
Bundan 12 yıl önce, 13 Mayıs 2014 tarihinde Soma’da 301 canımızı kurban ettik.
Türkiye çok uzun zamandır önemli bir yol ayrımında…
Ya güneşimizi, yer üstü zenginliklerimizi, zeytinimizi, balımızı, fındığımızı, kayısımızı, sütümüzü, peynirimizi, narenciyemizi, deniz ürünlerimizi baş tacı edeceğiz, ya modern dünyanın büyük bir hızla bırakmaya başladığı termik ve nükleer santrallerle gözü doymaz beton yığınlarının, şehirlerin bağrına birer hançer gibi saplanmış AVM’lerin günden güne artan enerji ihtiyacını karşılayabilmek için çocuklarımızın geleceğini harcayacağız.
Ya rüzgâr ve güneş, ya insan canını hiçe sayan müteahhitlerin kömür ve maden arama çalışmaları…
Soma’dan İliç’e; yeraltında kara ölüme teslim ettiğimiz 301 can Soma’da, üzerine milyonlarca ton vatan toprağını döktürdüğümüz dokuz fidan yurttaşımız İliç’te… Yol ayrımında acı dersler var…
Yurt çapında kesilen zeytinlikler, yok edilen yeşillikler, kirletilen, toplu balık ölümlerinin yaşandığı, zehir ve kimya akıtan nehirler, yağmalanan koylar, halka kapatılan sahiller…
Soma ve İliç, yurdumun kapkara politikalarına, insan yaşamını hiç sayan kar hırsının yol açtığı çarpık düzen yaralarına uyan örnek fotoğraflar…
Üç tarafı denizlerle çevrili, yeryüzünün giderek petrolden daha çok gereksinim duymaya başladığı su kaynakları bakımından zengin, dünyada emsali, eşi benzeri olmayan lezzette ve sağlıklı tarım ve hayvancılık ürününü yetiştiren bereket tanrıçası Kybele’nin yurdu Anadolu toprağında, insanların karınlarını doyurabilmek için doğru dürüst iş güvenliği önlemi alınmamış kömür madenlerinde yerin yüzlerce metre altında asgari ücret karşılığı çalışırken alevlere, çamurlu su baskınlarına, dumana, havasızlığa mahkûm olması, su kaynaklarımızı zehirleyen, toprağa siyanür karıştıran maden şirketlerinin vatan topraklarını insanlarımızın üstüne hallaç pamuğu gibi atması…
Soma, aynı zamanda maden kazasında oğlunu kaybetmiş bir babanın ayağındaki delik lastiktir.
Soma, dünyanın en zenginleriyle yarışan, lüks jiplerle şehir bulvarlarında fink atan bir avuç ihaleci, vergi bile vermeyen bir avuç müeahhit ile açlığa mahkûm edilmiş emekli ve ekmeğini aslanın ağzından almaya çalışan emekçiler için sembol bir ad. Sendikasız, sigortasız, iş güvenliksiz, MESEM oyunlarıyla gencecik yaşlarda patronlara ucuz işgücü olarak ısmarlanan, milyonlarcası üniversite bitirip yandaş seçimi yapılan mülakatları geçemediği için atanamayan cevval gençliğin ülkesi olduk.
Ekonomik gidiş belli… Verilmiş yüz binlerce maden arama ruhsatı ile yeraltı zenginliklerimizi yerli-yabancı parababalarına peşkeş çekme, petrol şirketlerinin kışkırttığı “yol-beton”laşma politikası… Şehirde de köyde de milletin anası ağlıyor. Şehirlerde nefes alacak yer kalmadı, ömürler trafikte geçiyor, göğü gelen binalardan sokaklara güneş düşmüyor, köylerde karın doymuyor.
Bu ülkenin en öncelikli sorunu, sağa sola, kapitalizme, sosyalizme bakmadan üreticinin örgütlenmesidir. Köylümüzün satarak karnını doyuramadığı en güzel ürünler şehirlerdeki tüketicinin önüne gelene kadar fiyatı on kat artıyor. Aracı, tefeci kazanıyor; üretici ve tüketici kan ağlıyor.
Hiçbir Batı kapitalizmi ülkesinde üretici köylü çıplak et gibi yalnız başına değil, kooperatiflerde, birliklerde örgütlü… Öyle satıyor ürününü… Üretici örgütlenmesi, ürünün denetlenmesini, eşsiz benzersiz doğal ürünlerin dünyaya tanıtımını da sağlayacaktır. Çark tersine dönecek, Anadolu’nun bereketli toprakları karın doyurduğu gibi ülkenin geleceği için bir devrim yanardağı gibi olacaktır.
2024 seçimlerinde büyük şehirlerde meydana gelen değişim sonrası yerel yönetimler kooperatiflere, köylü birliklerine az buçuk el uzatmaya başlamıştı. İnanılmaz bir yargı süreci ile iktidara muhalif belediyelerde bir korku kampanyası körüklendi, kıllarını kıpırdatmaktan çekinir duruma geldiler. Parti değiştirmeyi kabul etmeyenlere zindan, biat edenlere sorgu sual yok…
Bir yandan da önemli bir halk uyanışı var. İnsanlarımız zeytinlerine, ormanlarına, geçim kaynaklarına can pahasına sahip çıkmaya, geleceğini kurtarmaya çalışıyor. Bu süreçte, bir yandan da ülkemiz ikbal ve iktidar için muhalif partilerde politikaya girmiş birilerinden arınıyor.
Onurlu olabilmek, dik durabilmek alkışlanıyor…
Selam olsun alnındaki karalarla ak ölümlere yazılmış yurdum insanlarımızın anısına; selam olsun Soma’ya…
Selam olsun yurdu için, insanının geleceği için dayanışmaya duranlara…
Gününüz aydın olsun…
13 Mayıs 2026
