İSTANBULUN FETHİ

        “İSTANBULUN FETHİ”NİN 573. YILINDA İSTANBUL’U DÜŞÜNÜRKEN…

Ülke buncu büyük karmaşa içindeyken, birileri bütün aynaları ele geçirip yalnızca kendisinin görülebileceği bir dünya kurmak için hayatın tüm alanlarını fethetmeye çalışırken, bana 573 yıl önce gerçekleşmiş “İstanbul’un Fethi”ni anımsatan ve kutlayan bir okurum aracı oldu; İstanbul’un fethinin 550. yılında AKP’li İstanbul Belediyesi’nin benim de aralarında bulunduğum 550 edebiyatçının el yazısıyla çıkarmayı düşündüğü, büyük olasılıkla da gelen yazıların niteliği nedeniyle bastırmaktan vazgeçtiği “İstanbul Kitabı” için kaleme alınmış metni yeniden paylaşma gereği duydum.

“Başkalarına ait bir şehri bir tarih gerekliliği, belki de zorunluluğu olarak ‘ele geçirme’nin, olaydan tam beş yüz elli yıl sonra törenlerle kutlandığı bir günde tarihi düşünmenin yarattığı karmaşayı yaşıyorum İstanbul’u düşünürken.

Yazıyı daha önce kullanmış, hatta tarihi istediği gibi yazmış sınıflı bir antika medeniyetin, yozlaşmış, çürümüş, derebeyleşmiş yerleşkesine çağırdığı, belki de insancıl tözünü, eşitlik, kardeşlik, özgürlük duygularını o güne kadar daha iyi saklamayı başarmış bir soyu anarken kullandığı “barbar” sözcüğünün üzerime düşürdüğü gölgeyi taşıyorum İstanbul’u düşünürken..

“Barbar”lardan biriymiş gibi görünmemek için, daha o günden başlayarak kendi gibi olandan ayrı kalmayı ve üst olana öykünmeyi kimliksiz bedenine giyinmiş, Batı’dan kendine bakanlara maymunca benzemeye çalışmış bir aydın onursuzluğundan, bir aşağılık kompleksinden sıyrılabilenlere kıvançla bakıyorum İstanbul’u düşünürken…

O “ele geçirme’yi izleyen bir süreçte kendi soyuna, kendi halkına kendi diliyle yazmayı, kendi dilini kullanmayı çok görmüş bir saltanatın, kardeş ve oğul kanını hak gören acımasızlığı ve inancı mızrak ucunda taşıyan iktidar hırsı esiyor üstüme…

İstanbul’u düşünüyorum… Kendi varoluş bilincimde, başkalarının varoluş haklarına ne kadar saygılı olabildiğimi sorgulayarak… Benim gibi yaşamayan, benim gibi düşünmeyen, benim gibi inanmayanlara bakarken, onların bana nasıl baktıklarını görüyorum sanki.

Hani o ‘öteki’ diye bildiğimiz, yazınımızın değişmez nesnesini kendi öznemde arıyorum öncelikle; başkalarına ait olanı, kimi piyasa oyunlarıyla, kimi zor kullanarak, kanla, bombayla, çocukları, yaşlıları parçalayarak, aşsız, ilaçsız bırakarak “ele geçirme” oyunlarının sıkça oynandığı bir dünyada…

Kendimi kendim gibi tanıyabildiğimde ve benim gibi olmayanı da sevebildiğimde, anlayabildiğimde ancak, özgürlüğümü ayrımsıyorum; İstanbul’u düşünmek dayanılmaz bir yaşam sevinci veriyor bana İstanbul’u düşünürken…”

Yüzlerce yıl önce “dört yüz atlı” ile geldiği Anadolu ve Urumeli’nde Bizans derebeyliğinin inlettiği, soyduğu köylü halkları dinine, diline bakmaksızın kardeş gibi gören ve kullandığı toprakları miras hakkı olmaksızın kendisine “Beytülmal” kılan Gâzi Ertuğrullara, yüz yıldan fazla bir zaman önce ülke topraklarını işgale çıkmış emperyalist ordulara karşı halkıyla bir olup dişle tırnakla bağımsızlığını kazanmış, onurlu bir Cumhuriyet Kurmuş Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e de selam…

İstanbul’da yaşayan milyonlarca yurttaşımın siyasi iradelerinin, özgür bilinçlerinin yargı oyunları ve kumpas davalarıyla fethedilmeye çalışıldığı bir tarihte 573 yıl önceki bir tarihi olayı kendi siyasi kariyerlerine gösterge yapıp övünmeye çıkmış birilerine karşı insanlığı, doğruluğu, barışı, kardeşliği, hukuku ve çağdaş demokrasiyi savunanlara da bin selam olsun…

Gününüz aydın olsun adaletle ve sevgiyle kazanmayı tercih edenler…

1 Haziran 2026

About Post Author

About Post Author