayan birçok suçsuz, günahsız insanın salt siyasi düşünceleri ve ait oldukları partiler nedeniyle haksız yere cezaevlerinde olduğunu adım gibi biliyorum. İnanın ki onlar için çok üzülüyorum uykularım kaçıyor; dimdik durup adaletsizliklere göğüs gerenleri, halkıyla bütünleşenleri gördükçe de göğsüm kabarıyor, geleceğe olan inancım çoğalıyor.
Yine de bazılarının yanlış adreslerde yanlış şeyler yaptıklarını söylemekten geri duramıyorum.
Son günlerimi, oluşan bazı sağlık sorunlarını giderebilmek ve biraz da çok sevdiğim denizde kulaç atma işini gerçekleştirebilmek için Karabük SSK Cerrahlığı yıllarımdan kalma, Çandarlı’daki kooperatif yazlığında geçirdim. AKP’nin bu memlekete yaptığı en büyük kötülüklerden birisi de çarpık kentleşmeyi hızlandıran, rantı çoğaltan bir anlayışla küçük saydığı belediyeleri ortadan kaldırıp büyüklerine bağlamak oldu. Ege’nin şirin kasabası, emeklilerin ve çevre illerdeki emekçilerin denizden yararlanmak için can atarak geldiği Çandarlı belediyesi kaldırılıp Dikili’ye bağlanınca her şey geriye gitmeye başladı. Yollar köstebek yuvası gibi, çöpler zamanında alınmıyor, yazları yüz bine yakın bir kalabalığın yaşadığı bu şirin belde pisliğe, toza toprağa, çukurlara teslim oluyor.
Özellikle, büyük bir kıvançla izlediğim, adalet ve özgürlük mücadelesindeki, Cumhuriyet değerleri savunucusu sol, sosyal demokrat liderlere bir ağabey öğüdüm olacak. Müteahhitleri, inşaat malzemesi satıcılarını, arsa komisyoncularını yerel yönetimlerin başına getirmesinler. Çandarlı’da onarım için çağırdığım işçiler, belediye başkanının kendi inşaat şirketinin de işin içinde bulunduğu bir şeyler yapmak peşinde olduğunu, başka şeylere pek bakmadığını söylediler. Günahları, sevapları kendi boylarına ama ben yetmişini aşmış, sağı solu ayırmasını bilen bilinçli bir yurttaş olarak gördüğümü, yaşadığımı bilirim. Çandarlı’da da, Dikili’de de belediye hizmetleri çok kötü. Dikili yıllardır girebildin mi, çıkmayı bir türlü başaramayacağın bir trafik keşmekeşi, yol inşaatları karmaşası içinde yaşıyor. Hiçbir şeyin kuralı yok, kimse hiçbir şeyi denetlemiyor.
Yerel yönetimlerde görev alanların arada bir makam koltuklarından kalkıp sokağa inmesi, halkın nasıl yaşadığını, belediye hizmetlerinin ne durumda olduğunu görmesi gerek.
Karabük SSK Hastanesi’nde çalıştığım, hele de yöneticilik yaptığım yıllarda uzun bayram tatilleri geldiğinde beni afakanlar basardı. Karabük ve çevresindeki, hepsi de en küçük sorununda SSK Hastanesi’nin yolunu tutan yüzbinlerce insanın pansumanını, enjeksiyonlarını kim yapacak, sağlık ve hastane keşmekeşinin önüne nasıl geçilebilecekti. Buna göre düzenlemeler yapar, özel bölümlerde tatil günlerinde işe gelince üç kuruş fazla ücret alabilecek birilerini görevlendirmeye çalışırdım. Normal iş günlerinde de tüm hastane ve ekleri haftada bir gün tepeden tırnağa bir askeri birlik gibi denetimden geçer, arada bir de sürpriz baskınlar yapılırdı.
Ne yazık ki bu ülkede yerel yöneticilerin çoğunluğu halkın arasına inmiyor, özellikle çevre semtlere gidip halkın nasıl yaşadığına, belediye hizmetlerinin ne durumda olduğuna bakmıyor.
Bir ikinci sözüm de sayıları ikiyi üçü geçmeyen, dürüst habercilik yapmaya çalışan televizyon kanallarına. Gözünüzü seveyim, zaten milletin canı burnunda, şu şom ağızlı yorumcuları ekranlara çıkarmayın. Daha şeytan aklına bile getirmeden olası bütün kötü şeyleri onlar dile getiriyor. “Butlan”dan önce aylarca “Butlan gelecek, gelecek” diye bağırdılar, “Olamaz hukuksuzdur!” demek varken sanki birilerine yol gösterdiler. Şimdi de başka en kötü senaryoları geveleyip milletin moralini bozmayı hüner sayıyorlar. Şu şom ağızlıları atın ekranlardan! Halkımız umut istiyor, adalet istiyor, özgürce eleştiri, direniş ve derleniş söylemleri istiyor…
Gününüz aydın, sokaklarınız, subaşlarınız, ormanlarınız, kıyılarınız temiz, ekmeğiniz helal, alnınız ak olsun değerli dostlar…

2 Haziran 2026
